Ömer Kocabaş

Sade insanın gündemi

Ömer Kocabaş

Bir kez daha Ramazan ayına ayrılan sürenin sonuna geldik, bayrama kavuşuyoruz. Yahut ömrümüzden bir Ramazan ayı daha gelip geçiyor, geriye yaşanacak kaç Ramazan ayımız kaldığı ise belirsiz. Ramazan ayı ile ilgili yaptığımız klasik muhabbetler de kiminle konuşsam herkes bu sene oldukça hızlı geçti diyor. Bu biraz da yaşlanmanın getirdiği psikolojik bir şey galiba. Öte yandan yaş itibariyle yaz Ramazanlarını geri de bırakan bir jenerasyondan geliyoruz. Bundan ortalama 12, 13 sene önce İstanbul’da yazın sıcağında 20.45 ve üzerinde iftar açmışlığımız var. Şimdi tuttuğumuz oruç o zamana göre bedava sayılır(!) Burada asıl önemli olan şey Ramazan’da ne yaptık, hakkını verebildik mi? Yoksa bir zaman diliminde Ramazan geldi geçti de bizde onunla birlikte savrulduk mu? İşte bu sorulara vereceğimiz cevap belirleyici olacaktır.
Ramazan ayının başından beri aynı şeyleri konuşuyoruz. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması bütün gündemimizi etkiledi. Arada Lübnan’da yerle bir oluyor, yüzlerce masum insan ölüyor ama o bile ikinci planda kaldı. Gazze’yi ise bu Ramazan unuttuk dersek yeridir. Elbette elimizden geldiğince yardım ettik.

Yardım kuruluşlarımız siyonistlerin izin verdiği ölçüde Gazze için koşturuyor ama gündem olma ve görünürlük açısından Gazze’de geri de kaldı. İran ile ilgili iki haftadır yazıp çiziyoruz ama ortada sonuçlanan bir şey yok. Sürekli yeni gelişmeler oluyor. Bir taraftan da psikolojik savaş devam ediyor, dedikodunun bini bir para.

İç gündemimiz ise tamamen komedi. İmamoğlu davası bile ara da kaynadı gitti. İmamoğlu’nun yandaşları ve yeminli destekçisi birkaç TV kanalı, sosyal medyada fonlanan hesapların dışında kimsenin umurunda değil. APP, standart dışı plaka mevzusu bile dava fazla gürültü kopardı, düşünün İmamoğlu’na verilen değeri… Trafikte yapılan son düzenlemelerle ilgili de şunu söylesek yeterli olacaktır: Devlet ağırlığında durmalı, iki gün sonra geri adım atacağı mantıksız kararlara imza atmamalı. Alınan kararın bir mantığı, uygulanabilirliği olmalı. 

Hatırlarsınız bir ara da otomobillerdeki cam filmlerine takmışlardı. Bilmem ne numaranın altına üstüne ceza yazılacak falan denilmişti. Gerçekten de polisimizin işi gücü yok, cam filmi ile uğraşılmıştı. Sonrasında vatandaş aşırı tepki gösterince Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girip meseleyi çözmüştü. Bir savaş ortamındayız. Ne ile karşı karşıya olduğumuz belli değil. İç İşleri Bakanı hemşerimiz Mustafa Çiftçi zor bir sınava talip oldu. İnsanlar üzülmeden bu iş hâle yola, mantıklı bir çerçeveye konulmalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işi gücü yokmuş gibi bu işe dahil olmak zorunda kalmamalı. 

APP denilen plakaların değişimi ile ilgili süre uzatmakla bu iş çözülmez. İki tür APP var. Birincisi serserilerin kafalarına göre kendilerinin yaptıkları plakalar. İkincisi ise bizzat bakanlığın yetki verdiği Şoförler Odası tarafından basılmasına rağmen APP diye nitelenenler. Yeni plakalarda dijital kod var. Eski lisanslı plakalar da ise odanın resmi mührü. Bakanlık sırf kalın puntolu diye bu plakalarında değişmesini istiyor. Bu yanlış bir karar. İki gün sonra ceza yiyen biri mahkemeye gitse haklı görülür. Ortada yasadışı bir şey yok. Bakanlık illâ yasal plakalar da değişecek diyorsa o zaman millete randevu verir. Plaka değişim ücretini de bakanlığının bütçesinden karşılar olur biter. Diğer türlü alınan her karar vatandaş için haksızlıktır.

Araçlarda bulunan müzik sistemlerine ceza yazılması da doğru bir karar değil. Yüksek sesle müzik dinlenmesinin, trafikte insanların rahatsız edilmesinin elbette bir cezası olmalı. Fakat o anda yüksek sesle müzik dinlememesine rağmen dinleme potansiyeli var diye birine ceza kesmek haksızlıktır. İnsanlar müzik sistemleri ile düşük seste ama kaliteli müzikte dinleyebilir. Kimsenin niyeti belli olmaz ki. O mantıkla bakanlığın ülke genelinde araçlar için müzik sistemi satışını da yasaklaması gerekir. Hatta baskın yapıp satış yapan yerlerdeki cihazlara da el konulsun. Alınan kararın ucu açık, isteyen istediği yere çekebilir. İç İşleri Bakanı konuyla ilgili açıklama yaptı ama net, somut şeyler söylemedi. Vatandaş bir trafik çevirmesinde ne ile karşılaşacağını bilmiyor. Polisin o anki keyfi tutumu belirleyici olabilir. Durduk yere vatandaş ile devlet karşı karşıya kalacak. İnsanların yeterince derdi sıkıntısı var. Bu kararların gözden geçirilip, netleştirilmesi lazım. Devlet ağırlında durmalı, vatandaşın açığını aramak yerine yanında olmalı.
İşte böyle bir ahval içinde bayrama doğru gidiyoruz. Dünyanın gündemi, ülkemizin gündemi derken bir de sade insanın gündemi var. Ekonomik sıkıntılar aynen devam ediyor. Enflasyon artıyor, sade insan günü kurtarma derdinde. Büyük, küçük gerçek ya da saçma gündemin içerisinde sıra bir türlü kendisine gelmiyor, sesini duyan yok. Allah sade insanın yardımcısı olsun daha ne diyelim…   

Yazarın Diğer Yazıları