Çok şükür bir kez daha mübarek Ramazan ayına kavuştuk. Allah, bu ayın kıymetini bilip, hakkıyla idrak ederek Ramazan bayramına ulaşmayı da inşallah nasip etsin.
Ülkemizin, özellikle sosyal medyadaki bir hafta 10 gündür gündemi Orhan Pamuk. Masumiyet Müzesi isimli romanı Netflix’e dizi yapılan Orhan Pamuk’u nihayet Z kuşağı da keşfetmiş oldu. Dizi gündem olunca kitabı da doğal olarak çok satanlar listesine girdi. Şaka değil gerçekten dizinin kitabı ne ara yazıldı diye yorum yapanlar bile oldu(!) Yıllar önce rahmetli Engin Ardıç, Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği kitabının diziye uyarlanmasının ardından bir kitapevinde kızın annesine kitabı gösterip “dizi çok izlenince kitabını yazmışlar” dediğini yazmıştı. Yıl oldu 2026 memlekette değişen bir şey yok.
Nobel Edebiyat Ödülünü almasının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Orhan Pamuk’ta da değişen bir şey yok. Kendisine ödül veren batıya bağlılığı hâlen devam ediyor. 74 yaşına girecek olan yazarın maddi anlamda bir sıkıntısı yok. Sadece Türkiye değil dünyada da tanınıyor ama kendi topraklarıyla ilişkisi ortalama bir batılı kadar. Kitabından uyarlanan dizi Netflix’e yapılınca batılı dostlarına selam çakıp, ben hâlâ kullanışlı bir aydınım mesajını vermeyi de ihmal etmemiş. Bundan 20 yıl önce Nobel Edebiyat Ödülünü almadan bu topraklarda 30 bin Kürt, bir milyon Ermeni öldürüldü demişti. Bunun karşılığı olarak Nobel’e layık görülmüştü. 20 yıl sonra kitabından uyarlanan dizinin yönetmeninin kadın olmasının avantaj olarak göstermek için “Bütün Ortadoğulu erkeklerin kafalarındaki pisliklerden bende de biraz var” diyerek hiç değişmediğini batılı dostlarına bir kez daha göstermiş oldu.
Orhan Pamuk’un yazarlığı, edebiyatçı kimliği hakkında yorum yapamam. Çünkü bugüne kadar bir tane bile kitabını okumadım, okumayı da düşünmüyorum. Nobel’i kazandığında ben daha 18 yaşındaydım. Üniversiteye yeni başlamıştım. Orhan Pamuk edebiyatıyla tanışma dönemine yeni girmiştim. Nobel ödülüne vesile olan açıklamasını dinledikten sonra doğal olarak soğudum ve hiçbir kitabını okumadım. Bu da benim ayıbım olsun… Z kuşağının Pamuk’u keşfetme çabasını da gülerek izliyorum. Büyük çoğunluğu Pamuk’un yazarlığıyla ilgilenmeyip diziye odaklanmış durumda. Dizi Netflix’e yapıldığı için elbette çok fazla müstehcen sahneye de sahipmiş. Mutlaka eşcinsellikle alâkalı bir gönderme de vardır.
Orhan Pamuk’u tutarlılığından dolayı bir kez daha takdir etmek lazım. Pamuk, 74 yaşına girecek ama ısrarla buralı olmadığını, bu ülkenin insanıyla sıkıntısının olduğunu, bizim onun gibi “değerli, deha” bir yazarı hak etmediğimizi dolaylı yoldan yüzümüze vurmaya devam ediyor. Ne diyelim bizden geçti artık, Z kuşağıyla arası iyi olsun, kitapları çok satsın, uyarlama dizisi milyonlarca kez izlensin. Fakat günün sonunda bizden uzak olsun…
***
Ramazan ayı ve oruç ile ilgili tartışmalar da bu sene farklı bir seviyede yapılıyor. Ramazan’ın neredeyse ilk haftasını geri de bıraktık hâlâ birileri oruç tutmadığı için dayak yedi haberi yapılmadı… Sosyal medyada sözde Alevi kimliği ardına sığınanlar oruçla alâkalı ahkâm kesiyor. Hesapları biraz incelediğiniz de büyük çoğunluğunun Alevilikle de ilgisinin bulunmadığı tamamen etki ajanlığı peşinde koştukları açıkça görünüyor. 2026 yılında Sünni, Alevi gerilimi yaratma çabasını küçümsememeliyiz. Devletin ilgili birimleri bu hesapların peşine düşüp hak edenlere gereken cezayı vermesi lazım. Alevi vatandaşlarımız da bir zahmet ellerini taşın altına koymalı. İçlerindeki çürük elmaları ayıklamalılar. Bu kazananı olmayacak kavga için yıllar boyu epey bedel ödendi. Sonu olmayan tartışmayı bir kenara bırakıp hep birlikte Ramazan ayını nasıl daha iyi idrak edebiliriz diye çabalayalım.
Sosyal medyada ilgi görmek için aykırı yorum yapmanın şart olduğunu artık sözde hocalar da keşfetti. Ramazan’ın başlangıcının hangi gün olduğundan imsak vaktine kadar Diyanet’in açıklamasının tam tersini yapıp insanların kafasını karıştıranlar türedi. Tanyeri ağarana kadar, beyaz iplik siyah iplikten ayrılana kadar yenir içilirmiş falan. Tamam, yaylada ya da dağ başında yaşasak dedikleri belki düşünebilir de şehir merkezinde her yer yedi, 24 aydınlık, güneşin tam doğuşunu bile idrak edemiyoruz ki ipliğin rengini algılayalım. Öte yandan bir saat erken kalkıp, yeme içmeyi de bir saat erken kessek ne olur ki? Fakat bu çıkardıkları fitne sayesinde etkileşim koparmak isteyenlerin niyeti elbette üzüm yemek değil. Okullarda düzenlenen Ramazan ayı ile ilgili etkinliklere tepki gösterip laik atak geçirenlere ise sadece gülüyoruz. Hâlâ bu ülkeyi, değerlerini anlamayıp, plastik kavramlar üzerinden değerlendirme yapmaya devam edip, aynı yerde otlayacaklarsa bırakalım ne hâlleri varsa görsünler.
Günün sonunda Yaşar Nuri Öztürk’ün tahtına oturmak isteyen İhsan Eliaçık’ta Kuran-ı Kerim’den kavramları kafasına göre eğip bükerek yorum yapıp namaz kılmasanız da olur, oruç tutmasanız da olur, önemli olan kalp temizliği, artı değer üretmektir mealinden açıklamalar yapabiliyor. Laf salatasıyla konuştuğundan ben onu demedim, şunu demek istedim falan diye iyice kafaları karıştırıyor ki tepki çekmesin. İşin sonun da bu adamı binlerce kişi takip ediyor. Merak edenler sosyal medyadaki açıklamalarına bakabilir.