1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. DERİNLEŞEN GERİLİM
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

DERİNLEŞEN GERİLİM

A+A-

ABD inşaat sektöründe, işgücü ve malzeme fiyatlarındaki artış ve beklenenin altında açıklanan olumsuz veriler ile, maaşlardaki artış ve uygun koşullardaki ev kredisi faiz oranları arasındaki olumlu karmaşık gelişmeler yaşandı. Bu bilgiler ışığında hızlı bir artış trendi gösteren inşaat sektöründeki satışlar, ABD ekonomisinin durgunluk sinyalleri mi veriyor? şeklindeki soru işaretlerini, kısmen de olsa şimdilik azalttı. Bu durumun yansıması, gelişmiş ülkelerin para birimlerine göre değerinin artıp azalttığını gösteren DXY endeksinin artması şeklinde gerçekleşti. Bununla birlikte küresel ölçekte ayak seslerinin daha yüksek tonda duyulmaya başlayan durgunluk tehlikesini frenlemek amacıyla, merkez bankaları parasal politika araçlarını devreye sokmak zorunda kaldı. Belki kısa hata orta vadede hastaya nefes almasını sağlayan finansal politikaların kalıcı çözümler ortaya koymasını ümit edenler büyük yanılgı içindedirler. Reel sektörü, ekonomilerinin göbeğine yerleştiremeyen ülkeler ister gelişmiş isterse de gelişmekte olsun, iktisadi istikrar dahil siyasi, sosyal ve toplumsal istikrarı yakalamaları olanaksızdır.

Dünyanın bir numaralı ekonomi gücüne sahip ABD’de durgunluk olasılığının bile dillenmeye başlaması, diğer ülkelerde tedirginlik ortamının oluşmasına yetti. Bu nedenle bu yıl içinde FED’in politika faizini artırması bir yana azaltması dahi, uzak bir olasılıktan çıkmış durumdadır. Brexit’in sorununun şimdilik global kamuoyu gündeminin arkalarında kalmasına rağmen çözülmeden derin dondurucuda beklemesi, petrol fiyatlarının belirlenmesinin bırakın istikrara kavuşturulmasını manipülasyona açık hale getirilmesi, şimdilik özellikle Çin’e yönelik – ondan sonra Almanya merkezli AB ülkeleri – korumacı politika görüşmelerinde tarafların anlaşmaya yakın oldukları yönünde açıklamalar gelmesine rağmen haftalardır somut adımlar atılamaması, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarda muaf olarak belirlediği, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerin yaptırım uygulamasına dahil edileceğinin açıklanmasının ortaya çıkardığı olumsuz havanın İran, Rusya, Çin ve Türkiye merkezli gerginliğin yayılması riskini ciddi düzeyde artırması, Japonya’nın gelecek korkusundan çıkıp tasarruf ekonomisinden bir türlü tüketim ekonomisine geçememesi, Trump’ın oyun bozanlık yapan yaramaz çocuklar gibi altında imzasının da bulunduğu anlaşmalardan sebepsiz yere çıkması veya yapılan anlaşmaları tanımadığını açıklaması gibi genel sorunlarla birlikte, ABD’nin kendi içsel ekonomi iklimini dinginliğe kavuşturamaması, küresel ekonominin bünyesinde ciddi sorunlar bulundurduğunun açık göstergeleridir. Aynı şekilde IMF kıskacındaki Arjantin’de reel ve finans kesimde sorunların katlanarak devam etmesinin göstergesi olarak CDS primlerinin 1200 baz puanın üzerine çıkması, global ekonomide çözülmesi gereken sancılardan biridir. Avrupa tandanslı daha önemli bir diğer sorun ise dünyanın ABD, Çin, Japonya gibi lokomotif ülkelerinden olan Almanya ekonomisiyle ilgili verilerin, hiçte açıcı olmamasıdır. Nisan ayı IFO güven endeksinin düşmesi, Alman ekonomisinin geleceğine yönelik kara bulutların devam ettiğinin işaretleridir.  

Türkiye açısından ise gelişmeler, ne yazık ki iç açıcı görünmemektedir. Her ne kadar Nisan ayı beklenti anketinde iyileşme olmasına rağmen, büyük resmin parçaları kara bulutlarla bezenmiş durumdadır. Merkez Bankası rezervlerinin riskli derecede azalmasının afişe olması ve bu durumun uluslararası piyasalarda ülkemiz hakkında esen olumsuz havanın CDS puanlarını 400’lerin üzerine çıkartması, yerel seçimlerin üzerinden 29 gün geçmesine rağmen İstanbul Belediye Başkanlığı için yapılan itirazların sonucunun hala netleşmemesi ve seçimin yenilenebileceği söylentilerinin yayılması, faiz oranlarının düşmesinin ekonominin koşulları gereği değil de adeta talimatla indirilmeye çalışılması, ithalata bağımlı ihracat ve büyüme sarmalından dolayı cari denge açığının azalmasının aynı zamanda işsizlik sorununu tetikleyerek genel olarak %14.7’ye, genç işsizlik oranını ise %26’ya yükseltmesi, firmaların sorunlarına kalıcı değil de spontane teşviklerle çözüm üretilmeye çalışılması gibi uygulamalardan sonuç alınamayacağını, ülke olarak ümit ederim en kısa zamanda anlarız. Aksi takdirde orta gelir tuzağı gibi ekonomik patinajlar yapmaya ve siyasi gerilimler kısır döngüsünde çabalamaya devam ederiz. Söz konusu çabanın sonunda karşılaşacağımız realite, ülkemiz enerjisinin ve sinerjisinin boşa gitmesinden başka bir sonuç getirmeyeceğidir.

Soru: Cari açığın düşmesi ekonominin her zaman  iyiye gittiği gösterir mi? Neden?

Sözün Gözü: Kişinin ederi ancak yaptığı kadardır, konuştuğu kadar değil.  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT