Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Dini ve ahlaki sembollerin istismarı

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Güneşin Kudüs surları üzerine altın bir tül gibi serildiği, adaletin Hz. Süleyman eliyle tecelli ettiği demlerde, tüm canlılar ilahi nizamın huzuruyla soluklanırdı. Günlerden bir gün bu adalet divanına, kanadı kırık yaralı bir kuş sığındı. Kuş, kendisini avlamaya çalışırken kanadını kıran kişinin bir derviş olduğunu söyleyerek şikâyetçi oldu. Hz. Süleyman dervişi huzura çağırıp hesabını sorduğunda derviş, niyetinin avlanmak olduğunu ve gizlenmeden yaklaştığını belirterek kendini savundu. Bunun üzerine Sultan, kuşa dönerek neden kaçmadığını sordu. Kuşun verdiği cevap ise tarihe kazınacak bir basiret örneğiydi: “Sultanım, ben onun üzerindeki dervişlik hırkasını gördüm de kaçmadım. Avcı kıyafetinde olsaydı tedbirimi alırdım. Fakat 'Bu adam derviş kisvesindedir, bundan bana zarar gelmez' diyerek güvendim.” Hz. Süleyman dervişin kolunun kırılmasına karar verdiğinde ise kuş tekrar öne atılarak asıl dersi verdi: “Sultanım, kolunu kırsanız iyileşir ve yine can yakar. Siz en iyisi onun sırtındaki dervişlik hırkasını söküp alın ki, benim gibi masumlar o mübarek libasa bakıp bir daha aldanmasın!”

Surete hürmet edip sîrete kör kalmak, insanoğlunun tarih boyunca düştüğü en kadim ve en hüzünlü tuzaklardan biridir. Yaralı kuşun hikâyesi, günümüzde de tazeliğini koruyan güven istismarının ve sembol avcılığının en yalın özetidir. Bugün de bireyler ve toplumlar, kişilerin özündeki ahlaka bakmak yerine, sırtlarına geçirdikleri temsil zırhlarına bakarak gafil avlanmaktadır. Dini söylemleri dilinden düşürmeyen ilim veya hizmet yapıları altında örgütlenen yapıların, insanların samimi inançlarını sömürerek kendi karanlık emellerine alet etmeleri bu durumun somut bir örneğidir. Benzer şekilde, ticari hayatta “helal kazanç”, “etik ticaret” veya “sosyal sorumluluk” etiketlerinin arkasına saklanarak kurulan saadet zincirleri ve dolandırıcılık şebekeleri, insanların merhametini ve inancını birer avlama silahına dönüştürmektedir. Derviş hırkasının yerini bugün süslü unvanlar, manevi jargonlar ve kurumsal maskeler almış, fakat ne yazık ki sembolün arkasındaki niyetin hamlığı hiç değişmemiştir.

Bu hazin durum, toplumsal dokudaki güven mekanizmasının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne serer. Kötülük, avcı kıyafetiyle yani açıkça ve dürüstçe geldiğinde toplum doğası gereği savunma mekanizmalarını çalıştırır, tedbirini alır. Ancak bir düşüncenin, kutsal bir makamın ya da insani bir hayırseverlik kimliğinin ardına sığınarak işlenen kötülük, sıradan bir zalimlikten çok daha yıkıcıdır. Günümüzde bazı sivil toplum kuruluşu, yardım derneği veya eğitim vakfı adı altında toplanan bağışların şahsi çıkarlara aktarılması ya da akademide ilmi etiketi kullanarak fikri hırsızlık yapılması buna örnektir. Bu tür istismarlar sadece muhatabının canını yakmakla kalmaz; temsil edilen iyilik, merhamet ve hayırseverlik gibi bütün ulvi değerlerin de içini boşaltır. Bir insan, dini ve ahlaki sembolleri istismar eden bir riyakâra rastladığında, ne yazık ki bir daha gerçekten yardıma muhtaç olanlara veya samimi bir yapıya güven duymakta zorlanır. Güven, bir kez kırıldığında kolay iyileşmeyen en hassas kanattır.

Hikâyede asıl derinlik kazanan ve toplumsal adalete ışık tutan nokta ise, cezanın mahiyetine dair yaralı kuşun sergilediği eşsiz yaklaşımdır. Fiziksel veya geçici cezalar, ne bireyin içindeki nefsani hırsı yok eder ne de onun temsil ettiği makamı yeniden istismar etme yetisini elinden alır. Nitekim günümüzde de yolsuzluk yapan bir yöneticinin, etik kuralları çiğneyen bir tüccarın ya da dini değerleri sömüren bir yapının sadece geçici para cezaları veya kısa süreli yaptırımlarla geçiştirilmesi, sorunu kökten çözmemektedir. Cezalandırılan ancak yetkisi ve sıfatı elinden alınmayan zihniyetler, iyileşen bir kol gibi ilk fırsatta yeniden aynı hırsla hareket etmektedir. Kuşun "Onun üzerindeki dervişlik elbisesini çıkarın" talebi, cezada asıl amacın intikam almak değil; maskeleri düşürmek, ehliyetsiz ellerden kutsal unvanları söküp almak ve kötülüğün imkânını tamamen kurutmak olduğunu ortaya koyar.

Hakiki adalet, istismara açık sembolleri liyakatsiz ve ahlaksız ellerden çekip alarak masumları koruma altına almaktır. Bir insan temsil ettiği değerin ahlakını ve ağır sorumluluğunu taşımıyorsa, o değerin arkasında gizlenmesine göz yummak, toplumun yeniden aldatılmasına ve yeni kanatların kırılmasına ortak olmaktır. İster dini bir kurumda ister ticari veya siyasi bir yapıda olsun; ahlakı bir maske olarak kullanan riyakârlar karşısında yapılması gereken tek şey, o unvanı ve sıfatı kullanma yetkisini ellerinden alarak gerçek yüzlerini açığa çıkarmaktır. Maskeleri düşürülmüş, tüccar ve avcı kimliği deşifre edilmiş bir riyakâr artık kimseyi kandıramaz. Ancak bu ilkesel duruş sayesinde zayıflar, masumlar ve samimi müminler bir daha aynı yerden yaralanmaz; toplumun adalet ve merhamete olan inancı koruma altına alınmış olur.

Yazarın Diğer Yazıları