1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

  3. KÜRESEL RESESYON CENDERESİ
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRESEL RESESYON CENDERESİ

A+A-

Gelişmekte ve geri kalmış ülkelerin, görünürde istikrarlı bir şekilde hızla kalkınıp büyümelerini ve dünya ekonomisine sorunsuz bir şekilde entegre olmasını sağlamak amacıyla ABD’nin önderliğinde kurulan, ancak zaman içinde öncelikle ABD ve batılı ülkelerin çıkarlarını maksimuma çıkarma amaçlı dizayn edildikleri ortaya çıkan IMF, WB, GATT (WTO) gibi uluslararası boyuttaki kurum ve kuruluşlarla, küresel sistemi (ekonomi, siyaset, sosyal, toplumsal, kültürel) kontrolü altında tutma çaba ve çalışmaları, yeni argümanlarla artarak devam etmektedir. Yine ABD menşeili altında faaliyet gösteren ve ülkelerin ekonomilerine verdiği puanlarla objektifliğini ciddi derecede sorgulatacak pozisyona düşen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ile FED ve ECB toplantıları, kararları yanında tekel konumunda bulundukları iletişim olanaklarını kullanmaktan çekinmemektedirler. Bunlara ilave olarak reel ve finans sektörüyle ilgili olarak istatistik kurumları tarafından, doğruluğu veya yanlışlığı konusunda bırakın sorgulamayı şüphe duyulması dahi akla getirilmeyen ABD tarafından açıklanan verilerle, tüm global ekonominin etki altında tutulması da, günümüzde sıkça karşılaşılan ve artık kanıksanan uygulamalardır. Yılda sekiz defa olmak üzere yaklaşık her kırk beş günde toplanan ancak öncesi ve sonrasıyla yılın tamamında tüm ülke gündemlerinin ilk sıralarında yer alan FED kararları, - hakeza ECB’de aynı şekilde – yetiyor da artıyor bile. Çünkü dünya finans gücünün çok önemli bir kısmını temsil eden, ABD reel ekonomisinin gücünü arkasına alan FED’nin böyle bir işleve soyunmasını yadırgamamak gerekmektedir. Bu noktadaki sorun, defacto koşullarda alınan pervasızca kararların diğer ülkelerin zararına sonuçlar doğuracak olmasına aldırış etmeksizin sıkça, kuralsızca ve hızla değiştirilmesini, ABD açısından bakıldığında ve homoeconomicus prensibi gereği belki çok fazla yadırgamanın da, doğru olmayacağı düşüncesindeyim. Son elli yılda ülkelerin ve halklarının yaşadıkları acı tecrübeler; demokrasi, insan hakları, özgürlük ve evrensel hukuk kuralları gibi kavramların içlerinin boş olduğu yada başka bir ifadeyle ülkelerin çıkarlarına göre eğilip bükülebildiklerini gözler önüne sermiştir. İran-Irak Savaşı’nın çıkartılması, Irak’ın Kuveyt’e Saldırtılması, Avrupa’nın göbeğinde Srebrenitska Soykırımı’na göz yumulması ve görmezden gelinmesi, Suriye’de iç savaşın körüklenmesi ve buradaki terör örgütlerinin ABD çıkarları gereği desteklenmesi, ülkemizin uluslararası hukuk kurallarına uygun olması nedeniyle kıta sahanlığı dahilinde hakkı olan Doğu Akdeniz’de hidrokarbon çıkarma girişimlerinin söz konusu bölgede bulunmaması gereken ülkelerin en yetkili kişileri tarafından eleştirilmesi, Hindistan – Pakistan çekişmesinin kaşınması gibi ilk bakışta siyasi görünümlü ancak arkasında ciddi düzeylerde ekonomik sonuçlara yol açan girişimler, hemen ilk akla gelip de sayılabilenlerdir. Gelişmiş batılı ülkelerinin buna benzer son çare olarak uygulamaya koydukları, yine kendileri tarafından hortlattıkları demokrasi, bağımsızlık, insan hakları gibi kulağa hoş gelen kavramları bahane etmelerine rağmen, büyüyüp kalkınmalarını önleyemedikleri ve gelecekte kendileri için tehlikeli gördükleri Türkiye, Çin, Rusya, İran, Hindistan, Venezüella gibi ülkeler üzerine, hiç düşünmeden uygulamaya geçtikleri bu tür manipülasyonların, sona ereceği beklentisi, şüphesiz hayalden ibarettir ve ardı arkası da kesilmeyecektir.

Madalyonun bir yüzünü meydana getiren en olumsuz realiteye göre, her ülke ekonomik ve siyasi geleceğini şimdiden planlamak zorundadır. Ekonomik, siyasi, sosyal ve toplumsal alanlarda, kendi halkının desteğini alan ve dokusuna uygun gerekli yapısal çözümleri geliştiremeyen ülkelerin, rüzgarın etkisiyle savrulan kuru yapraktan bir farkı yoktur. Yine yapısal orta ve uzun vadede ekonomik, siyasi, sosyal ve toplumsal getiriler sağlayacak politikaları bir yana bırakarak; kısa vadeli, günü kurtarmaya yönelik popülist politikalar uygulamalar peşinde koşan ülkeler gibi. Üstelik temel ekonomik, siyasi ve toplumsal alanlarda derin sorunları bulunan ve çözüm uygulamalarını halının altına süpürerek öteleyen ülkelerden, ABD, AB, FED, ECB, WB, WTO gibi ülke ve kurumların neredeyse her gün açıkladıkları reel ve finansal sektörle ilgili çeşitli verilere (Yeni Konut İnşaatları, Tüketici Güven Endeksi, Öncü İmalat PMI Endeksi, Öncü İmalat Sanayi PMI Endeksi, FED Politika Faizi, ABD ve AB İşsizlik Başvurular vb.) karşı, sorunlarını kalıcı bir şekilde çözecek ve artık daha sıkça dillendirilmeye başlayan küresel resesyon tehlikesine karşı, herhangi bir olumlu sonuç ortaya çıkaracak nitelikte, bir refleks ve reaksiyon göstermesi de beklenmemelidir.

 

Soru: Klasik sistemde G artışı Y’yi artırır mı? Neden?

Sözün Gözü: Önce şükür ve sabır, sonra takdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT