Ömer Kocabaş

Reklama kızdık, sorun çözüldü(!)

Ömer Kocabaş

Bir beyaz eşya markasının anneler günüyle ilgili çektiği reklam filminde çocuk yerine köpeği kullanması bir haftadır tartışılıyor. Reklamın iyisi, kötüsü olmaz bakış açısıyla hareket edilirse markanın oldukça başarılı bir iş çıkardığını söyleyebiliriz(!) Markaya kızanlar çok, haklılar da ama bazen haklı olmak yetmiyor. Beyaz eşya markası toplumda oluşturulmaya çalışılan bakış açısını yansıtmış hepsi bu kadar. Aile yılı gibi janjanlı sloganlarla bir şeyler yapılmak istense de aynı yanlışların etrafında dönülüp durulduğundan istenilen ilerleme kaydedilemiyor. İlerleme isteniyor mu orası da ayrı bir soru işareti. Fakat ülkemizdeki nüfus artış oranının düşmesi, mama lobisi üzerinden sözde hayvanseverliğin artması öyle kamu spotu tadında sloganlarla önlem alınabilecek şeyler değildir…

Ülkemizdeki aile yapısı, nüfusun artış hızının düşüklüğü, buna paralel olarak hastalıklı bir seviyeye gelen sözde hayvanseverlikle alâkalı bugüne kadar çok şey yazdık, çizdik elbette bir faydasını göremedik. Bu reklam özelinde sanki sorunla ilk kez yüzleşiyormuşuz gibi tepki verenleri de samimi bulmuyorum. Reklamı çeken ajansın sahibi Yahudiymiş, ülkemizde boykot edilen çok sayıda markanın reklamlarını hazırlıyormuş falan. Yani ne bekliyorsunuz ki. Adamlar üzerlerine düşeni, görev bilinciyle yerine getiriyor. Mesele bunun karşılığında bizim ne yaptığımız. En basitinden sözde muhafazakâr cenahta bile türlü bahanelerle boykotu değersizleştirip kırmaya çalışanlar var. “Adamlar çok güçlü, onlarla mücadele edilemez” diye Yahudiliğin propagandasını Yahudilerden daha fazla yapan ezik tiplerle bir yerlere varamayız.

Sosyal medyada, etkileşim merakına, oradaki ergenlere -ki buradaki ergenlikten kastım belli bir yaş grubu değil, 60 yaşına gelip hâlâ ergen gibi takılmaya çalışanlar çoğaldı- yalaka bir dil kullanımına artık son verilmeli. Özellikle belediyelerin büyük bir kısmı bu yalaka üslupta ısrar ediyor. Bitmeyen başıboş köpek sorunun en büyük kaynağı belediyelerimizin ergenlere yalakalığıdır. Köpeğe, köpek demek bile neredeyse hakaret olarak kabul edilir oldu. “Patili dost, can dostumuz” vb. saçmalıklarla çıkılan yolda evcil hayvanını oğlum, kızım diye sevenler doğal karşılanır oldu. Bebek arabası benzeri arabalar da köpeklerini gezdirenler var…

Belediyelerimiz marifetmiş gibi milyonlarca liraya mâl olan devasa barınakların reklamını yapıyor. Mama lobisinin geliştirdiği özel mamalar sayesinde binlerce hayvan daha uzun yaşatılarak hayvan popülasyonunu artırmaya katkı sağlanıyor. Belediyelerimizin hayvan politikasının ilgili bakanlıklar eliyle tek tip hâle getirilip bir mücadele konseptine dönüştürülmesi gerekiyor. Fakat ne İçişleri, ne Tarım ve Hayvancılık, ne de Aile Bakanlığından böyle bir aksiyon göremiyoruz. Kendi hâllerine bırakılan belediyelerimiz de etkileşim uğruna yalakalığa, pardon şirin görünmeye devam ediyorlar.

Reklama kızmakla olmuyor. Reklam hedef kitlesinin yansımasını ortaya koyuyor. Bahsi geçen beyaz eşya firması orta, üst gelir grubuna hitap ediyor. Sözde havyansever lobiler firmaya destek açıklamaları bile yaptılar. Nüfus politikası öyle üçüncü çocuğu yapana aylık bilmem kaç bin lira destek ya da doğum iznini bilmem kaç haftaya çıkardım demekle olmuyor ki. Devlet eliyle yapılan TOKİ evlerinde 2+1 dairelerde en az üç çocuklu aileler nasıl barınacak sorusuna ısrarla cevap verilmiyor. Öte yandan belli bir dönem yasaklanan 1+0, 1+1 evlere yeniden izin verildi. Konya’daki son durumu bilmiyorum ama İstanbul ve Ankara’da son dönemde reklamı yapılan bu tarz binlerce konut var. Bu evlerde kim oturacak?

Şehirden yeniden köye doğru bir göçün sağlanamadığı, karıkocanın birlikte çalışıp, asgari ücretle de olsa şehirde yaşadığı bir ortamda üç çocuk ve üzeri hayaldir. Belli bir gelir grubuna göre ise çocuk dediğin zaten ayak bağı. Ayıp olmasın diye bir çocuk yapıp, onu da proje gibi yetiştiren üst gelir grubuna mensup insanları destek politikalarıyla teşvik edemezsiniz. Topluma bir rol model olarak sunulan ekonomik özgürlüğüne sahip, kendi ayaklarının üzerinde duran kadın tipi hâlâ makbul görülüyor. Bu model devlet eliyle teşvik ediliyor. Kadının istihdamına destek ve pozitif ayrımcılıkla ilgili onlarca devlet politikası sıralanabilir.

Öte yandan ev hanımlığı, annelik kötü, toplum için bir kamburmuş gibi gösteriliyor. Her çocuk için ödenen aylık paranın yanında ev hanımları çocukları altı yaşına gelesiye kadar sigortalı çalışanmış gibi görülüp, primleri de devlet tarafından ödense iyi olmaz mı? İki, üçer yıl arayla üç ve daha fazla doğum yapan bir annenin ortalama 15 yıl sigortası olmuş olur. Peşine üç çocuk ve üzeri çocuk yapan kadınlara isteğe bağlı emeklilik sigortasında yüzde 50 indirim yapılsa ciddi bir motivasyon olabilir. Fakat bu tarz gerçek politikaları nedense göremiyoruz. Aile Bakanlığımız ayıp olmasın, hiç bir şey yapmıyor da görülmeyelim diye küçük politikalarla göz boyamayı tercih ediyor.

Reklama kızmakla bir şeylere çözüm bulamayız. Adamların politikaları bu ve açıkça devam ediyorlar. Buna karşılık biz ne yapıyoruz önemli olan bu. Gerek hastalık seviyesine gelmiş sözde hayvanseverlikle gerekse nüfusumuzu artırmak için sloganlar dışında sadra şifa olabilecek ne gibi adımlar atıyoruz? 1+0, 1+1 evlerle, karıkocanın birlikte asgari ücretle çalıştığı ailelerle nüfusumuz artmaz. Geçtim nüfusun artmasını, gençlerin ortalama 25 yaşına kadar iş sahibi olamadığı bir düzende aile bile kurulmaz. Aynı şekilde belediyeler tarafından yapılan lüks barınaklarla, mama lobisine esir olunmuş bir ortamda sözde hayvanseverliğin yüceltilmesiyle ne başıboş köpeklerle mücadele edilir ne de kedi, köpeği çocuğu olarak gören hastalıklı zihniyetle…

Yazarın Diğer Yazıları