*Somutla soyutun, gözükenle gözükmeyenin anlatılmadığı, anlatılsa bile karıştırıldığı dönemlerdeyiz. Ne yapay ne gerçek kim biliyor. Her şeyin iki yüzü var, zahirî dış ve bâtıni iç yönü var. Gözükeni zannımızla olduğu gibi kabul etmeyip yorumladık, gözükmeyeni ise kötü yorumlarımızla olduğu gibi kabul etmedik. Her tarafımız zarar oldu. Amerika'nın Venezuela'ya sadece demokrasi ve petrol için operasyon düzenlediğini sanırsan yanılırsın. İşin arkasında yapay zekâ devrimini finanse edecek devasa bir kaynak yarışı var. Venezuela operasyonunun arkasında yatan tek neden klasik petrol arzı değil. Petrol rezervleri ciddi oranda azalan Amerika, derin bir ekonomik buhranda. İşsizlik tarihi bir rekorda, sağlık giderleri 4.8 trilyon doları aşarak büyük bir yük oldu. Tüm bu sebeplerin üstüne bir de silikon vadisinin bitmek bilmeyen enerji ihtiyacı bu krizi daha da derinleştirdi. Yapay zekâ için harcanan enerji, binlerce evin yıllık elektrik tüketiminden fazla. Teknoloji devlerinin veri merkezleri sürdürülebilir ve ucuz enerjiye muhtaçlar. Venezuela'nın kanıtlanmış 300 milyar varillik petrol rezervi ve devasa maden yatakları, bu teknoloji üslerini besleyecek en ucuz batarya demek. Amerika’nın petrole el koyma açıklaması aslında yapay zekâ devriminin enerji ihtiyacı için oldu.
*Yapay zekâ hayatımızın her köşesinde kendine yer bulmuş durumda. ChatGPT ile ödevlerimizi yapıyor, Midjourney ile hayalimizdeki görselleri yapıyor, akıllı asistanlarla günlük işlerimizi planlıyoruz. Bu teknolojik devrim, hayatımızı kolaylaştırırken, madalyonun bir de görünmeyen yüzü var. Bu da devasa bir enerji tüketimi ve beraberinde getirdiği çevresel etki. Basit prompt kutusuna yazdığımız bir cümlenin karşılığında yapay zekâlar gerçekten ne kadar elektrik tüketiyor? Yapay zeka, kripto para ve veri merkezlerinin toplam elektrik tüketimi şimdiden bazı gelişmiş ülkelerin tüketimini geçmiş durumda. Mevcut gidişat devam ederse bu sektörün elektrik talebi 2026 yılına kadar ikiye katlanacak. Bu tüketim, Japonya'nın toplam elektrik tüketimine eşdeğer oldu. Bu enerjinin büyük kısmı, veri merkezleri adı verilen devasa tesislerde tüketiliyor. Bu tesisler, on binlerce sunucuyu barındıran ve sadece çalıştırmak için değil, aynı zamanda aşırı ısınmalarını önlemek için soğutma sistemleriyle de büyük miktarda enerji harcar.
*Küresel ekonomide 2026 yılında yüksek kamu ve özel sektör borçları endişelerimi artırdı. Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere ülkelerin borçlarının rekor seviyeye ulaşması ve ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi dâhil olmak üzere jeopolitik belirsizlikler, bu yıl küresel ekonomi için belirgin riskler olarak gözüküyor. Dünya çapında birçok ekonomi, gevşeyen para politikaları, yavaşlayan enflasyon, artan korumacı ticaret politikaları ve jeopolitik belirsizliklerle geçti. Geçen yıl küresel ekonomideki belirgin risklerin bazıları hafiflerken, bazı riskler 2026'da da baskın olmaya devam edecek. Bu yıl daha belirgin olan ekonomik risk yapay zekâ balonu üzerinde yoğunlaşacak. Yapay zekânın ekonomik etkisi daha net hale geldikçe yatırımlar artacak ancak yatırımların paraya dönüşmesinin belirsiz olması sıkıntının devamlı olacağını gösteriyor. Veri merkezlerinin 2030'a kadar ABD'nin elektrik talebinin %10'unu oluşturması bekleniyor. Büyüyen talep nedeniyle, elektrik şebekeleri baskı altında kalabilir, elektrik kesintileri ve fiyat artışları riski ortaya çıkabilir.
Küresel toplam borç 346 trilyon dolara yükseldi. Geçen yıla göre toplam küresel borç 26,4 trilyon dolardan fazla arttı. Toplam borcun küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranı bu dönemde %310'u buldu. Büyük ölçüde kamu borçlanmasının etkisiyle hem gelişmiş hem de gelişmekte olan piyasalardaki borçlar yeni rekorlara ulaştı. Bazı gelişmiş ülkelerin milli gelirlerine göre yüksek borç seviyeleri ciddi borç krizine işaret ederken, yüksek faiz oranları, artan borçlanma maliyetleri ve negatif net kaynak akışı, gelişmekte olan ülkelerin borçlarını geri ödeme konusunda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmasına yol açıyor.
*Sonuç olarak, 2026 garip bir yol olacak Trump olduğu sürece parasal ve güvenlikle ilgili dalgalanmalar olacak. 2026’da risk en az olmalı, ortamı ve gidişatı gözlemlemek çok önemli olacak. Türkiye, enflasyonla mücadelede başarılı olmak istiyorsa hukuk, demokrasi, adalet, liyakat gibi sosyal alanlar başta olmak üzere yapısal reformları yapmak ve bu yolla beklentileri düzeltmek zorunda bulunuyor. Sadece birkaç vergi düzenlemesi ve ücretlerin bastırılmasıyla enflasyonun düşmeyeceğini gördük. 2026 bir eşik yılı için olumlu senaryo enflasyon yılsonunda %20’nin belirgin biçimde altında, büyüme %3,5–4,0 aralığında dengeli, imalat sanayinde kademeli genişleme, kontrollü kur seyri dezenflasyonu destekler, yeşil dönüşüm yatırımları cari açık ve ihracat tarafında ilk olumlu etkileri verir, vergi tabanı genişler, kayıt dışılık azalır, olumsuz senaryo ise enflasyon %22–25 bandında sıkışır, büyüme %3’ün altına geriler, kur baskısı artar, gelir adaletsizliği ve kayıt dışı ekonomi derinleşir, hukuki belirsizlik yabancı yatırımı daha da sınırlar işte zahiri durum batini bakış. 2026 yıl sonu, Türkiye’nin orta vadeli reform stratejisinin güvenilirliğinin en kritik sınavı olacak. Para ve maliye politikası koordinasyonu, yapısal reform iradesi ve 2025’ten taşınan siyasi risklerin etkin yönetimi sağlanabilirse, 2027’den itibaren daha yüksek, istikrarlı, kapsayıcı ve yeşil bir büyüme patikasına geçiş gerçekçi bir hedef haline gelebilir. Aksi halde kırılgan, stagflasyonist ve hatta slumflasyonist risklerin kalıcılaşması ihtimali güçlenebilir.