Dr. Abdullah Koca

Anadolu'nun sessiz evlatları

Dr. Abdullah Koca

Anadolu’nun bazı şehirleri vardır…
Sadece bir şehir değildir onlar.
Bir hatıradır.
Bir terbiyedir.
Bir irfandır.

Konya işte böyle bir şehirdir.

Sabah ezanıyla uyanan sokakları, eski taş duvarların arasından yükselen tarih kokusu, cami avlularındaki serin taşlar, esnafın birbirine “hayırlı işler” diye selam verdiği çarşılar… Bu şehir insana bağırmaz, gürültü yapmaz. Ama fark etmeden insanın içine bir sükûnet bırakır. İnsan bu şehirde yürürken bile kendini biraz daha ağırbaşlı hisseder.

Çünkü Konya sadece bir şehir değildir.
Konya aynı zamanda bir terbiyedir.

Selçuklu’nun başkentliğini yapmış bir şehirden söz ediyoruz. Mevlana’nın gönül iklimiyle yoğrulmuş, medreselerin ilmiyle beslenmiş, Anadolu’nun irfanıyla şekillenmiş bir şehir…

Belki de bu yüzden Konya’da büyüyen insanların yüreğinde hep aynı duygu vardır: sorumluluk.

Bu şehirde yetişen insanlar bilir ki hayat sadece kendisi için yaşanan bir şey değildir. İnsan bazen bir mahallenin, bazen bir şehrin, bazen de bir milletin yükünü taşır.

Anadolu’nun sessiz sokaklarından çıkan bazı insanlar da gün gelir devletin en ağır sorumluluklarını omuzlarında taşırlar. Gürültü yapmadan… Gösterişe kapılmadan… Ama omuzlarındaki emaneti asla unutmadan.

Bugün İçişleri Bakanlığı gibi devletin en ağır sorumluluklarından birini taşıyan Mustafa Çiftçi’nin de bu toprakların evladı olması bu yüzden anlamlıdır.

Bir şehrin evladının devletin en kritik görevlerinden birinde bulunması elbette o şehir için bir gurur vesilesidir. Ama Anadolu insanı için makam yalnızca gurur değildir.

Makam aynı zamanda bir yük demektir.

Çünkü Anadolu’nun insanı bilir ki devlet görevi demek; milletin derdiyle dertlenmek demektir. İnsanların en zor anlarında onların yanında durabilmek demektir. Bazen bir yangının dumanında, bazen bir selin ortasında, bazen de bir deprem gecesinin karanlığında milletin umudu olabilmek demektir.

Türkiye kolay bir coğrafyada yaşamıyor.

Depremler olur…
Seller olur…
Yangınlar olur…

Bazen bir gece yarısı şehirlerimiz sarsılır. İnsanlar uykularından korkuyla uyanır. Sokaklara çıkarlar. Çocuklar ağlar, yaşlılar dua eder, anneler gözyaşlarını gizlemeye çalışır.

İşte o karanlık anlarda insanlar bir şey arar.

Bir umut.
Bir siren sesi.
Bir kurtarma ekibi.
Bir devlet nefesi…

O an bir arama kurtarma aracı geldiğinde, bir ekip enkazın başında çalışmaya başladığında, bir çadır kurulduğunda insanlar yalnızca bir ekip görmez.

Devleti görürler.

Devlet dediğimiz şey bazen bir enkazın başında sabaha kadar çalışan bir görevlinin yorgun yüzüdür. Bazen soğuk bir gecede dağıtılan sıcak bir çorbadır. Bazen de “Devlet burada” dedirten o derin güven duygusudur.

İşte tam bu noktada Türkiye’de afetlerle mücadelede en önemli kurumlardan biri olan AFAD – Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı devreye girer.

AFAD yalnızca bir kurum değildir. AFAD; afet anında milletin umudu olan, enkaz başında sabaha kadar çalışan, bir çocuğun korkusunu dindiren, bir annenin duasına vesile olan büyük bir devlet teşkilatıdır.

Depremde ilk gelen ekiplerden biridir AFAD.
Sel felaketlerinde sahadadır.
Yangınlarda koordinasyonun merkezindedir.

AFAD’ın İçişleri Bakanlığına bağlı olması da bu yüzden büyük bir anlam taşır. Çünkü afet yönetimi yalnızca teknik bir çalışma değildir. Afet yönetimi aynı zamanda güçlü bir devlet organizasyonu, hızlı koordinasyon ve güçlü bir irade gerektirir.

Konya’nın insanı makamı gösteriş için taşımaz.

Bu şehirde büyüyen insanlar bilir ki makam bir emanettir. O emaneti taşımak sabır ister. Vicdan ister. Dua ister.

Bugün afet yönetiminde çalışan binlerce insan aslında bu milletin sessiz kahramanlarıdır.

Ve bizler de ülkemizin afetlere karşı daha güçlü olması için gençler yetiştirmeye çalışıyoruz.

Afet yönetimi, sivil savunma ve itfaiyecilik alanında yetişen gençler yalnızca bir meslek öğrenmezler. Aynı zamanda bir sorumluluk öğrenirler.

Çünkü bu meslekler yalnızca bir iş değildir. Bu meslekler insan hayatına dokunan, zor zamanlarda milletin yanında duran mesleklerdir.

Belki bir deprem gecesinde bir enkazın başında olacaklar.
Belki bir sel felaketinde insanların yardımına koşacaklar.
Belki de bir yangında hiç tanımadıkları insanların hayatını kurtaracaklar.

Konya’nın sessiz sokaklarından Ankara’nın ağır sorumluluklarına uzanan bu yol aslında yalnızca bir görev hikâyesi değildir.

Bu yol Anadolu’nun hikâyesidir.

Çünkü Anadolu insanı bilir ki…

Devlet dediğin şey sadece bir makam değildir.
Devlet bazen bir enkazın başında sabaha kadar çalışan bir görevlinin duasıdır.
Devlet bazen bir çocuğun “korkma, biz buradayız” diyen bir sese tutunmasıdır.

Ve devlet çoğu zaman Anadolu’nun sessiz evlatlarının omuzlarında yükselen bir emanettir.

Yorumlar 1
Mehmet Ali Koçer 05 Nisan 2026 22:25

Kaleminize, yüreğinize sağlık Hocam, muhteşem tespitler, Konya'nın abi şehirliğini çok güzel ifade etmişsiniz, başarılarınız daim olsun ????????????????????????

Yazarın Diğer Yazıları