Ömer Kocabaş

Altın değil, karakter meselesi

Ömer Kocabaş

Bayramdan sonra piyasaların açılmasıyla birlikte altına olan talebin patlaması, kuyumcuların önünde oluşan uzun kuyruklar bence ülkemizin geleceği açısından hiçte iyi bir görüntü değildi. Biz kendi kendimize gaz vermeyi seviyoruz. Biz şöyle bir milletiz, böyle bir ülkeyiz diye sıralamaya başladığımız zaman nerede duracağımız belli olmuyor(!) Fakat son yıllarda zor zamanlar da hep sınıfta kaldığımız gerçeği de ortada. Kabul etsek de etmesek de bu böyle…

Korona günlerinin başında gıda fiyatları henüz uygunken özellikle sosyal medyada bir stokçuluk akımı başlamıştı. Malum akım deyince akan sular durur. Bir akımdan geri kalmak olmaz, her yaş grubundan insan kendi çapınca o akıma dahil olup modaya uyar. İnsanlar gıda, temizlik vb. ortalama altı aylık ihtiyaçlarını evlerine stoklayıp, marifetmiş gibi de bunu paylaşıyordu. Elbette bu paylaşımların ardından işin suyu çıktı. Devletimiz sağ olsun süreci iyi yönetemedi, ilk başta hafta sonu marketlerde kapalı olunca durduk yere ülkede bir gıda krizi çıkmıştı.

Üreticisi, toptancısı, marketi vatandaşın bu psikolojisini çok iyi kullandı. Fiyatlar bir anda gereksiz yere uçmaya başlamıştı. Ayçiçeği yağı, şeker, un neredeyse karaborsaya düşmüştü. Elbette bazı uydum akıllılar hırslarından uçmuş fiyatlarla bile stokçuluğa devam etmişti. Olan her zamanki gibi garibana olmuştu. Şimdi anlatınca komik gibi gelen şeyler beş, altı yıl önce bu ülkede maalesef yaşandı.   

Yaşadığımız depremlerden sonra ortaya çıkan manzara da benzerdi. Önce Elazığ’da meydana gelen, ardından asrın depremi diye nitelenip, çok sayıda şehrimizde aynı anda yaşanılan depremlerde de bu sefer insafsız ev sahipleri ortaya çıkmıştı. Önce deprem bölgesindeki sağlam kalan evlerin kiraları uçtu. Ardından depremzedelerin göç ettiği şehirlerdeki kiralar ve psikolojik olarak tüm ülkedeki kiralar uçmuş oldu. Hali hazırda ev kiralarının bu kadar yüksek olmasının en büyük sebebi depremi kendisine bir fırsat olarak gören vicdansızlardır. Artan kiralar elbette düşmedi. Konut arzının yeterli olmaması, yaşanılan göçün ardından deprem bölgesine artık dönmeyenler falan derken yüksek kira da bir kader olup kabullenildi.

Hükümet bir ara kira artış oranını yüzde 25’de sabitledi ama piyasada karşılığı olmadığından her gün gazetelerin üçüncü sayfasında bir ev sahibi kiracı kavgası, cinayeti görür olmuştuk. Bu yaşanılan olumsuzluklar elbette milletin tamamına mâl edilemez ama büyük çoğunluğun böyle hareket ettiği gerçeğini de değiştirmez. Bir şekilde kendimize gelip zor zamanlardaki fırsatçılık hastalığından kurtulmalıyız. Aksi halde Allah korusun savaş vb. daha beter bir imtihanla karşılaşırız. O zaman vicdansızları ne evleri ne de stokladıkları gıda, altın vb. kurtarabilir. Araba devrilmeden önlem almak şart…

Altına hücum da yine sosyal medyanın gazıyla oldu. İnsanlar maalesef balık hafızalı. ABD, İran savaşı çıkmadan ortalama bir ay önce altın fiyatları sürekli artarken milleti gaza getirdiler. Altın kısa sürede 10 bin lira olacak diye, yedi bin beş, hatta internetten sekiz bin liranın üzerinde altın alanlar oldu. Sadece altın değil, gümüş fiyatları bir anda uçmaya başlayınca yüksek fiyattan kilolarca gümüş alanlar olmuştu. Birçoğu hâlihazırda yüzde elliye yakın zararda. Gümüş, altın derken külçe ile bakır alanlar bile oldu. Spekülatörler milletin psikolojisini çok iyi bildiğinden sosyal medyada aslı, astarı olmayan haberler yayıyorlar. Evi, arabayı satıp sözde altın, gümüş alanların haberleriyle gaza gelip, kısa sürede zengin olma hırsıyla gerçekten evini, arabasını satanlar oldu.

Altın, gümüş gibi değerli madenler elbette işin sonunda kazandırır. Fakat beklemesini bilen, beklemeye imkânı olanlar kazanır. Yatırım zaten ihtiyaç fazlası para ile yapılması gereken bir şeydir. Ev, araba satılıp, aybaşında alınan maaşla kredi kartının son ödeme tarihine kadar üç, beş günlüğüne yapılan şeye yatırım değil, kumar denir. Birkaç kez kazanılabilir ama günün sonunda kazanan elbette kasa olacaktır. Altın, gümüşte de fiyatı büyük yatırımcılar, devletler belirliyor. Yüksekken satıp, ilk önce piyasayı silkeliyorlar. Ardından düşükten yeniden topluyorlar. Küçük, sabırsız yatırımcı ise psikolojisini bozduğuyla kalıyor. Sağlamcı hacı emmi, teyzelerin ise hiçbir şey umurunda değil, onlar ellerindeki fazla parayı fiyatına bakmadan altına yatırmaya devam ederler ve işin sonunda sabırlı olduklarından sürekli kazanan onlar olur.

Altın da alım, satım makasının çok açık olmasından dolayı kuyumculara kızanlar oluyor. Fakat belirsiz piyasada anlık kura göre hareket etseler birçok kuyumcu kısa sürede batar. Altının fiyatı oturmadı, gün içersinde gramda üç yüz, dört yüz liralık hareketler yaşanıyor. Savaşın geleceği belirsiz, hâl böyle olunca fiyatlar sağlıklı olmuyor. Biraz sabredilirse her şey yerine oturacak ama sabırsızlar yüzünden piyasa hareketli. Uyanık kimi kuyumcularda nasıl olsa hangi fiyattan söylersem alanlar var diye piyasanın bin lira üzerinden altın satabiliyor. Alan da gerçekten oluyor. Bunca yaşanılana rağmen hâlâ akıllanmayanı da kendi hâline bırakmak lazım.

Bir ülkenin, milletin gücü zor zamanlardaki tavrı ile belli olur. Biz son yıllarda sağlık, deprem, savaş durumu, ekonomik sıkıntılarda maalesef iyi bir sınav veremedik. Özellikle sosyal medya temel iletişim aracı, haber kaynağına dönüştüğünden beri orada insanları istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Kaynak belirsiz, haberi yapanın gerçek ismi bile yok ama etkisi fazla. Ne diyelim bu kadarını da klasik haberciliği bitiren, basılı gazeteyi nostalji gibi görenler düşünsün. Gazetelerin klasik internet sitelerine bile doğru düzgün bakan yok, iş sosyal medya paylaşımında bitiyor. Sosyal medyada da gerçek gazetecilerin değil, kıymeti kendinden menkul tiplerin aykırı paylaşımları daha fazla ilgi görüyor. Bize de benzer şeylerden şikâyet etmek kalıyor…

Yazarın Diğer Yazıları