Seyfullah Koyuncu

Çözüm artık çok boyutlu olmak zorunda!

Seyfullah Koyuncu

Türkiye uzun süredir sessiz ama derin bir dönüşümün içinde. Nüfus artış hızındaki düşüş, evlilik oranlarının gerilemesi ve genç nüfusun giderek ağırlığını kaybetmesi artık görmezden gelinecek bir tablo değil. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan genelgeyle 2026-2035 yıllarının “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edilmesi, meselenin devlet katında da ciddiyetle ele alındığını gösteriyor. Ancak ilan edilen yıllar, düzenlenen haftalar ve yapılan etkinlikler sahada istenen etkiyi oluşturmuyor? Asıl sorun burada başlıyor.

Çünkü toplumun temel taşı olan aile kurumunu sarsan pek çok etmene yıllardır çözüm bulunamıyor.

Aile, öncelikli olarak ekonomik zorluklar nedeniyle çatırdıyor. Ev kirasından tutun da diğer masraflara kadar ekonomik çıkmazlar ailenin önündeki en büyük engeldir. Devletimizin öncelikli olarak bu konuyu çözmesi şart.

Bunun yanında aile kurumu, kültürel ve medya kaynaklı bir aşınmayla karşı karşıya. Özellikle gündüz kuşağı programları ve bazı televizyon dizileri, toplumun değerlerini örseleyen içerikleri adeta normalleştiriyor. Aile yapısını zedeleyen, ahlaki sınırları bulanıklaştıran bu yayınlar, milyonların evine her gün hiçbir filtreye takılmadan girebiliyor.

Daha önce de açık açık eleştirmiştim; bu yayınları yapan kanalların başında da AK Parti’ye yakın ana akım medya geliyor! Burada sormamız gereken açık bir soru var: Bu yayınları denetlemekle görevli kurumlar ne yapıyor, kendine yakın bu kanallara hükümet neden ses çıkarmıyor? Toplumun değerlerini korumakla yükümlü yapıların sessizliği, bu çürümenin dolaylı bir parçası haline gelmiyor mu? Aileyi korumaya yönelik politikalar geliştirilirken, aynı ailenin televizyon ekranları aracılığıyla aşındırılmasına göz yumulması ciddi bir çelişki değil midir?

Aile konusunda çözüm artık çok boyutlu olmak zorunda.

Devlet politikaları elbette önemli; ancak kağıt üzerinde veya söylem olarak kalınan politikalar değil, uygulanan politikalar görmek zorundayız. Medya içeriklerinin yeniden gözden geçirilmesi, gösteriş odaklı evlilik anlayışından vazgeçilmesi, gençlerin önünün açılması, hatta eğitim sisteminin yenilenmesi şart.

Bu sebeple de zorunlu eğitimin acilen 12 yıldan 8 yıla düşürülmesi gerekiyor. Okuyacak çocuk üniversiteye, okumayacak çocuk sanayiye gitmeli. Hepsini bir torbaya koyup yıllarca beklettiğimiz için, okuyacak olanı da kaybediyoruz iyi bir usta olma potansiyeline sahip olanı da, yuva kuracak olanı da…

Sonra da ortaya bomboş bir nesil çıkıyor. O bomboş nesil de evlenmiyor işte.

Hal böyle olunca da 24-25 yaşına gelip iş güç sahibi olamamış, geleceğe dair hiçbir hayali olmayan gençlerin evlenmesini beklemek gibi çok büyük hayalciliğe kapılıyoruz…

Üniversiteli işsizler ordusu oluşturmaktan başka hiçbir işe yaramayan bu eğitim sistemine net bir şekilde neşter vurulmalıdır.

Başta üniversite kontenjanları düşürülmeli, çoğu üniversite ve fakülte uzun bir süre öğrenci almamalıdır. Tıpkı bazı Avrupa ülkelerindeki gibi üniversite eğitim süresi de düşürülmelidir. Mesela ben kendi alanımdan örnek vereyim, İletişim Fakültelerinin 4 yıl olmasını anlamlı bulmuyorum. 2 yıl yeter de artar bile. Zaten pek çok arkadaşımız fakültede hiçbir şey öğrenemeden gelip, sahaya çıkınca 2 ayda acar muhabir olabiliyor. Bu nedenle gerek yok gençleri oyalamaya.

Ayrıca bir de köyden kente göçün önünü açan tüm politikalardan vazgeçilmesi şart. Köylerde ahırlar bomboş duruyor, tarlalar ekilmiyor, üretime dair hiç heves kalmamış. Gençler ellerinde telefon, boş boş videolar çekerek ömürlerini tüketiyor. Ne üretime faydaları var ne evleniyorlar ne de iş güç sahibi oluyorlar. İşte burada da devletin aygıtları devreye girmeli diye düşünüyorum. Daha önce çok kez yazmışımdır, KOP gibi kuruluşların asli görevi bu politikaları yürütmektir, yoksa şehir merkezinde kütüphaneler kurmak KOP gibi kuruluşların görevi değildir.

Yorumlar 1
Hasan Mutluoğlu 04 Mayıs 2026 21:50

Köyümü geri istiyorum. Öğretmeni İmamı ve muhtarı ile köyün tüzel kişiliğini yeniden dönüşünü istiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları