Aile yılı, nüfusumuzun iyice azalmasını, buna karşı alınmaya çalışılan tedbirleri falan konuşmaya devam ediyoruz. Bir yandan mesele sakız gibi uzatıldığından insanlar duyarlılığını kaybediyor. Diğer yandan ise bir çıkış yolu bulabilmek için bu meselenin üzerine gitmekte şart. Fakat toplumdaki dönüşüm özellikle korona pandemisi sonrasında bir kırılmaya doğru evirildiğinden bazı şeylerin geri döndürülmesi neredeyse imkânsız hâle geldi.
Aile deyince akla ne gelir desek onlarca farklı şey sıralanır. Bir radyo programcısı kurnazlığıyla buradan yürümek istemiyorum(!) Bugünkü konumuza artık girebilmek için aile denilince akla gelen evde pişen sıcak yemekten, kaynayan tencereden yürümek istiyorum. Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye’de e-ticaretin görünümü raporunun 2025 verilerine göre dışarıdan eve yemek söylemeyi ve market alışverişini bile sanal yolla yapma işini iyice abartmışız. Bakanlığın verilerine bakarsak anında ve randevulu teslimatları kapsayan hızlı ticaret hacmi bir önceki yıla göre yüzde 55 artarak 388 küsur milyar lira seviyesine çıkmış. Rapora göre yemek sektörü ortalama yüzde 70 pay ile ilk sırada yer alırken gıda ve süper market kategorisi yüzde 30 ile ikinci sırada yer almış.
Yazıyı rakamlara boğmayı pek sevmem merak eden için bakanlığın e-ticaretin 2025 yılındaki görünümü raporunda ilginç bilgiler var. Bakanlığın raporu malumun ilamı olmuş. Cadde ve sokaklardaki kurye motorları neredeyse arabaları geçme noktasına geldi. Gün boyu oradan oraya koşuşturuyorlar. Özellikle karıkocanın birlikte çalıştığı ailelerde sıcak yemek kültürü gün geçtikçe azalıyor. Hafta içi dışarıdan söylenen yemeklerle vakit geçirilirken, hafta sonu ise genellikle aile etkinliği adı altında bu kez bizzat lokantaya gidip yemek yeniliyor. Hafta sonu kahvaltı için bile bir yerlere gitmek artık sıradanlaşmaya başladı.
Ailenin bozulduğu bir toplumun her anlamda sıkıntı yaşayacağı ortadadır. Dışarıdan söylenen yemekler sağlıksız olduğundan obezite de artıyor. Ailelerin, devletin sırtına ikinci bir yük biniyor. Ailelerin küçüldüğü, yalnız yaşayanların oranının her geçen yıl artığı bir ortamda geniş ailelere elbette yer kalmıyor. 1+0 ve 1+1’lerin parlatıldığı, 3+1 evlerin artık lüks olarak görüldüğü bir ortamda çekirdek aile bile eve sığamazken geniş aileler elbette hayal olarak kalıyor. Bu durumda huzurevi sektörü de ülkemizde gün geçtikçe gelişiyor. Sizin anlayacağınız örnek aldığımız batılı ülkelerin seviyesine adım adım yaklaşıyoruz.
Sürekli dışarıdan yemek söylemenin saçmalığını ya da artık markete gidip alışveriş yapmaya bile erinir hâle gelmemizin sosyolojisi üzerinde durmak istemiyorum. Çünkü bugün beni işin ekonomik kısmı ilgilendiriyor. İşin sosyoloji uzun sürer, belki bir ara yazarız. Ülkemizin ekonomisi, gelir durumu ortada. Özendiğimiz gibi yaşamaya çalışıyoruz, sonrasında da geçinemiyoruz diye şikâyet ediyoruz. Yaptığımız, bir yandan kötü ekonomiden şikâyet ederken diğer yandan ise ekonominin daha da kötüleşmesine katkı sağlamak oluyor.
Bugün 50 yaş ve üzerinde olup da karıkoca birlikte çalışan çiftler özellikle bir de memurlarsa iyi birikim yapmış oluyorlardı. Birkaç ev, iyi bir araba, sahil kasabasında bir yazlık, memlekette bir köy evi vb. Çocuklarının geleceklerini de garantiye alıyorlardı. Bugün ise genç kuşakta karıkoca birlikte çalışanlar bırakın birikimi, yatırımı çoğu zaman günü anca kurtarıyor. Ev almak zaten hayal, çoğunun öyle dertleri de yok. Karıkocanın altlarında banka kredisiyle alınmış ayrı ayrı iki araba kendi çaplarınca yalan dünyanın keyfini sürdüklerini zannediyorlar. Karıkocanın birlikte çalıştığı “modern ailelerde” kadının maaşı boş şeylerle heba oluyor. Dışarıdan yemek söyle, market alışverişi yine aynı şekilde olsun. Çocuğun kreşi, özel okulu derken kadının maaşı lüzumsuz şeylerle heba olup gidiyor. Kadın hiç çalışmasa, evde yemeğini yapsa, pazardan, marketten alışverişini yapıp çocuğuna baksa erkeğin maaşı ile ev aynı şekilde geçinir. Üstelik ailenin huzuru artar, ev bereketlenir. Fakat bütün bunlar hep iyi niyetli temenniler. Bu yazıyı okuyup bizi geri kafalı bulacakta çoktur. Umurumuzda değil, kabul etseler de, etmeseler de gerçekler ortada.
Ailenin geleceği ile ilgili atılmaya çalışılan adımların büyük bir kısmı soyut şeyler. Gündelik hayatta karşılığı yok. En basiti yemek, barınma meselesinin bile cılkının çıktığı bir ortamda ailenin geleceği maalesef yok. Aynı sofrada bir araya gelemeyen insanların bir arada fiziki olarak aynı evde bulunmalarına aile diyemeyiz. Onlarınki ancak ev arkadaşlığı olabilir… Okuldan eve gelmiş çocuğuna anne işyerindeyken online yemek söylüyor. Büyük ihtimalle eve varınca kendisine de benzer bir şey söyleyecek. Evin babası belki dışarıda yiyip gelecek. Ondan sonra gelsin aile üzerine nutuklar…
Bizim zamanımızda şöyleydi, böyleydi demeyeceğim. Mesele bizim aile olduğumuz, çoluk çocuğa karıştığımız günümüzde ne yaptığımızdır. Bir yandan mevcut düzenden şikâyet edip, diğer yandan düzenin oyuncağı olmak çelişkidir, iki yüzlülüktür. Buna dikkat edip kendimize çekidüzen vermeliyiz.
Öte yandan 1+0,1+1’lerin yaygınlaşmasıyla sıradan hâle gelen Amerikan mutfak tabiri bile geçerliliğini yitirmeye başladı. O mutfaklarda artık yemek pişmiyor. En fazla çay, kahve yapılıyor. Abartıyorsun diyenler büyükşehirlerde yaşayan tanıdıklarına sorsunlar. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir’de bu tarz hayatlar sıradanlaşmaya başladı. Nüfusun büyük bir bölümü bu şehirlerde. Bunların yanına Antalya, Eskişehir gibi turizmin geliştiği, öğrencilerin fazla olduğu şehirleri de ilave edelim. Bizim Konyamız bile geçtim 20,25 yılı, pandemiden sonraki beş, altı yılda ne hâle geldi, varın ötesini siz düşünün…