ABD ikiyüzlülüğünü bir kez daha gördük son yaşananlarda!
Bağımsız bir ülkeye adeta korsan gibi girip, lideri Maduro’yu ve eşini yatak odasından aldıktan sonra, “Suçlarının cezasını çekecek” açıklamasıyla dünyanın aklıyla adeta alay eden Trump, bütün uluslararası hukuku bir kez daha ayaklar altına aldı.
Bununla da kalmadı, 24 saat içinde tam 5 ülkeyi daha tehdit etti.
Küba: “Düşmeye yakın görünüyor.”
Kolombiya: “Askeri operasyon kulağıma güzel geliyor.”
Meksika: Orada bir şeyler yapılmalı.”
İran: “Protestocuları öldürürlerse, onları sert şekilde vururuz.”
Danimarka: Grönland’a ihtiyacımız var.
ABD kıtasında bu açıklamaları yapan aynı Trump, Maduro’yu yargılayacaklarını belirten aynı Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesince 'savaş ve soykırım suçları' nedeniyle hakkında 'tutuklama kararı' verilen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu har hafta Beyaz Saray’da ağırlamaya devam ediyor.
Bu gelişmeler bize bir kez daha gösterdi ki, uluslararası hukuk, uluslararası adalet diye bir şey aslında sadece bir hayal. Tek gerçek, güçlünün hukuku...
Aslında ABD’nin derdi belli. Maduro'yu ve onun öncesinde Chavez’i devirme operasyonları tamamen duygusal bir temele dayanıyor herkesin bildiği gibi.
Dünyanın en değerli petrol rezervine sahip olan, altın rezervinde dünyada dördüncü, doğalgazda beşinci sırada yer alan, nadir elementler bakımından yer altı zenginlikleri barındıran ve hem de ABD’nin yanı başında bulunan bir ülke, demokrasi götürmek için adeta biçilmiş bir kaftandı.
ABD de bunu yaptı.
Üstüne bir de mandacı işbirlikçilerin desteği ve hırsız içeriden olunca kapıların kilit tutmaması faktörü eklenince, tek bir kurşun atılmadan, bir ülkenin lideri ve eşi kolayca alınıverdi.
Herkes gibi benim aklıma da FETÖ ve CIA işbirliği ile yapılan 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi geldi. O dönemde de Sayın Cumhurbaşkanımızı ‘yataktan alacaklarını’ söyleyen hain işbirlikçiler vardı. Neyse ki milletimiz bu hainlere canı pahasına geçit vermedi.
PEK ÇOĞUNUN HİÇBİR ŞEYDEN HABERİ YOK!
ABD’nin Venezuela’ya yaptığı bu haydut operasyonla ilgili kim, neler söylemiş diye bakınırken, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse’nin X’te yaptığı paylaşımlara denk geldim.
Saffet Köse’nin cümleleri çok çarpıcıydı. Sadece bir kısmını paylaşıyorum.
Dünya tek kutuplu bir döneme girdiğinden bu yana sömürü düzeninin haydutluğu norma dönüştü! Enerji kaynaklarını sömürmede beni engellersen ben gelir alırım zihniyeti!
Sömürüye izin vermeyen bağımsız bir ülkeye korsan bir baskın yapıp onun liderini ve eşini alıp ülke dışına çıkarmak! Gerçekten korkunç bir haydutluk hikayesi! Bu eylem hangi uluslararası norma uyuyor! Dünya yepyeni bir döneme girdi. Artık sömürü ve zulüm norma dönüşmüş durumda! Böyle gitmez, mazlumların ayağa kalkışı zalimlerin saltanatının sonu olacak! Vicdanlar kanadı bu son uzak değil gibi duruyor!
Dünya, adam kaçırıp fidye istemekten devlet başkanını kaçırıp ülkeyi istemeye geldi!
Bunun adı Batı uygarlığı! Önceden örtük biçimde yaptıklarını şimdi aleni yapıyorlar ve kameralar karşısında övünerek anlatıyorlar! Hem de sıradaki ülkeleri sayarak haydutluğa devam edeceklerinin sinyalini veriyorlar…
Hukuk Fakültesi öğrencilerinin bir dersten daha kurtuldukları netleşti: Uluslararası Hukuk Dersi! Bunu daha önce bazı hukuk hocaları söylemişti: “Uluslararası hukuk diye bir disiplin yoktur, uluslararası hukuk kaba gücün hegemonyasıdır.”Artık bu gerçeklik Gazze’de görülmüştü, Venezuela’ya çöküş ile birlikte tartışılmaz şekilde netleşti! Gücün varsa bir şeyi bahane et üstüne çök! O bahaneyi de kendin oluştur, ülke içini farkettirmeden dizayn et sonra da gir! Güçlü olmak gerekir, başka yolu yok!
Saffet Köse’nin hem bilimsel temellere dayanan hem de toplumsal değerlere dayanan bu sağlam yorumları yapması, Türk akademik camiası adına sevindirici bir olaydır.
Türkiye’de 200’den fazla rektörün çok az kısmı bu konulara giriyor. Pek çoğunun ne konudan haberi var ne de bir yorumu. Bazıları da Hz. Mevlana’dan özlü sözler paylaşmaktan öteye gidemiyor…
Oysa gençlerin yuvası olan, gençlere yön verme ve onları, vatanını, milletini seven bireyler haline getirme hedefinde olan üniversite isimli kuruluşların başındaki kişilerin; pısırık, suskun, saklanan kişiler olmak yerine, cesur olmaları, yol gösterici olmaları gerekmez mi?
Dünyayla, ülkeyle, olaylarla ilgili ya da uzmanlık alanıyla ilgili bir yorum yapamadıktan sonra sadece Hz. Mevlana’dan özlü sözler paylaşan rektörlerin ülkeye ne gibi bir katkısı olabilir ki?
O sebeple Prof. Dr. Saffet Köse’nin gündemi yorumlaması, suya sabuna dokunması çok kıymetli.