Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

TÜİK'in enflasyonu vatandaşın çektikleri

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Ülkemizin resmi veri kurumu olan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından iktisadi, sosyal, demografik, sağlık, eğitim, AR-GE, ulaşım, çevre, trafik, altın, haberleşme vb. alanlarıyla ilgili açıklamaları, kamuoyunun büyük bir kesimi tarafından ciddi şekilde tartışılmaktadır ve yine önemli oranda da karşılık bulmamaktadır. Özellikle iktisadi veriler le ilgili hele hele kamu kurumlarında çalışan memur, işçi kesimi yanı sıra emekli ve asgari ücretlerin belirlenmesinde baz alınan enflasyon rakamlarına, seksen altı milyonun çok büyük çoğunluğunun güveni yok denecek düzeydedir. Devletin bir kurumu olan TÜİK’in verilerini yürütme organı konumundaki hükümetin konuşmalarla, raporlarla ve grafiklerle desteklemesi beklenen normal bir durumdur. Ancak önemli olan, verilerin toplum nazarında karşılık bulup bulmadığı, halkın ikna olup olmadığıdır. Konuya böyle yaklaşınca, maalesef TÜİK’e ve kamuoyuyla paylaştığı verilerin inandırıcılığına şüpheyle bakılmaktadır. Sorulması gereken, bu noktaya nasıl gelindiğidir.

3 Eylül 2026 tarihinde TÜİK’in açıkladığı veriler şu şekildedir. TÜFE'deki (2025=100) değişim 2026 yılı Eylül ayında bir önceki aya göre %1.84 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %24.32 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %29.73 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %31.49 artış olarak gerçekleşti. Buna göre yıllık enflasyon (TÜFE / Manşet Enflasyonu) oranının %29.73 ve on iki aylık ortalama enflasyon oranının ise %31.49 olduğu şeklindedir. Acaba bu rakamlar, halkın geliri ile mal ve hizmet giderleri için yaptığı harcamalardaki artışla paralel midir? ya da TÜFE hesaplamasında kullanılan harcama gruplarının ağırlığı, halkın harcamaları içindeki ağırlığıyla aynı mıdır? gibi soruların, siyasi düşüncelerden arındırılıp bilimsel kriterlerle cevaplandırıldığında, ancak bir anlam ifade etmektedir. Değilse TÜİK tarafından açıklanan verilere göre kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaşların ve yine buna göre hesaplanan asgari ücretlerin, nominal olarak artmasına rağmen reel satın alma gücünü azaltmaktan başka bir sonucu olmayacaktır. Hükümet TÜİK’in açıkladığı verileri baz alıp ona göre artışları yaptığı için kamu çalışanlarını, emeklileri ve asgari ücretlileri enflasyon karşısında ezdirmedik nakaratını söylemeye devam ederken, seksen yedi milyonun çok küçük bir azınlık dışında kalan (siyasetçiler ve birinci dereceden yakınları, kamu kurumlarının ihalelerini kazanan iktidara yakın iş insanlarının sahibi oldukları firmalar ile, il ve ilçelerimizdeki belediyelerin yaptığı ihaleleri aynı veya yakın siyasi görüşe sahip firmalar), temel ve zorunlu ihtiyaçlarını satın almak amacıyla çarşıya pazara çıkan büyük çoğunluk, ne yazık ki piyasadan “Osmanlı Tokadı” yemekten kendini kurtaramamaktadır. Çünkü piyasada alım satıma konu olan hemen her şeyin fiyatı, TÜİK’in Eylül ayı itibariyle açıkladığı yıllık %29,73 oranında değil, çok daha fazla arttığı gerçeğiyle yüzleşmektedir. Bu durumda vatandaşlar mecburen yaşam kalitesini düşürme pahasına kaliteli ve güvenilir (sağlık, hijyen vb.) olup olmamasına bakma gereği bile duymadan, alışveriş yapmak zorunda kalmaktadır. Devamında ülke olarak varacağımız nokta; orta ve uzun vadede aile bağlarının daha da zayıflaması, sağlıksız, mutsuz, kendine özgüven duymayan ve ancak hayatta kalmak için çabalayan yığın kalabalıklar. Hükümet başkanı, bakanlar, milletvekilleri, valiler, kaymakamlar, il-ilçe belediye başkanları, üniversiteler; halkın çok büyük kesiminin çektiği geçim sıkıntısını görmüyor musunuz? ya da kamu kurumu niteliğindeki kurumlarla ve sivil toplum örgütlerinin başındaki yetkililer, gazeteciler, basın mensupları; emeklilerin, asgari ücretle çalışanların, küçük esnafın, kamu ve özel sektör çalışanların reel gelirinin azalmasından, serbest piyasa adı altında firmaların tefeci gibi fiyatları keyfi olarak artırmasından ve hükümetin caydırıcı  yaptırımlara girişmemesinden rahatsızlık duymuyor musunuz? Aferin sizlere.

Yazarın Diğer Yazıları