Düğün değil bayram değil
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal
Ülkemiz hatta yaşadığımız yerel yerler bağlamında çarşı ve pazarda gezerken alım satıma konu olan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışı fark etmemek için, kör olmamız gerekir. Halkın içinde Konya özelinde devamlı dolaşan biri olarak bizzat gördüğüm fiyat artışlarından birkaç örnek vereyim. Orta düzey esnaf lokantasında kuru fasulyenin porsiyonu 100 TL’den 120 TL.’ye, kızarmış tavuk 250 TL’den 280 TL.’ye, rekabet etmek amacıyla düşük fiyattan hizmet vermeye çalışan lokantada tek etli ekmeğin fiyatı 160 TL.’den 180 TL.’ye arttığına bizzat şahit oldum. İnsanın aklına hemen şu soru gelmektedir; ne oldu da firmalar fiyat artırımına gittiler? Ülkemiz özelinde; iklim şartları mı kötü gitti? Piyasaları etkileyecek boyutta deprem mi oldu? Salgın hastalıkla mı karşılaştık? Siyasi kriz mi hortladı? Toplumsal çatışma mı baş gösterdi? Küresel bağlamda; ABD-İran-israil arasında devam eden karşılıklı tehditler dolayısıyla bölgesel riskte artış mı oldu? (Savaş, çatışma, tehdit, karşılıklı provokatör ve algı oluşturma amaçlı yapılan açıklamalar vb. zaten devam ediyor). Savaş öncesinde 60 $ seviyesinden savaş boyunca 100 $ eşiğini atlayan petrol fiyatlarında aşırı artış mı oldu? (Örneğin petrol fiyatı 200 $ düzeyine m, fırladı). Bu ve benzer soruların cevabı hayır olacaktır. İfade edilen soruların cevabı, zaten bir süreç veya trend haline gelmiş uygulamalardır ve de devam etmektedir. O halde ülkemizde son birkaç gündür görülen ve örnekleri de verilen fiyat artışları nasıl açıklanmalıdır?
Fiyat atışlarının nedeni iktisat literatüründe teorik olarak -ceterisparibus-, toplam talebin toplam arzdan fazla olmasıyla açıklanmaktadır. Yapılan bu açıklama bilimsel açıdan doğru olmakla birlikte, piyasa gerçekleriyle uyuşmamaktadır. Çünkü günümüzde tüm ülkeler için geçerli olan realite piyasada fiyatların belirlenmesi, arz ve talep kesişmesiyle değil, diğer birçok faktörün etkisiyle yani piyasa başarısızlığından kaynaklanmaktadır. Piyasa başarısızlığının nedenleri olarak; eksik rekabet firmalarının yoğunluğu, tekelci firmaların hammadde–ara mal–mal–hizmetlerin fiyatların belirlenmesindeki orantısız güç halinde fiyatları belirleme güçleri, tam kamusal mallar, dışsallıklar, bedavacılık, doğal tekeller, ortak mallar, erdemli–erdemsiz mallar, eksik piyasalar, asimetrik bilgi gibi unsurlar sayılmaktadır. Bundan itibaren 86.320.602 (1 Temmuz 2026 itibariye TÜİK verisi) kişinin hakkını koruma görev–yetki–sorumluk anlamında hükümete geçmektedir ki, bu süreçte hükümetin gerekli yasaları ve denetimleri çıkarma konusunda başarılı olduğunu söylemek, ne yazık ki mümkün değildir. Asgari ücretlilerin, kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaşlarının belirlenmesine yılbaşına yaklaşık iki ay kalmasına rağmen yeni yeni konuşulmaya başlandığı, içinde yaşadığımız şu günlerde, bu zamana kadar devam eden iktisadi, siyasi ve toplumsal parametrelerde olumsuz koşullarda ilave ciddi denecek düzeyde değişiklik olmamasına rağmen, mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışların anlamı nedir? Haydi diyelim bir anlığına, serbest piyasa ekonomisi gereği yapılıyor diyelim, ancak serbest piyasa ekonomisi firmaların keyfi olarak fiyatları artırdığı bir sistem değil ki? Ülkemizde uygulanan, serbest piyasa sosuyla sarıp sarmalanmış serbest tefeci ekonomisidir. Burada hemen akla gelen, firmaların yaptığı söz konusu keyfi fiyat artışları karşısında hükümetin gerekli yasaları çıkarıp çıkarmadığı ve denetlemeleri yeterince yapıp yapmadığı sorusudur ki, maalesef bu konuda hükümet yaptığı, yapmadığı müdahalelerde sınıfta kalmıştır. Nasıl mı bu sonuca vardık? Çünkü yıllardan beri aynı sarmal devam diyor. Asgari ücret ve altı aylık zam dönemi yaklaşınca ve sonrasında her altı ayda fiyatlar en az %30 artıyor. Nominal gelir de artmasına rağmen (TÜİK verileri), ancak halk fakirleşiyor, hükümet de seyretmeye devam ediyor.