Dr. Abdullah Koca

Afet yönetimi: Merkez mi, yerel mi?

Dr. Abdullah Koca

Konya Üzerinden Stratejik ve Kurumsal Bir Değerlendirme

Afet olgusu, yalnızca doğa kaynaklı bir hadise olarak değil; aynı zamanda yönetim kapasitesi, kurumsal koordinasyon ve toplumsal hazırlık düzeyinin bütüncül bir yansıması olarak değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir süreçtir. Bu bağlamda deprem, sel veya yangın gibi olayların kendisi kadar, bu olaylara karşı geliştirilen yönetsel refleksler ve hazırlık mekanizmaları da belirleyici bir rol oynamaktadır.

Türkiye’de afet yönetimi uzun yıllar boyunca merkeziyetçi bir anlayış çerçevesinde şekillenmiş, özellikle AFAD’ın koordinasyonunda güçlü bir merkezi yapı oluşturulmuştur; ancak bu yapı her ne kadar büyük ölçekli afetlerde hızlı mobilizasyon ve kaynak yönetimi açısından avantaj sağlasa da, yerel düzeydeki uygulama kapasitesi ve saha gerçekliği dikkate alınmadan tek başına yeterli bir çözüm üretmemektedir.

Bu noktada “afet yönetimi merkezden mi yürütülmeli yoksa yerel yönetimler mi daha etkin olmalıdır?” sorusu, teorik bir tartışmanın ötesinde, doğrudan sahaya ve insan hayatına temas eden stratejik bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Konya özelinde bu tartışmayı ele aldığımızda, ilk bakışta düşük deprem riski ve geniş coğrafi yapısı nedeniyle “güvenli şehir” algısının hâkim olduğu görülmektedir; ancak bu algı, afetlere yönelik hazırlık düzeyini düşüren ve risk farkındalığını zayıflatan önemli bir dezavantajı da beraberinde getirmektedir.

Zira Konya’nın risk profili yalnızca deprem ile sınırlı değildir; endüstriyel yangınlar, kuraklık ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği, trafik kazaları ve kontrolsüz kentsel büyüme gibi unsurlar, şehrin afet yönetimi perspektifinde çok yönlü bir değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Afet yönetimi süreci, yalnızca kriz anında müdahale ile sınırlı olmayan; risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarını kapsayan dinamik bir döngü olarak ele alınmalıdır. Bu döngü içerisinde merkezi yönetim strateji geliştirme, kaynak tahsisi ve genel koordinasyon sağlama görevini üstlenirken; yerel yönetimler ise bu stratejilerin sahaya yansıdığı, uygulamaya dönüştüğü ve somut sonuçlar ürettiği en kritik aktörlerdir.

Nitekim afet anında ilk müdahaleyi gerçekleştiren birimlerin büyük çoğunluğu yerel düzeyde faaliyet gösteren itfaiye teşkilatları, sağlık ekipleri, belediye birimleri ve doğrudan vatandaşların kendisidir. Bu durum açıkça göstermektedir ki afet yönetimi teorik olarak merkezde planlansa da, pratikte yerelde kazanılmakta veya kaybedilmektedir.

Konya’nın sahip olduğu güçlü belediye yapısı, kurumsal deneyimi ve toplumsal dayanışma kültürü, afetlere karşı önemli bir potansiyel sunmakla birlikte, bu potansiyelin sistematik, planlı ve sürdürülebilir bir modele dönüştürülmesi gerekmektedir.

Özellikle mahalle temelli afet yönetimi yaklaşımı, Konya gibi sosyal dokusu güçlü şehirlerde hayati bir öneme sahiptir; zira afet anında profesyonel ekiplerin olay yerine ulaşmasına kadar geçen süre içerisinde ilk müdahalenin bilinçli vatandaşlar tarafından yapılması, can kayıplarını önemli ölçüde azaltabilecek bir faktördür.

Bu çerçevede her mahallede eğitimli gönüllü ekiplerin oluşturulması, yerel risk haritalarının detaylı şekilde hazırlanması ve toplumun afet bilinci konusunda sürekli eğitimlerle desteklenmesi gerekmektedir.

Bugün gelinen noktada temel sorun, yetkinin merkezde mi yoksa yerelde mi olduğu meselesinden ziyade, bu iki yapı arasındaki koordinasyonun ne ölçüde etkin sağlandığıdır. Veri paylaşım mekanizmalarının yetersizliği, kurumlar arası iletişim eksiklikleri ve tatbikatların yeterince gerçekçi senaryolarla desteklenmemesi, sistemin en zayıf halkalarını oluşturmaktadır.

Konya için stratejik bir afet yönetimi modeli oluşturulacaksa; üniversiteler, yerel yönetimler ve merkezi kurumlar arasında güçlü bir iş birliği tesis edilmeli, bilimsel veriye dayalı karar alma süreçleri güçlendirilmeli ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir hazırlık kültürü oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki afet yönetimi bir tercih değil, zorunluluktur; afetler ne zaman ve nerede gerçekleşeceğini önceden bildirmese de, toplumların bu afetlere karşı ne kadar hazır olduğu, ortaya çıkacak sonuçları doğrudan belirlemektedir.

Bugün Konya için sorulması gereken temel soru şudur: Biz gerçekten hazır mıyız, yoksa hazır olduğumuzu varsayan bir rahatlığın içerisinde mi hareket ediyoruz?

Unutulmamalıdır ki hazırlık yoksa, afet yönetimi de yoktur; ve afet gerçekleştiğinde kimse yetkinin kimde olduğunu sorgulamaz, herkes yalnızca neden hazır olunmadığını sorgular.

Yorumlar 1
Nuri Can Şahin 26 Mart 2026 14:35

Afet yönetiminin sadece tek elden değil toplum temelli bilinçlenme konusunda verdiği bilgiler için Sayın Abdullah Koca hocamıza teşekkürlerimi sunarım????????

Yazarın Diğer Yazıları