ŞİZOFRENİ

Şizofreniyi bilir misiniz? Ben iyi bilirim. Ölüsü olan bir gün delisi olan her gün ağlar derdi anam. Bilmeyenlere akıl oyunları filmini şiddetle tavsiye ederim. Modern tıbbın  şizofreni için söylediği bir çok varsayımdan biri ; her insanın beyninde bulunan, hayal etmeyi düzenleyen dopamin hormonunun normalin üzerinde olmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğu. Şizofren gerçekle hayal arasındaki çizgiyi kaybediyor. Gerçek ve hayal iç içe geçiyor ve bu durum hem hastanın hem çevresinin hayatını alt üst ediyor. Toplumda deli olarak isimlendirilenlerin % 95 i şizofren. Halk arasında bu hastalığın cinlerle bir şekilde temas kurmaktan kaynaklandığına inanılır ve bu hastalar doktorla birlikte hocalara da gösterilir. 28 Şubat sürecinin en karanlık günlerinde Dr. Sefa Saygılı hastalarını hocalara göndermekle suçlanarak bir linç kampanyasına maruz kalmıştı. Şizofreninin kesin tedavisi yok. Tedavisi mümkün zihinsel bir hastalık olarak tanımlıyorlar ama Amerikalı matematikçi Prof. Dr. John Forbes Nash 20 yıl sonra hastalıktan çıktığında belki de yanıldık, belki de başından beri şizofreni değildi diyor doktorları. Prof. Nash gerçekten hastalıktan çıktı mı?

 Hastalığın şiddetine göre sinir ve kas sistemini yavaşlatarak hastanın çevresine zarar verme ihtimalinin minimize edilmesi amaçlanıyor. Bu amaca ulaşmak için çok ağır ilaçlardan elektro şoka kadar bir dizi tedavi (?)  yöntemi kullanılıyor. Elektro şok ’un tedavimi yoksa işkencemi olduğundan hareketle bir etik tartışması da var.

Oldum olası şizofrenleri dünyanın en cesur insanları olarak görmüşümdür. Hayallerinin peşinde sınır tanımadan koşuyorlar. Ve bizler korkakların cesurları tımarhaneye tıktığı bir dünyada yaşıyoruz. İnsanın kendi sınırlarını aşması hadi diyelim delilik olarak anlaşılabilir. Her birimiz beşer olarak geldik bu dünyaya ve nihayetinde beşer olarak gideceğiz. Gerçi kimin sınırı nerede başlar kim bilebilir. Ondandır; delilik ile velilik arasında da ince bir çizgi vardır. Anadolu şehirlerinin meşhur delileri vardır, çoğunun veliliğine dair rivayetler dolaşır. Kendi adıma Konya’nın delileriyle aram gayet iyidir. Bende kendilerinden bir şube mi buluyorlar nedir (malum deli deliyi görünce sopasını saklarmış) her gördüklerinde koşarak yanıma gelir istediklerini almadan da yakamı bırakmazlar.  Son yıllarda şehirlerin delileri azaldı. Devlet hastane/tımarhanelere alıp tedavi(?)  ettiriyormuş. Şehri delilerden (velilerden?) arındırıyorlar. Her temizlik böyledir; Süpürgenin önünde toz toprakla beraber nice inci mercan gider.(İlgisiz bir örnek: Dini hurafelerden temizlemek ?) Oysa toplum içinde yaşamanın hem onlar için hem toplum için rehabilite edici sonuçları olabilir. Kadim şehirlerimizde mezarlık ta şehrin içindedir malum. Ölüm ve delillikle iç içe bir hayatın dünya ile irtibatı elbet farklı olur. Onlar da böylelikle toplum hayatına karışır, toplum içinde bir yer edinir, sosyalleşir, belki ailelerinin yükü toplum tarafından omuzlanır da biraz hafifler. İslam toplumu birazda böyle bir toplum olsa gerektir. Sadece cenaze omuzlanmaz, hastalıkta, yoksullukta omuzlanır. Modern kentte mezarlık yoktur ve devlet hasta bakımıyla uğraştırmaz toplumu, çünkü verem olmak üretimi düşürür. Her şey üretim artışına / maddi refaha indekslenmiştir.

İnsanın bu dünyadaki yolculuğu beşerden Allah’a doğru bir yolculuk. Benliğinde çamur ve ilahi ruhu birlikte barındıran insan çamurundan sıyrılıp ilahi ruha varmak çabasında olmalıdır. Ama bunun bir sınırı var, ne kadar sıyrılırsan sıyrıl bedeninden kurtulamazsın. Benliğimizde ki ilahi özü tamamen köreltmek (ifrat) ne kadar yanlışsa, melek ya da Allah olma iddiası da(tefrit) o kadar yanlıştır. Evet, insan kendi sınırlarını aşmamalıdır lakin çoğu zaman başkalarının koyduğu sınırlar belirler yaşam alanımızı. Özellikle toplumun ve devletin çizdiği sınırlar. Anıtkabirde Kur’anı havaya kaldırıp Ona değil buna tabii olun diye bağıran adamı hatırlıyor musunuz? O günlerin medyası meczup diye haber yapmıştı muhteremi. Bu davranış bize de  meczupça ya da aptalca geliyorsa köleliği benimsediğimizdendir. Malcolm’ un ev fareleri misali başımızı derde sokmaya ne gerek var rahat rahat yaşayıp gidiyoruz şurda.     Modern devlet kendini tanrı yerine koyuyor ve çizdiği sınırları aşanlara deli damgası vuruyor. Devlet o devlet olmalı ki insan için belirlediği sınırlar insanın fıtri sınırlarıyla örtüşe . Aksi ister alabildiğine özgürlükçü isterse kısıtlayıcı olsun söz konusu olan bir tanrı/devlettir. Allah’ın yalnız insana değil bütün varlık alanına tanıdığı,  varlığın da fıtraten içkin olduğu hareket alanını daraltmaya dönük her müdahale Allah’ın ve yarattıklarının gazabını çekecek birer ihanettir. Modern devlet bir açık hava hapishanesi, sınırlara yaklaşmazsanız güvendesiniz. Dünya iki odalı bir bina; ya hapishane, ya tımarhane. Öyleyse her namuslu insan tımarhaneyi seçmeli değil midir?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.