Böyle mi olmalıydı?
Salih Küçükiba
Konyaspor 0-4 Galatasaray: Sahadaki Çaresizlik, Kenardaki Israr ve Kaçınılmaz Sonuç
* Konyaspor’un sahaya çıktığı diziliş…
* Tercih edilen ilk 11…
* Kendi tribünlerimizde Galatasaray taraftarlarının varlığı…
* Sezon başında izlenen transfer politikası…
* Sahaya yansıyan çaresizlik…
* Ve tabelaya yansıyan acı sonuç…
Evet, bunların hiçbiri böyle olmamalıydı. Ama ne yazık ki oldu!
Üstelik bu tablonun arkasında, her biri ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken ciddi nedenler var.
Konyaspor, Süper Lig’in 10. haftasında adeta bir kâbus yaşadı. Geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği karşısında alınan galibiyetle yeniden kazanıldığı düşünülen özgüven, Galatasaray karşısında yerini organizasyondan uzak, üretkenlikten yoksun ve çaresiz bir futbol anlayışına bıraktı.
Peki, Konyaspor bu noktaya nasıl geldi?
Teknik heyetin Muleka ve Melih İbrahimoğlu tercihlerindeki ısrarı, aynı oyun dizilişinden vazgeçmemesi, Deniz Türüç’ü farklı bir rolde değerlendirmemesi ve alternatif oyun planlarını devreye sokmaması, mağlubiyetin temel nedenleri arasında yer aldı.
Daha önce Amed karşılaşmasının ardından kaleme aldığım yazıda da vurguladığım gibi, Konyaspor’un hücum hattındaki sorunlar yalnızca oyuncuların bireysel performanslarıyla açıklanamaz. Forvetlerin gol yollarındaki etkisizliğini aşmak için farklı hücum varyasyonları geliştirmek, ceza sahasına daha fazla oyuncuyla girmek ve hücum organizasyonlarını çeşitlendirmek gerekiyor.
Ancak Galatasaray karşısında bu anlamda yeterli bir reaksiyon göremedik.
Galatasaray maçında beni en çok üzen olay ise sahadaki çaresizlik ve tribünlerde Galatasaraylı futbolcuların gol sevinçlerini çekmek için birbiriyle yarışan insanlar oldu. Biz Şehr-i Müdafaa dedikçe, şehrimizin takımına sahip çıkalım dedikçe, yıkalım şu hegemonyayı dedikçe hala bir arpa boyu yol alamamız beni çok üzüyor. Yönetimin de dünkü maçta buna çanak tutup biletsiz Galatasaraylıları tribünlere alıp yanımıza oturtması maalesef bu düzeni yıkacağımıza dair ümitlerimi bitirdi.
Konyaspor, Galatasaray karşısında yalnızca skor olarak değil, oyun planı ve hücum organizasyonu açısından da beklentilerin gerisinde kaldı. Rakibin üstünlüğüne karşılık verecek bir alternatif üretilememesi, mağlubiyetin ağırlaşmasına zemin hazırladı.
Bir teknik direktörün görevi yalnızca ilk 11’i sahaya sürmek değildir. Maçın gidişatını okumak, rakibin güçlü yönlerine karşı önlem almak ve işlemeyen planı değiştirebilecek cesareti göstermek de teknik yönetimin sorumluluğundadır.
Futbolda bazen yanlış tercih maçı kaybettirir, aynı yanlışta ısrar etmek ise mağlubiyeti ağırlaştırır.
Rakamlar ortada: Galatasaray’ın kadro değeri yaklaşık 381 milyon euro, Konyaspor’un ise 34 milyon euro. Arada yaklaşık 11 katlık bir fark var.
Böylesine büyük bir ekonomik ve kadro kalitesi farkına sahip iki takımın mücadelesinde Galatasaray’ı favori göstermek elbette yanlış olmaz. Rakibin bireysel kalitesi, alternatif oyuncu zenginliği ve maçın kaderini değiştirebilecek isimleri inkâr edilemez.
Ancak futbol yalnızca piyasa değerleri üzerinden oynansaydı sahaya çıkmaya bile gerek kalmazdı.
Nitekim geçtiğimiz sezon Galatasaray’ı kendi sahamızda 2-0 mağlup ettiğimiz karşılaşma hâlâ hafızalarda. O gün de iki takım arasındaki kadro değeri farkı bugünküne benzer düzeydeydi. Buna rağmen Konyaspor sahada doğru mücadeleyi ortaya koymuş, rakibine karşı oyununu kabul ettirmiş ve galibiyete ulaşmıştı.
Peki, o gün sahada olup bugün eksikliğini en fazla hissettiğimiz isim kimdi?
Bana göre cevap çok net: Blaz Kramer.
Kramer’in yokluğunu yalnızca bir santrforun eksikliği olarak değerlendirmek büyük hata olur. Çünkü onun takıma katkısı, attığı gollerin çok daha ötesindeydi.
Kramer; ön alan baskısına katılan, rakip savunmayı rahatsız eden, hava toplarında etkili olan, ceza sahasında doğru pozisyon alan ve bulduğu fırsatları bitiriciliğiyle değerlendirebilen komple bir santrfordu. Gerektiğinde bağlantı oyununa katılıyor, gerektiğinde savunma arkasına koşu yapıyor, gerektiğinde ise ceza sahasında doğru noktada bulunarak takımının hücumlarını sonuçlandırıyordu.
Bir santrforun değerini yalnızca attığı gol sayısıyla ölçemezsiniz. Topsuz oyundaki hareketliliği, takım arkadaşlarına açtığı alanlar, rakip savunmaya uyguladığı baskı ve hücumun devamlılığına yaptığı katkı da en az golleri kadar önemlidir.
Kramer’in Konyaspor’a kazandırdığı şey tam olarak buydu.
Galatasaray karşısında Dompé’nin kanatlardan yaptığı ortalarda bu topları etkili biçimde değerlendirebilecek, ceza sahasında fiziksel üstünlük kurabilecek ve savunmayı tehdit edebilecek bir santrfor profilini sahada göremedik.
Muleka, Mohamed ve Enis Destan’ın bireysel performanslarını ayrı ayrı değerlendirmek elbette mümkün. Ancak mevcut görüntüleri üzerinden konuştuğumuzda, üçünün de Kramer’in Konyaspor’a sunduğu toplam katkıyı henüz karşılayamadığını düşünüyorum.
Benim futbol anlayışımda Kramer, bu üç oyuncunun toplamından daha fazlasını ifade eden bir santrfor profilidir.
Bu değerlendirme yalnızca gol istatistiklerine dayanmıyor. Kramer’in oyunun iki yönüne yaptığı katkı, hücum organizasyonlarındaki rolü ve takımın oyun planına sağladığı uyum, onu Konyaspor açısından özel bir oyuncu hâline getiriyordu.
Sezon başında Nagalo, Kramer, Berkan ve Jinho gibi isimleri takımda tutabilseydik bugün bambaşka bir Konyaspor’dan söz ediyor olabilirdik.
Belki Galatasaray karşısında yine mağlup olacaktık. Çünkü rakibimizin bireysel kalitesi ve kadro derinliği ortada. Ancak mesele yalnızca Galatasaray maçını kazanmak değil.
Mesele, sezon boyunca rekabetçi kalabilen, oyunun farklı senaryolarına cevap verebilen ve puan tablosunda kendisini tehlikeli bölgenin uzağında tutabilecek bir kadro oluşturabilmekti.
Sezon başında yapılan transfer tercihleri, takımda tutulan veya yolların ayrıldığı oyuncular, bugün sahada gördüğümüz eksikliklerle birlikte değerlendirilmek zorunda.
Bir takımın sezon planlaması yapılırken yalnızca mevcut kadronun maliyeti değil, oyuncuların birbirini tamamlama biçimi, taktiksel uyumu ve alternatif oyun planlarına sağlayacağı katkı da hesaba katılmalıdır.
Bugün Konyaspor’un yaşadığı sorunların tamamını transfer politikasına bağlamak doğru olmaz. Ancak kadro mühendisliğinin mevcut tablodaki payını görmezden gelmek de mümkün değil.
Önümüzde artık final niteliğinde bir Samsunspor karşılaşması var. Ardından kendi sahamızda Beşiktaş’ı ağırlayacağız.
Bu iki maç, Konyaspor’un sezonun geri kalanına nasıl bir ruh hâliyle devam edeceğini göstermesi açısından son derece önemli.
Bana göre bu iki karşılaşmadan en az 2 puan çıkarmak zorundayız. Elbette gönlümüz daha fazlasından yana. Ancak içinde bulunduğumuz tablo, artık puan kayıplarına karşı çok daha dikkatli olmamızı gerektiriyor.
Çünkü ligde alınan her mağlubiyetin telafisi olmayabilir. Özellikle alt sıralarda mücadele eden takımlar için kaybedilen puanlar, sezonun ilerleyen haftalarında çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Samsunspor karşısında takımın sahaya nasıl bir dizilişle çıkacağı, teknik heyetin hangi oyunculara görev vereceği ve Galatasaray maçında görülen sorunlara ne ölçüde çözüm üreteceği belirleyici olacak.
Artık geçmiş maçların arkasına sığınma zamanı değil. Yapılan hatalardan ders çıkarma, doğru kadro tercihlerini yapma ve sahada mücadele gücünü yeniden ortaya koyma zamanı.
Dört gollü mağlubiyetler futbolun içinde var. Fakat bu mağlubiyetlerden sonra aynı hataları tekrarlamak, asıl tehlikeyi beraberinde getirir.
Konyaspor’un artık kaybedecek puanlardan çok, telafi etmesi gereken hataları var.
Umarım bu ağır mağlubiyet, sezonun geri kalanı için bir dönüm noktası olur.
Çünkü Konyaspor’un ihtiyacı olan şey yalnızca yeni bir galibiyet değil; sahada yeniden kimliğini bulan, ne istediğini bilen ve taraftarına güven veren bir takım görüntüsüdür.