1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. POPÜLİZMLE BURAYA KADAR
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

POPÜLİZMLE BURAYA KADAR

A+A-

TÜİK tarafından açıklanan Eylül ayı enflasyon rakamları,  ülkemiz gündeminin ilk sırasına yerleşerek, dünyanın bir numaralı sorunu haline gelen Trump’ın, günümüz ekonomi trendine ters olan durgunluğa yol açacak boyutta sonuçlar doğuracak korumacı politikalarını ve etkilerini dahi,  bir nebze olsun unutturdu. Yaşanılan terör ve bu vakitten sonra doğru bir hamle ile ülke güvenliğimizi sağlama adına girişilen sınır dışı askeri müdahalelerde gösterilen başarıya rağmen iktisadi, siyasi, sosyal ve toplumsal alanlarda daha hızlı kararlar alınacağı, meclisin gücünün eski parlamenter sisteme göre daha fazla hissedileceği, yapılan çalışmaları halkın daha etkin denetleyeceği gibi tezlerle uygulamasına geçilen yeni yönetim sistemi ve uygulayıcısı konumundaki hükümetin icraatlarıyla sınıfta kaldığını, son açıklanan enflasyon verileri tescil etmiş bulunmaktadır. Eylül ayı TÜFE % 6.3, Yİ-ÜFE % 10.88 ve yıllık olarak TÜFE %24.52, Yİ-ÜFE ise %46.15 olarak açıklanan rakamların, savunulacak hiçbir yanı bulunmamaktadır. Yİ-ÜFE’nin TÜFE’den iki kat fazla olması ve Rusya, S. Arabistan, Rusya önemli petrol ülkelerinin arzı konusunda anlaşma sağlanamamasının petrol fiyatlarını yukarı doğru ivmelendireceği düşünülürse, enflasyon konusunda %30’ları konuşacağımız günler hiç te uzakta değildir. Ekonomi haberlerinden takip ettiğimize göre, aylık Eylül TÜFE oranının dünya üzerindeki 155 ülkenin yıllık enflasyonuna eşit olması, ekonomimizin içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Bir ekonomi hakkında genel bir fikre sahip olunmak istendiğinde ilk bakılması gereken enflasyon oranı, sonrasında ise enflasyonun yönü, takip ettiği süreç, trendin eğilimi ve türü ile ilgili daha detaylı verilerdir. Enflasyon oranı yüksek oranlarda (% 6’lar üzerinde) seyredip te, ekonomisi istikrar içinde olan bir ülke yoktur yada %3 veya %4’ler düzeyinde enflasyon oranında stabiliteyi sağladığı halde ekonomisi uzun yıllar istikrarsızlığa yakalanmış bir ülke de yoktur. Enflasyon, insanın kalbi gibidir. Kalp damarları tıkalı bir insanın tüm yaşam fonksiyonları nasıl olumsuz etkileniyorsa, yüksek enflasyon koşullarındaki bir ekonomimin istikrara kavuşmasının beklenmesi hayaldir. Ülkeleri yöneten hükümetlerin başarısının ölçüsü yönetimde kaldığı süre içinde enflasyonun getirildiği noktadır. Kafiyeli cümlelerle nutuklar atarak yerel kamuoyunun gazını almak, diğer ülkelere ve finansal kurumlara çoğu dayanaktan yoksun verilerle yüksek perdeden ayar vermeye ve tüm suçu söz konusu kurumlara yüklemeye çalışmakla artık bir yere varılamayacağını, derinin kokmasından geçtik tuzun da koktuğunu yada denizin bittiğini söylemenin, bir tek vatandaşımızı dahi ötekileştirmeden tüm gerçekleri ülke kamuoyu ile paylaşıp hep birlikte elimizi taşın altına sokmamız gerektiğini anlamanın ve bu koşullara göre yapısal ekonomi, sosyal ve toplumsal politikaları uygulamaya koymanın zamanı gelmedi mi? Ülkemizin başta iktisadi olmak üzere sosyal ve toplumsal sorunlarının, nerdeyse aylık olarak açıklanan reform paketleri ve ekonomik barış yapılandırma kamuflajı ile kamuoyuna servis edilen pansuman önlemlere çözülemeyecek kadar kolay olmadığını ne zaman anlayacağız? Yaklaşık on altı yıldır ülkeyi tek başına koalisyonsuz bir şekilde yöneten ve bu sürenin ilk yarısında, 2008 küresel krizine ve olumsuz etkilerine rağmen başarılı olmuş hükümetin ekonomi politikası uygulamalarından, neden vazgeçtiği kamuoyunun öğrenme hakkı yok mudur? “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” atasözü örneğindeki gibi,   seçimleri kazanma amacıyla 2017 yılında başlayan parasal genişleme politikalarının toplam talebi artırma yönünde tetikleyeceği, ithalata dayalı üretim sarmalına mahkum olmaktan kurtulamadığımız için maliyetleri ve fiyatları artırarak enflasyonu patlatacağını anlamak çok mu zordur? Aynı şekilde ülkemiz ekonomisinde dış ticaret ve cari dengesinin açık vermesinden, dış borcu ve özellikle de özel sektör firmalarının dövizle olan dış borçlarının ağırlaşmasından, alternatif enerji yatırımlarına gerekli önemin verilmemesi nedeniyle enerji ithal etme bağımlılığı %90’ların altına çekilememesinden ve 27 Temmuz 2018 tarihli Merkez Bankası analitik bilançosuna göre net altın ve döviz rezervi 30.6 milyar gibi (9.6 milyar doları altın, 21 milyar doları döviz rezervi)  düşük seviyelere inmesi (08.08.2018, Dünya Gazetesi) nedeniyle, 82 milyon vatandaşımızın her alanda daha iyi koşullarda yaşaması adına, ülkenin yöneticileri yapıcı da olsa eleştirilmeyecek mi? Ülkemizin geleceğini hükümetin, her durumda hükümet politikalarını destekleyen, zerre eleştiriye bile tahammülleri olmayan, elde edecekleri mevki makama konmak için başkalarına her türlü yaftayı takmaktan çekinmeyenlerin mi?, yoksa iyi niyetli, yanlışları hiçbir çıkar gözetmeksizin söyleyen ve sorgulayanların mı?, ciddiye alınıp alınmaması şekillendirecektir. Tabi ki ümidimiz ikincinin tercih edilmesidir. Değilse salt çıkarcı ve makam sevdalı kesim kazanırken, kaybeden doğusuyla batısıyla gariban Anadolu insanları ve ülkemiz olacaktır. Ancak birinci kesime fırsat veren başta hükümet veya her kimse, bu sorumluluğunun altında kalmaktan ve hesap vermekten kendilerini kurtaramayacaklardır.            

Soru: Dış ticaret açığının daralması ekonomiler için her zaman olumlu anlama gelir mi? Neden?

Sözün Gözü: İftiracı ve yalancı kişinin sıfatı, ahirete kadar üzerinde yapışık olarak kalır.    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT