* Başımıza ne geliyorsa bizdendir. Suçu da günahı da başka yerde aramayın. Süt kaymak olayını kabul etmedim hiçbir zaman. Problemleri tek deyimle tek atasözüyle çözdüğünü zanneden, kitap okumayan, birkaç kriterle hayatın sırrını çözdüğünü zanneden kendini akıllı zannedenlerden olmayalım. Ülkemizin çok problemi var az olan kısmı eskiden kalma, çok olan kısmı ise ya yıllar içinde ihmal edilmiş ya da değişen dünya şartlarına ayak uyduramadığımız için olan büyük problemlerimiz var. Bir asırlık süre laik-dindar gerilimiyle geçti. Herkesin birden, aynı anda, eşik şartlarda, eşit rekabet kurallarıyla ve imkânlara eşit erişim hakkıyla bir arada yaşayabilmesini sağlayamadık. Vardığımız yer, baskı yapanla baskı görenlerin yerlerini değiştirebilmek oldu.
* Eskiden gelen doğu meselemiz var içinde şiddet ve kan olduğu için bir onu çözmeye niyetlendik. Hukuk meselesi çözülmedi, büyüdü. İfade hürriyeti bir türlü tesis edilemedi, daha da kötüleşti. Kamuda liyakat ve ehliyet olmadı, olamadı. Eğitim her şeyin başıydı herhangi bir şeyin sonuna bile iliştirilemez oldu. Ekonomi bir krizden ötekine, kayıp yıllardan kayıp yıllara sürüklenip duruyor. Üretim ise dünyayla rekabeti unutmuş günü kurtarmaya çalışıyor. Devlet şeffaf olacaktı, aksine kapandıkça içine kapanıyor. Ne hesap veren var ne de sorabilen. Hepsi bir yana bu ülke en can alıcı, en tehlikeli problemi olan depreme karşı mücadeleyi bile şimdi olduğu gibi unutuyor. Oysa hiçbir şeyi çözemezse bile bir ülke bunu çözerdi. Tamamı sadece 1-2 yılda kolaylıkla çözülecek meseleler bazen bir siyaset aracı bazen de düpedüz popülizm malzemesi olarak biriktirildi.
* Uyuşturucu, şiddet, bahis veya kolay yoldan köşe dönmenin akla gelen her hali. Hepsi olduğu yerde duruyor ve giderek büyüyor. Bir örnek verelim de adını sanını bildiğimiz büyük problemlerin yanında hiç konuşmadığımız neler var anlaşılsın. 2016’dan beri sahte evrakla veya sahte beyanla emekli olup yakalanan tam 245 bin 740 kişi var bu ülkede. İnsanların 40’lı yaşlarda emekli olduğu bir düzende oluyor bu. Yakalanmayan kim bilir kaç kişi var. Büyüğünden küçüğüne, konuşulanından konuşulmayanına kadar bütün bu meselelerin temelinde yatan bir mesele var; odaklanma. Eğitimden hukuka, sosyal hayattan şiddete kadar, hepsi kolaylıkla çözülebilecek meseleler hala yaşıyorsa sebebi onların üzerine gitmek yerine sadece siyasi gücü elde tutmaya odaklanmaktır. Bütün bu kronik ve kronikleşmekte olan meselelerin iktidarın sadece muhalifleri baskı altına almaya odaklanan politikasıyla yakından ilgisi vardır. Ülkede en iyi ve en istikrarlı yürüyen şey de zaten budur.
*Türkiye, bu hafta 3. Sayfa haberi gibi Tunceli’de 6 yıl önce ortadan kaybolan Gülistan Doku olayını konuşuyor. Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in tutuklanmasıyla, Türkiye, belki de ilk kez böyle bir dosyada bir valinin tutuklanmasına tanıklık etti. Sadece bir şehirde, sistematik olarak kadınların yaşadıkları konuşulmamalı. Baraj gölünde bulunan cesetler, evinde ölü bulunan kadınlar, taciz ve tecavüz iddiaları bu olay özelinde bile ciddi bir konu. Olayın yaşanmasından ziyade ortalığın toparlanması daha korkunç bir durum aslında. Bu aşamadaki başrol, elbette devletin verdiği makamdan gücünü alarak dosyanın kapatılmasına ön ayak olduğu öne sürülen dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’de. Oğlunu olaydan sıyırıp kurtarmak isteyen valiye destek olan yancılar da var kuşkusuz. Hastane başhekimiyken İl Sağlık Müdürü yapılan Çağdaş Özdemir gibi. Dosyanın kapatılmasına destek olan yancılara önümüzdeki günlerde emniyet başta olmak üzere farklı kamu kurumlarında görevli isimlerin eklenmesi de muhtemel. Valinin koruması polis memuru Şükrü Eroğlu’nun konumu ise daha farklı. Her iki aşamada yer alan Eroğlu’nun cinayetten sonra olay yerine giderek Mustafa Türkay Sonel’in yanında bulundu. Doku Ailesi’nden elde edilen Gülistan Doku’ya ait cep telefonunun sim kartını önceden tanıdığı bilişim uzmanı meslektaşı Gökhan Ertok’a getirip verilerin para karşılığı kaybedilmesini organize ettiği tespit edildi. Daha okullardaki olayı anlayamamıştık.
* Sonuç olarak, organize kötülüğün ve kamu gücünün nelere sebep olduğunu gördük. Bu olay, kamu gücünün bireysel suçları örtbas etmek için kullanıldığına işarettir. Olayın yıllarca aydınlatılmadı, failler korundu ve dosya kapatılmaya çalışıldı, failler makam, mevki sayesinde korundu. Gülistan Doku'nun maruz kaldığı süreç tecavüz, silahla tehdit ve öldürme, erkek şiddetinin en uçlarını içeriyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve erkek egemen yapının bir sonucu oldu. Ailenin yıllar süren ısrarlı adalet arayışı, sivil toplum kuruluşları, kadın örgütleri ve kamuoyunun desteğiyle bir toplumsal mücadeleye dönüştü. Olayın Tunceli gibi yoğun güvenlik önlemlerinin olduğu bir şehirde gerçekleşmesi ve aydınlatılamaması, güvenli şehir sorgulanmasına neden oldu. Bu olay, sadece bir cinayet soruşturması değil, aynı zamanda devlet içerisindeki güç ilişkileri, kamu görevlilerinin sorumluluğu ve toplumsal adalet talebinin kesişim noktasında duran sistem meselesidir. Birilerinin günahının karşısında ülkemizde iyi insanların sevabı daha çok ki bu kadar organize kötülüğe karşı iyilik devam ediyor ve edecek.