Kitaplar, ilk insandan günümüze insanlığın düşünce mirasını, ilmi gelişimini, edebi birikimini, medeniyet kodlarını ve kültürel hafızasını koruyan, arşivleyen en önemli veri birikimleriydi. Bilginin yazıya geçirilmesi ve aktarılması insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli belirleyici idi. Ancak son zamanlarda benim dikkatimi çeken bir haber, ciddi bir problem var. Lakin bu haber kamuoyunda infial ortaya çıkarmadı. Türkiye özelinde Fon Vurgunu haberlerinden dolayı vurgun yedi. Avrupa’da da öğrenci isyanlarının gölgesinde kaldı.
Bu haber tüm insanlığı endişelendirmesi gereken öneme haiz bir konu. Haberin özeti şu: “Avrupa genelindeki sahaflar, yapay zekâ şirketlerinin özellikle az bulunan ve çoğu zaman nadir eser niteliğindeki kitapları toplu halde satın aldığını ve bu kitapları taradıktan sonra imha ettiğini öne sürüyor.” Yıllardır, kağıtta saklanmış, muhafaza edilmiş bilgilerin, birikimlerin, düşüncelerin dijital çağda dijital ortama aktarılması ve yapay zekanın bu hazineden beslenmesi doğal ve güzel bir gelişme gibi gözükse de asıl facia bu kitapların aktarma işleminden sonra kağıt öğütücülerde yok edilmesi… Sektörde dile getirilen iddialara göre, bu kitaplar yapay zeka modellerinin eğitiminde kullanılmak üzere dijital ortama aktarılıyor ve tarama işleminin ardından cilt ve sırt kısımları birbirinden ayrılarak parçalanıyor.
Çıkan haberlerde: “Yapay zekâ şirketi Anthropic'in, “Project Panama” adıyla 2024'te gizlice başlattığı proje, söz konusu iddiaları alevlendirdi. Şirkete açılan telif hakkı davasında ocakta mahkemeye sunulan ve kamuoyuna açıklanan şirket içi belgede projenin ayrıntıları ortaya çıktı. Buna göre belgede, “Project Panama, dünyadaki tüm kitapları fiziksel olarak parçalayarak tarama girişimimizdir. Bu proje üzerinde çalıştığımızın bilinmesini istemiyoruz.” ifadeleri yer aldı. Mahkemeye sunulan delillere göre Anthropic, yaklaşık bir yıl içinde milyonlarca kitabı satın almak için yüz milyonlarca dolar harcadı. Kitapların ciltleri kesilerek sayfaları tek tek tarandı ve elde edilen dijital içerik, şirkete ait sohbet botu Claude da dahil olmak üzere, yapay zekâ modellerinin eğitilmesinde kullanıldı.”
Dijital çağda bilginin de dijitalleşmesi kaçınılmaz veya beklenilen bir gelişme diye masumca düşünmek son derece saflık olur. El yazması, taş baskı, nadir eserlerin, nüshası az bulunan eserlerin toplanıp, taranıp dijital ortama aktarılması yapay zekanın bunlarla beslenmesi; halihazırda olduğu gibi whatpad platformlarından, tiktok vb. video sitelerinden, ekşi/mayhoş/acımtırak vb. saçma sapan sözlük sitelerinde paylaşılan delili kaynağı olmayan bilgilerle beslenmesinden iyidir diye düşünülebilir. Mesele kitapların toplanıp yapay zekâ veri kaynağına aktarılması değil; aktarıldıktan sonra bu eserlerin imha edilmesi, öğütülmesi… Bilginin tekelleşmesi ve sadece algoritmalara hükmedenlerin, algıları yönetenlerin elinde toplanması asıl problem. Çünkü algoritmaları yöneten, algıları yönlendiren bu lanetli kavmin genlerinde (vahiy kaynaklı kutsal) kitapları tahrif etme, kelimelerle kavramlarla oynamak suretiyle kendi yanlışlarını bile doğru gibi gösterme cürümleri var.
Bizler toplum olarak yüzyıl öncesindeki dedelerinin kitaplarını, vesikalarını, gazetelerini okuyamayan velev ki okusa bile anlayamayan bir toplumuz. Ceberrutça yapılan bir toplum mühendisliği tasallutuyla, kendi öz medeniyetiyle, kültürüyle, tarihiyle, yüzyılların bilgi birikimiyle göbek bağı kesilmiş, kendi tarihine, kahramanlarına, mazisine, ecdadına, değerlerine düşmanlaştırılmış bir toplumun bireyleriyiz. Bir alfabe değişikliği ve dilin kadükleştirilmesi bizi tarihin öznesi olmaktan çıkarıp nesnesi haline getirdi. Yapay zekayı İsrail’in ve İsrail oğullarına kölelik yapan Amerika’daki evangelistlerin geliştirip, kontrol ettiğini de sağır sultan bile biliyorsa; yakın gelecekte insanlığı nasıl bir tehlikenin beklediğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Tarihi kendilerine göre yazıp, yorumlayıp, taranmış olan bilgilerde tam zıt yönde değişiklik yapıp, yapay zekâ marifetiyle tüm dünyada dolaşıma soktuklarını düşündüğümüzde ve bu bilgilerin teyidini/sağlamasını yapabileceğimiz kayıtlı olduğu el yazması veya nadir kaynaklarında öğütülmek yoluyla imha edildiğini düşündüğümüzde tüm insanlığın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığını daha net tahayyül edebiliriz.
Sadece edebiyat, bilim, düşünce eserleri toplanıp imha edilmiyor. Dünya üzerindeki dinlerin, yazılı birincil ve ikincil kaynakları da toplanıp yapay zekâ veri tabanına aktarıldıktan sonra imha ediliyor. Kültürsüz ve dinsiz toplum projelerinin kestirme yolu kitaplara soykırım uygulamaktan geçiyormuş anlaşılan. Böyle bir plan ve yol şeytanın bile aklına gelmezdi. İnsanlığın elinde fiziki ortamda yazılı kaynaklar kalmadığında, dijitalle de algoritmalarla oynanıp, yapay zekâ marifetiyle algılar yönetilmek suretiyle insanlığın nasıl nesne haline ve edilgen sürüler haline dönüştürülebileceğini hayal bile etmek istemezsiniz diye düşünüyorum. Kitaplarınıza sahip çıkın. Kitap sadece içinde yazılar olan ciltlenmiş kâğıt tomarları değildir. İnsanlığın, tarihin öznesi olmasını temin eden en mühim kaynaklardır.