Senan Kazımoğlu

Azerbaycan'da FETÖ ve İsrail iddiası

Senan Kazımoğlu

Geçen yazıda Azerbaycan'daki din konusunu ele almıştık. Onun devamı niteliğinde Azerbaycan’la ilgili değerlendirmelerde karşılaştığım diğer yanlışlardan bahsedeceğim. Bunlardan ilki FETÖ’nün ülkedeki varlığına ilişkin iddialardır. Özellikle FETÖ okullarının hâlâ faaliyetlerini sürdürdüğü veya farklı isimler altında varlığını devam ettirdiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu iddialara da açıklık getirmek istiyorum.

Azerbaycan, Türkiye’den sonra FETÖ ile en sert mücadele eden ülkeler arasında yer almıştır. Bu mücadeleyi somut örnekler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Türkiye’de 17-25 Aralık süreciyle başlayan gelişmelerin ardından Azerbaycan’da da FETÖ bağlantılı okullara yönelik adımlar atılmış, söz konusu kurumlara kayyumlar atanmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ise FETÖ yapılanmasına karşı mücadele daha da sertleşmiş; okulların yönetimi ve mülkiyetiyle ilgili süreçler tamamlanarak bu kurumlar devlet kontrolüne alınmıştır. FETÖ mensupları ülkedeki varlığına son koyulmuştur.

Buna rağmen bazı yazarlar ve Türkiye’deki bazı kişiler, Azerbaycan’da FETÖ okullarının hâlâ faaliyetlerini sürdürdüğünü ileri sürmektedir. Oysa 15 Temmuz sonrası Azerbaycan devletinin el koyduğu söz konusu okulların tamamı Türkiye Maarif Vakfına devredildi. Bugün de bu okulların tamamı Türkiye Maarif Vakfı bünyesinde Azerbaycan’daki eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir.

FETÖ Üniversiteleriyle ilgili süreçte de eski yapılanmaya ait kurum ve bölümlerin farklı üniversitelere devredilmesi veya lağvedilmesi yoluna gidilmiştir. Dolayısıyla Azerbaycan’daki eski FETÖ yapılanmasının okullar ve üniversiteler üzerinden varlığını sürdürdüğünü ileri sürmek, açık açık algı ve provakasyondur.

Benim burada vurgulamak istediğim husus açıktır: Azerbaycan’ın FETÖ ile mücadelesini ve ülkedeki eğitim kurumlarının geçirdiği dönüşümü dikkate almadan yapılan değerlendirmeler, gerçeği yansıtmamaktadır.

Azerbaycan hakkında sıkça gündeme getirilen bir diğer iddia da ülkenin İsrail’le ilişkileri ve bu ilişkilerin Filistin meselesine yansımasıdır. Özellikle son yıllarda, Azerbaycan’ın İsrail’le iş birliği yaptığı gerekçesiyle İsrail’in yanında konumlandığı ve onun politikalarına hizmet ettiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Azerbaycan ile İsrail arasında ilişkiler vardır ve bu ilişkiler iyi düzeydedir. Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin varlığından hareketle Azerbaycan’ın Filistin meselesindeki tutumunu bütünüyle İsrail’in politikaları üzerinden açıklamak doğru değildir.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de yaptığı açıklamalarda, İsrail’le ilişkilerinin Filistin meselesine yönelik tutumlarını engellemediğini ifade etmiştir. Elbette burada asıl önemli olan, siyasi açıklamaların ötesine geçerek uygulamalara ve uluslararası platformlardaki tutuma bakmaktır.

Bu nedenle şu soruyu sormak gerekir: Azerbaycan’ın Filistin meselesindeki tutumu yalnızca sözlerden mi ibarettir, yoksa uluslararası alandaki uygulamalarına da yansımakta mıdır?

Bu soruya cevap ararken geçmişten bugüne uluslararası kuruluşlarda ve teşkilatlarda yapılan oylamaları incelemek gerekir. Azerbaycan’ın İsrail-Filistin meselesiyle ilgili oylamalarda hangi yönde oy kullandığı, Filistin’e yönelik politikasını anlamak bakımından önemli bir göstergedir. Zira Azerbaycan’ın tüm oylamalar da Filistin lehine oy kullandı. Aynı şekilde Azerbaycan uluslararası düzeyde Filistin'e en çok ve devamlı maddi yardım gösteren ülkeler arasında yer almaktadır.

Yine bu meseleyle ilgili dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Bu da İsrail-Azerbaycan ilişkileridir.

Eğer İsrail ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler iddia edildiği kadar yakınsa, Azerbaycan’ın bugün "İbrahim Anlaşmaları"na katılmış olması gerekmez miydi? Nitekim ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan’ın bu anlaşmalara katılması meselesini defalarca gündeme getirdi. Azerbaycan’a bu yönde baskılar da yapıldı. Ancak bütün bu baskılara rağmen Azerbaycan "İbrahim Anlaşmaları"na katılmadı. İlerleyen süreçte ne olur, bilmiyorum. Ancak bugüne kadar baktığımızda Azerbaycan’ın hâlâ "İbrahim Anlaşmaları"na katılmadığını görüyoruz. Bu durumun da göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum.

Bunun yanında, daha 3-4 ay önce sözde Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin bir yasa tasarısının İsrail Meclisi’ne getirilmesi gündeme geldiğinde Azerbaycan, İsrail’e karşı en sert tepki gösteren ülke oldu. Hatta o dönemde yaşanan gelişmeler, Azerbaycan’ın bu meseleye ne kadar önem verdiğini ortaya koydu.

Azerbaycan, İsrail’le ilişkilerinde Türkiye’nin hassasiyetlerini ve millî menfaatlerini gözettiğini açıkça ortaya koydu. Azerbaycan Dış İşleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı  açıklamalarda, Türkiye’nin menfaatlerinin Azerbaycan için kırmızı çizgi olduğu vurgulandı. İsrail’in bu kırmızı çizgiyi aşmaması gerektiği yönünde açık mesajlar verildi.

Sürecin devamında söz konusu yasa tasarısı İsrail Meclisi’nin gündemine taşınmadı. İsrail basınında da tasarının gündeme getirilmemesinde Azerbaycan’ın tepkisinin etkili olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı. Bu gelişme, Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerinin Türkiye’nin hassasiyetlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini gösteren örneklerden biri olarak ele alınabilir.

Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Ben burada yalnızca gördüğüm gelişmeleri ve dikkat çekmek istediğim hususları aktardım. Azerbaycan’ın FETÖ ile mücadelesi ve İsrail meselesindeki tutumu hakkında zaman zaman yanlış bilgilere dayanan değerlendirmeler yapıldığını düşünüyorum. Bu sebeple söz konusu meseleleri açıklığa kavuşturmak ve farklı yönleriyle ele almak ihtiyacı hissettim.

Bundan sonraki değerlendirme elbette okuyuculara aittir. Benim amacım, Azerbaycan hakkında konuşulurken gözden kaçırıldığını veya yanlış anlaşıldığını düşündüğüm hususları ortaya koymaktı. Gerisini takdirlerinize bırakıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları