Meram ilçesine bağlı Gödene mahallesi/köyü Konya’mızın kadim yerleşim yerlerindendir. Gödene mahallesi Konya'ya 20 km. uzaklıktadır. Gödene köy yerleşimi ve Toki toplu konutlarından oluşmaktadır. Gödene yaylası coğrafi olarak Gödene tepesi baz alındığında Konya'dan yaklaşık 350-400 metre daha yüksekliktedir. Gödene tepesi ile Loras dağının etkileşimi altında kalan bölgede havalar esintili ve bol rüzgârlı geçmektedir. Konya’nın çeperinde kalan bölgede merkezde kalan semtlere göre daha fazla kar ve yağmur yağışı görülmektedir. Yazları Konya'ya göre 3_4 derece daha serin geçerken, kış mevsimi ise daha soğuk ve kar yağışı almaktadır.
Gödene mahallesi temiz havası ve tatlı su kaynakları ile ön plana çıkan, endemik bitki ve varlıkların olduğu bir yerleşim yeridir. Nüfus olarak kayıtlı 17 bin kişi ile 15 ilçeden daha fazla yoğunluğa sahiptir. Bendeniz 2010 yılından itibaren bölgeye taşınan ilk TOKİ Türklerinden biri olarak fahri Gödeneli oldum. Gödene’de ikamet etmeye başladıktan sonra doğal ve tarihi güzellikleri keşfettim. Coğrafi yükseklik avantajı nedeniyle burada ilk kez ufuktan güneşin doğuşunu gözlemledim. Sosyal medyada onlarca şafak manzaraları paylaştım. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/konyada-safak-avciligi/14587/)
Gödene civarı tarihsel olarak Frigler, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminden izler taşıyan otantik bir yerleşim yeridir. Gödene köyü alt kısmında bulunan Hisarlık mevkisindeki kale kalıntıları milattan önce 2 binli yıllara kadar uzanmaktadır. Bu dönemlerden kalma arkeolojik kalıntılar ve nekropol alanları vardır. Gödene köyü merkez camisi 1867 yılında Sultan Abdülaziz döneminde yapılmıştır. Cami ahşap direkli olup ahşap çatısı ile yöreye özgü ahşap işçiliğini yansıtmaktadır. Merkez camisi minber, mihrap, kürsüsü yekpare çam ağacından lale ve sarmaşık motifleriyle donatılmıştır. Merkez camisi ile birlikte halen virane durumdaki 1898 yılında yaptırılmış Çelebi çeşmesi ile bir asırlık Çerçeve çeşmesi ve Hisar çeşmesi tarihi eser olarak dikkat çeker. Kerpiçten yapılma tek katlı ve iki katlı Gödene evleri ise tarihi ve otantik Konya evlerinin yaşayan son temsilcilerindendir. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/godene-mahallesinde-son-kerpic-evler/14196/)
Konya’ya 20 km uzaklıkta olan Gödene yaylasında her bahar olduğu gibi bu bahar mevsiminde de endemik ve aromatik bitkilere yoğunlaştım. Bu ilgi ve alaka özellikle korona günlerinde başladı. Gödene yaylasında doğayı gözlemleyerek yürüyüşlere devam ediyorum. Bu yıl yağmurlar çok bereketli oldu. Kurban Bayramı günleri dahil yağışlar devam ediyor. Baharın bereketi ve yağmurların sürekliliği ile çayır çimen alanlar coştu denilebilir. Gödene tepesiyle bütünleşen yayla havasının verdiği iklim ve Gedavet rüzgarlarının eşliğinde yeşil doku ayrı bir güzellikte gelişmektedir. Gödene yaylası 1024 m yüksekliği olan Konya ovasından yaklaşık 400 metre daha fazla yüksekliktedir. Bu coğrafya ve eğimli arazide rüzgâr ile birlikte görece daha fazla yağmur ve kar yağışı olmaktadır. Çayırbağı ve Karadiğin vadileri ile Gödene yaylasının iklim etkileşimi ise yörede endemik çiçek, böcek ve bitki çeşitliliğine yol açmaktadır.
Flora kavramı Latince bir kökene sahip. Yaşam kendi doğası içinde mükemmel bir uyum ile var olur. Her coğrafi bölge, yapısal özellikleri, iklimi, kaynakları, bitki örtüsü, ağaç familyası, börtü-böcek ya da hayvan türleri ile bir diğerinden ayrılır. “Flora” ve “Fauna” terimleri genellikle bir coğrafi bölgenin bitki türleri ve vahşi yaşamını tanımlamak için kullanılan kolektif terimlerdir. Her ikisi de bir bölgeye veya bir zaman dilimine özgü bitki veya yaban hayatı gruplarına atıfta bulunur. Örneğin, ılık bir bölgenin flora ve faunası; iklim özelliği ile uyumlu tropikal bitki örtüsü (Flora) ve egzotik hayvan türlerinden (Fauna) oluşmaktadır. Flora Nedir? Flora, çiçekle ilgili anlamına gelen çiçek kelimesinin köküdür ve latince kökenli bir kelimedir. Çiçek tanrıçası Flora’dan adını almıştır. Terim bir grup bitkiyi ya da bakterileri ifade eder. Henüz bu konuda Türkçe bir kavram ve kelime geliştiril(e)memiş olması da ciddi bir eksikliğimiz. (https://www.tekbasinadaolur.com/fauna-ve-flora-nedir/)
Bahardan yaz mevsimine geçtiğimiz bu günlerde yine kendiliğinden ve eskilerin hüda-i nabit dedikleri şekilde yetişen doğal ve pastoral kır çiçekleri derlemeye devam ediyoruz. Mesela bu yıl gözüme çarpanlar şunlar oldu: Arı otu, Arap Yasemini, Deve dikeni, altın otu, büyük ebegümeci, gelincik, turna gagası, Veronica persica kır lalesi, sığır dilii çoban çantası, dağ defnesi, pıtpıt otu, çakşır otu, ballıbaba, kuş lalesi, Silena subconica, dağ karanfili, mor ada çayı, gelin tacı, fiğ otu, kanarya otu, diplotaksis tenufolia gibi çiçekler hem rengarenk görüntüsü ile hem birbirinden güzel doğal aromatik kokusu ile çevreye ayrı bir güzellik katıyor.
Tabi bu güzellikler elinizin altında hazır durmuyor, kimisinde diz çöktüm. Kimisinde eğimli arazide kayıp düşmemek için uğraşıyorum. Zaman içinde bir garip Orhan Veli modundaki bu garibe içten selam veren ve amca kolay gelsin diyen 7-8-yaşlarındaki çocuklarla muhabbet eder oldum. Bazen ilgi gösteren çocuklara çiçeklerin kokusundan ve isminden bahsediyorum. Gödene çayı üzerindeki köprü yakınlarında ve menfeze yakın alanlarda kelebek çekimi yaparken yine çocukların amca bir şey mi? Kaybettin diye sormaları ilginçti. Kelebek çekimi yaptığımı söyleyince tebessüm edip yürüdüler. Benden birkaç yaş büyük bir ihtiyar delikanlının badem çiçekleri için kadraj ayarlarken hayrola deyip yürüyüp gitmesi de manidar anılardandı. (https://www.yenihaberden.com/yazi/omer-tokgoz/godene-yaylasinda-endemik-zenginlikler/17085/)
Bahar mevsiminden yaz günlerine doğru giderken canlanan doğanın kokusu efil efil esen rüzgarlarla her yere dağılıyor. Bitkilerden aldığımız ve duyumsadığımız kokuların harikuladeliği insanda ayrı bir yaşama sevinci oluşturuyor. Tabi ki bu hissiyat ve sevinç zamanla oluşan bir farkındalığa dayanıyor. Farkındalık ise aromatik koku çeşitliliğini gözlemlemek, tanımak ve farkında olmakla mümkün. Mesela bu yıl ilk kez gördüğüm arı otunun sümbüle benzeyen kokusu benim için de yepyeni ve tarifsiz bir his zenginleşmesi oluşturdu. Unutmadan bölgeye özgü, bal arıları, böcekler, karıncalar, ibibik kuşları ve tüm bu yeşil alan ve ağaçlar üzerinde konser veren bülbül kuşunu iki kere gözlemlediğimi belirteyim. Bülbül serçe kuşundan biraz daha küçük ve narin görünümde oluyor. İşin ilginç tarafı telefonumun şarzı bitmişti. Ses ve görüntüleri doğrudan kendi belleğime kayıt yaptım.
Mart ayından nisan ayı sonuna kadar sırasıyla rengarenk açan badem, kayısı, erik, leylak, elma ve şeftali ağaçlarını gözlemledik. Bugünlerde ise Gödene yaylasında ve Konya’da mis gibi kokan beyaz ve kırmızı akasya ağaçları çiçek açtı. İğde ve Ihlamur ağaçları ise eli kulağında bir iki hafta içinde şahane sarı çiçekleri ve kokuları ile boy verir olacaktır. Her yıl doğada gerçekleşen ve yaz ayına kadar süren bu renk cümbüşüne ve koku coşkusuna mutlaka doğrudan şahit olmaya gayret edelim. Baharla beraber çiçek açmış ağaçlara ve çayır çimene sadece uzaktan bakmakla veya internet üzerindeki haber görsellerine bakmakla yetinmemeliyiz. Mümkünse bu güzellikleri doğanın içinde ve ağaçların bizzat yanında deneyimleyiniz. Hele de bu haziran ayı içinde açmaya başlayacak iğde ağacı çiçekleri ile ıhlamur ağacı çiçeklerinin enfes kokusunu ve manzarasını sakın kaçırmayınız.



