Erteleme: Zaman Yönetimi Değil, Duygu Yönetimi Sorunu
Melda Ünal
“Yarın başlarım.”
“Biraz daha hazır olunca…”
“Şu an sırası değil.”
Erteleme, çoğu zaman tembellik ya da plansızlıkla açıklanır. Oysa klinik deneyimler gösteriyor ki erteleme, nadiren zamanla; çoğunlukla duygularla ilgilidir. Yapılması gereken bir işe başlamak, yalnızca zamanı değil; kaygıyı, yetersizlik hissini, hata yapma korkusunu ve belirsizliği de beraberinde getirir.
Zihin, bu rahatsız edici duygulardan kaçınmak için ertelemeyi bir savunma mekanizması olarak kullanır. Kısa vadede rahatlatıcı gibi görünen bu kaçış, uzun vadede stres, suçluluk ve kendine yönelik eleştiriyi artırır. Böylece kişi, istemeden de olsa bir erteleme döngüsünün içine girer.
Peki neden erteleriz?
En sık karşılaşılan nedenlerden biri mükemmeliyetçiliktir. “Ya yeterince iyi olmazsa?” düşüncesi, başlamanın önüne geçer. Kaygı ve başarısızlık korkusu, zihni durdurur. Bazı kişiler içinse ertelemenin temelinde derin bir yetersizlik inancı yatar: “Ben bunu yapabilecek biri değilim.” Büyük ve belirsiz hedefler, göz korkutucu hale gelir.
Bir diğer yaygın yanılgı da motivasyonla ilgilidir. Birçok kişi, başlamak için önce motive olması gerektiğine inanır. Oysa psikolojide sıkça gördüğümüz gerçek şudur: Motivasyon, eylemden sonra gelir. Başlamadan motive olmayı beklemek, ertelemenin kendisini besler.
Erteleme ile başa çıkmak için ilk adım, kendini suçlamaktan vazgeçmektir. Sorulması gereken soru şudur: “Bu işi ertelememe sebep olan duygu ne?” Kaygı mı, korku mu, yetersizlik hissi mi? Duygu fark edildiğinde, onunla baş etme kapasitesi de artar.
Pratikte yapılabilecekler ise küçük ama etkilidir. İşi parçalara bölmek, “sadece beş dakika” kuralını uygulamak, mükemmel değil “yeterince iyi”yi hedeflemek ve eylemi duyguya değil, takvime bağlamak süreci kolaylaştırır. Kendinizle kurduğunuz iç sesin sert değil, şefkatli olması da belirleyici bir fark yaratır.
Ancak bazı durumlarda erteleme, bireysel çabaların ötesinde bir hal alabilir. Eğer erteleme davranışı günlük işlevselliği bozuyor, iş veya akademik yaşamı ciddi biçimde etkiliyor, yoğun kaygı ya da depresif duygu durumla birlikte seyrediyorsa; ya da yıllardır tekrar eden bir döngü haline geldiyse, bir klinik psikologdan destek almak önemli bir adımdır.
Terapi sürecinde ertelemenin ardındaki duygusal nedenler, öğrenilmiş düşünce kalıpları ve kişinin kendilik algısı ele alınır. Amaç, yalnızca daha üretken olmak değil; kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmektir.
Sonuç olarak, ertelenen şey çoğu zaman bir iş değil; o işle birlikte gelen duygulardır. Ve duygularla baş etmenin yolu, onları bastırmak değil, anlamaktan geçer.
Bazen başlamak için motivasyona değil, anlaşılmaya ve desteklenmeye ihtiyaç vardır.
Uzm. Klinik Psikolog Melda Ünal