1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. DÜNYANIN SORUN KAYNAKLARI
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

DÜNYANIN SORUN KAYNAKLARI

A+A-

          Dünya para piyasaların dikkatle takip ettiği FED başkanı kim olacak sorusunun cevabı resmi olamasa da cevabını buldu. Yellen’in FED başkanlığı için kendi gibi agresif, suyu sert olan Taylor ve Powell şahinlerinden nispeten daha uysal olan ve Yellen’in para politikasıyla paralel ve kademeli faiz artışı görüşlerine sahip J. Powell’ı aday göstermesini piyasalar, fazla çalkantıya girmeden yumuşak şekilde karşıladı. Jerome Powell’ın göreve başlayacağı tarih olan 3 Şubat 2018’e kadar FED’in, bilançonun küçültülmesi, faiz artışının ne düzeyde olacağı gibi konularla yine dünya gündeminin ilk sıralarında yer alacağı görülmektedir. Asıl hikaye, her ne kadar Taylor’a göre daha yumuşak para politikası uygulamalarına sahip olmasına rağmen yine de şahin politikalar yanlısı Powell’ın göreve başladıktan ve Trump’la ne kadar uyumlu çalışacağı ortaya çıktıktan sonra şekillenecektir.

          FED merkezli parasal politikaların ne yönde ve nasıl sonuçlar doğuracağı olasılıklarının fazlalaşması, şüphesiz global ekonominin yaşadığı tek sıkıntı değildir. Katalonya’nın aldığı bağımsızlık kararından sonra İspanya hükümetinin uygulamaya koyduğu karşı girişimlerin öncelikle AB içinde ortaya çıkaracağı etkilerin yansımalarının boyutlarının belirsizliği, Türkiye’nin güvenliğini de birinci derecede ilgilendiren Orta Doğu merkezli terör çıbanının sürekli kaşınarak yaraya dönüştürülmesi politikalarından ABD ve Almanya’nın başını çektiği AB’nin, salt kendi çıkarlarını elde etme amacına yönelik ama ortaya çıkacak maddi zarar ve binlerce masum insanın telef olması ve bölgenin uzun yıllar kaos okyanusunda yüzmesi adına geri adım atmaması, yine bu batı ülkelerinin genlerinden gelen özelliklerinin gereği olarak, dünyanın neresinde olursa olsun emtia kaynaklarına uydurdukları çeşitli sudan bahanelerle çökmelerini kendilerine bir hak olarak görmeleri, küresel bazdaki sorunların temel kaynağıdır. Bu genel yanlış düzelmediği daha doğrusu batı ülkeleri (ABD, AB), kendileri dışında dünyanın kaynaklarını sömürme sapıklığını bırakmadığı müddetçe, dünyanın iktisadi, sosyal, kültürel ve toplumsal düzeyde istikrara kavuşacağını beklemek, gökten yağmur yerine altın yağmasını ümit etmekle eş değerdir. Karışım oranları doğru olmayan kimyasal bileşimlerden hastalıkların iyileştirilmesine yol açacak ilaçların elde edilmesi veya yanlış olan bir matematik formülüyle ara işlemler hata yapılmasa bile doğru sonuçlara ulaşılması nasıl olanaksız ise FED, ECB, IMF, WB gibi kurumların reel ve finans sektörünün gelişimine olumlu katkı yapacak kararlar almaları, ABD’nin üçüncü çeyrek büyümesinin %3 olması, imalat sanayi PMI endeks değerinin 54,6 ile beklentileri aşması ve ABD’nin haftalık işsizlik başvuru sayısının düşmesi, Güney Kore ve Tayvan’ın yüksek büyüme hızları, IMF’nin Avrupa ülkelerinin büyüme hızlarının artacağı yönündeki görüşleri, gelişme yolundaki ülkelerin ekonomik performanslarının yükseleceğine dair açıklamaları, batı ülkelerine daha fazla sömürü yapmaları için zaman kazandırmaktan başka bir sonuç getirmeyecektir. Üstelik petrol rezervlerinin bu yüzyılın sonunda önemli derecede azalacağı hatta tükeneceği yönünde yayınlanan raporlardan olsa gerek, OPEC üyesi olan ve olmayan ülkelerin petrol arzının düzeyinin ne olacağı konusunda uzun dönemi kapsayan bir anlaşmaya varamamaları, ekonomilerin istikrara kavuşmaları yönünde bir diğer önemli engeldir.

          Küresel istikrarın geleceğini kendi dışındaki ülkelerin sahip olduğu emtiaların hatta dünyanın paylaşılmasında, batı ülkelerinin kendi aralarında anlaşmaları ve aç açgözlülüğüne paralel bir gelişim gösterecektir. İkinci Dünya Savaşı’nın asıl çıkış sebebinin, birinci savaşın sonunda ortaya çıkan fırsatların dağılımında yapılan eşitsizlik olduğu gibi, günümüz dünyasında çıkarların bölüşümünde batılı ülkelerin küçük de olsa anlaşamamaları üçüncü dünya savaşının çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Ama bu olasılıktan daha güçlü ve kolay görüneni ise, geri ve gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarına göstermelik gerekçelerle el koymak, bu amaca ulaşılmadığında da kendi isteklerini yerine getirecek yöneticileri seçtirmektir. Tüm yollar denenmesine rağmen sonuç alınamadığı ülkelerde, Türkiye örneğindeki gibi, güvenliğimizi tehlikeye sokacak nitelikte terör unsurları her konuda açıkça desteklenerek (silah, para, lojistik, yazılı ve görsel medya organları tarafından) ülkemizin enerjisi buralarda heba edilmeye ve (iç) savaş ortamına çekilmeye çalışılmaktadır. İktidarı, muhalefeti, türkü, kürdü, lazı, sünnisi, alevisi, sağcısı, solcusu, komünisti, liberali vb. ve tüm seksen milyon Türkiye olarak, bu oyunu görmek, doğru anlamak zorundayız. Değilse ABD, AB gibi batılı ülkeler için hepimizin kıymeti, küçük bir lokma olmaktan öteye geçmeyecektir.

          Soru:  Dışlama Etkisi koşullarında maliye politikası uygulamaları etkin midir? Neden? 

          Sözün Gözü: Tohumu haram olan ağaçtan helal meyve çıkmaz.        

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT