AŞK, ÖZLEM ve ÖTESİ  (39)

                Yatsı namazımızı aynı zamanda toplantı ve irşat hizmetleri için kullanılan otelimizin zemin katındaki mescitte kılmış, namazdan sonra bazı hacı adayı arkadaşlarımla birlikte mescidin bir köşesinde derin ve tatlı bir sohbete dalmıştık. O esnada selam vererek yanımıza oturan gurup hocamız bize kısık bir sesle;  “Biliyorsunuz yarın Peygamber Efendimizin mübarek izlerini taşıyan önemli mekanları ziyaret edeceğiz. Size ziyaret yerleri hakkında bilgi vermek istiyorum.” Diye söze başlamış ve heyecanlı bir şekilde konuşmasını sürdürmüştü. Bir müddet sonra sohbet bitmiş, orada bulunanlara  veda edip odama çıkmak üzere asansörlerin bulunduğu alana yönelmiştim.

                Yarın yapılması planlanan gezi programında;  “Sevr dağı, Arafat-Müzdelife ve Nur dağı” ziyaretleri yer almaktaydı. Bu mübarek yerler hakkında gurup hocamızın anlattığı bilgileri pekiştirmek için elime aldığım Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlamış olduğu “Haccı Anlamak” adlı kitabın sayfalarını birkaç kez çevirdikten sonra ilgimi çeken konuları okumaya başlamıştım.

 “Nur dağı Kabe-i Muazzam’a nın yaklaşık beş kilometre kuzey doğusundaydı. Peygamber Efendimiz otuz beş yaşından itibaren bu dağda bulunan Hira mağarası’nda inzivaya çekilmeye, orada günlerce kalarak tefekkür etmeye başlamıştı. İlk vahiyler olan Alak Suresinin ilk beş ayeti burada  inzivaya çekildiği esnada inmişti.

                Mutasavvıflar, onun Nur dağındaki itikafını, Hz. Musa’nın Tur dağındaki halvetiyle kıyaslar, inziva ve itikafın önemini vurgulamak için Hira tecrübesine işaret ederlerdi. Hakikati arayan Peygamber Efendimiz, cahiliyenin hüküm sürdüğü Mekke’nin hareketli hayatından uzaklaşıp, kendisini dinleyebilmek ve kainat hakkında tefekkür edebilmek amacıyla Hira’ya geliyordu.Orada inen ilk vahiylerle hem kendisini hem de Rabbini bulmuştu. ‘Oku!’ Demişti Cebrail, ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku’ (Alak, 96/1)”

                Sevr, Yemen yolu üzerinde Mekke’nin beş kilometre güneyine düşen hayli yüksek bir dağdı. Mekkelilerin kendisine suikast düzenleyecekleri haberini alan Peygamber Efendimiz; günün en sıcak saatlerinde herkes öyle uykusundayken, Hz. Ebu Bekir’in evine gelerek hicret etmesinin kendisine emredildiğini ona anlatıp gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra birlikte Sevr dağının zirvesine çıkarlar. Gerçekte Medine’ye hicret ediyor olmalarına rağmen, sırf süikastçıları şaşırtmak için strateji gereği Medine istikametine değil de, tam ters istikametteki Sevr’e tırmanmışlardı.

                Peygamber Efendimiz her zaman olduğu gibi bu seferinde de her türlü tedbiri almış, yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir ile birlikte Sevr dağının zirvesindeki birkaç kayanın kapattığı mağarayı andıran yere gizlenmişlerdi. Ancak her tarafta onları arayan müşrikler, üç gün sonra mağaranın ağzına kadar gelmişlerse de, Allah bu iki hicret yolcusunu korumuştu. Kur’an-ı Kerim bu sahneyi şöyle anlatmaktaydı: - Hani o ikisi mağarada iken arkadaşına, ‘Üzülme! Allah bizimle beraberdir’ diyordu. Tam o sırada Allah ona serinkanlılık lütfetti ve onu sizin görmediğiniz ordularla destekledi.Kafirlerin planını da al aşağı etti.. (Tevbe, 9/40) Buradan da anlaşılıyor ki Hz. Ebu Bekir, müşriklerin peygamber Efendimize bir zarar vermesinden korkmuştu. Peygamber Efendimiz ise Allah’ın kendileriyle beraber olduğunu hatırlatarak, onu teskin etmişti.Nihayetinde müşrikler mağaranın önünden geri dönmüş, ardından kutsal hicret yolculuğu Medineye doğru devam etmişti. (devam edecek)

                Selam, sevgi ve muhabbetle..

               

Önceki ve Sonraki Yazılar