Türkiye’de afetler artık yalnızca “olduktan sonra müdahale edilen olaylar” değildir. Depremler, seller, heyelanlar, orman yangınları, sanayi kazaları, KBRN tehditleri ve iklim krizinin etkileri bize şunu göstermektedir: Afet yönetimi yalnızca itfaiyenin, AFAD’ın ya da birkaç kurumun işi değildir. Bu mesele artık şehir yönetiminin merkezinde yer almak zorundadır.
Bugün birçok büyükşehir belediyesinde ulaşım, çevre koruma, sosyal hizmetler, altyapı, zabıta ve kültür gibi daire başkanlıkları bulunurken; milyonlarca insanın güvenliğini doğrudan ilgilendiren “Afet İşleri Daire Başkanlığı” yapılanmasının hâlâ birçok şehirde kurumsal anlamda eksik olması önemli bir boşluk olarak karşımızda durmaktadır. Özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrası ortaya çıkan tablo bize bir gerçeği çok net gösterdi:
Afetlere sadece müdahale eden değil, afet olmadan önce hazırlanan şehirler hayatta kalacaktır.
Bu nedenle büyükşehir belediyelerinde “Afet İşleri Daire Başkanlığı”, büyükşehir olmayan illerde ise “Afet İşleri Müdürlüğü” yapılanmaları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Belediyelerde Yeni Bir Dönem: Afet Odaklı Yerel Yönetim
Yerel yönetimler halkın günlük yaşamına en yakın kurumlardır. Bir vatandaşın ilk ulaştığı yapı belediyedir. Yol, su, ulaşım, altyapı nasıl belediyenin sorumluluğundaysa; afet öncesi hazırlık, risk azaltma ve toplum dayanıklılığı da artık belediyelerin asli görev alanlarından biri hâline gelmiştir. Afet İşleri Daire Başkanlığı yalnızca kriz anında çalışan bir birim değildir. Asıl görevi, kriz hiç yaşanmadan önce şehirleri hazırlamaktır.
Bugün modern afet yönetimi anlayışı dört temel aşamaya dayanmaktadır:
- Risk azaltma
- Hazırlık
- Müdahale
- İyileştirme
Türkiye’de ise uzun yıllar boyunca daha çok “müdahale” boyutu ön plana çıktı. Oysa gelişmiş ülkeler artık afet olmadan önce çalışan sistemler kuruyor. Japonya, Güney Kore ve Amerika’daki yerel yönetim modellerine bakıldığında belediyelerin kendi afet koordinasyon merkezleri, lojistik üsleri, gönüllü ağları, şehir risk laboratuvarları ve dijital erken uyarı sistemleri olduğu görülmektedir. Türkiye’de de artık belediyecilik anlayışının “imar yapan belediye” anlayışından çıkıp “dirençli şehir inşa eden belediye” anlayışına dönüşmesi gerekiyor.
Afet İşleri Daire Başkanlığı Ne Yapar?
Kurulacak bu yapılar yalnızca masa başında rapor hazırlayan bürolar olmamalıdır.
Sahada çalışan, şehirle yaşayan, sürekli tatbikat yapan dinamik merkezler hâline gelmelidir.
Bu birimlerin temel görev alanları şunlar olabilir:
1. Şehir Risk Analizi ve Haritalama
- Deprem risk bölgeleri
- Sel ve taşkın alanları
- Heyelan riski
- Sanayi ve kimyasal riskler
- KBRN tehdit analizleri
- Kritik altyapı riskleri
Bugün birçok şehirde hangi mahallenin hangi riski taşıdığına dair bütüncül veri altyapısı hâlâ eksiktir.
2. Toplum Temelli Afet Eğitimi
Afet yönetiminin merkezinde halk vardır.
Eğitimsiz toplum, en modern ekipmanlardan bile daha büyük bir zafiyet oluşturabilir.
Bu nedenle:
- Mahalle afet gönüllülüğü
- Okul eğitimleri
- Kadın ve çocuk odaklı afet farkındalığı
- Engelli bireylere yönelik tahliye planları
- Üniversite iş birlikleri
- Kamu kurumlarıyla ortak tatbikatlar
gibi çalışmalar bu dairelerin ana omurgasını oluşturmalıdır.
3. Afet Lojistik Yönetimi
Depremde sadece arama kurtarma değil;
- Su
- Gıda
- Çadır
- Enerji
- Haberleşme
- Yakıt
- Mobil sağlık
yönetimi de hayati önemdedir.
Birçok afette ilk 72 saatte yaşanan en büyük problem koordinasyon değil, lojistik yönetim eksikliği olmuştur.
4. Dijital Afet Yönetim Sistemleri
Akıllı şehir kavramı artık afet yönetimiyle birleşmektedir.
- Drone destekli analizler
- Yapay zekâ destekli risk haritaları
- Mobil ihbar sistemleri
- Dijital kriz merkezleri
- Şehir veri tabanları
gibi uygulamalar belediyelerin afet kapasitesini ciddi şekilde artıracaktır.
5. Gönüllü Afet Gücü Oluşturulması
Türkiye’nin en büyük eksiklerinden biri profesyonel ekip sayısının sınırlı olmasıdır.
Bu nedenle belediyeler:
- Gönüllü arama kurtarma ekipleri
- Mahalle destek grupları
- Gençlik afet timleri
- Üniversite afet toplulukları oluşturmalıdır.
İtfaiye Teşkilatı ile Afet İşleri Daire Başkanlığı Aynı Şey midir?
Hayır. Türkiye’de en büyük kavram karmaşalarından biri budur. İtfaiye teşkilatları belediyelerin en önemli acil müdahale güçlerinden biridir. Ancak afet yönetimi yalnızca yangın söndürmekten ibaret değildir.
İtfaiyenin temel görevleri:
- Yangına müdahale
- Kurtarma
- Trafik kazaları
- Teknik kurtarma
- Su baskınlarına müdahale
- İlk acil müdahale hizmetleri
- Tehlikeli maddelere sınırlı müdahale
gibi daha operasyonel ve sahaya dönük görevlerdir.
Afet İşleri Daire Başkanlığı ise daha geniş ve stratejik bir yapıdır.
Karşılaştırmalı bakıldığında:
İtfaiye personeli ağırlıklıdır Şehir plancısı, sosyolog, mühendis, afet uzmanı, psikolog gibi çok disiplinli yapı içerir Yani biri “müdahale gücü”, diğeri ise “şehir afet yönetim aklıdır.”
Aslında modern şehirlerde bu iki yapı birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
Büyükşehir Olmayan İllerde Durum
Büyükşehir olmayan şehirlerde ise “Afet İşleri Müdürlüğü” yapılanmaları kurulmalıdır. Çünkü afet yalnızca İstanbul’un, Ankara’nın ya da Konya’nın meselesi değildir. Küçük şehirlerde yaşanan afetler çoğu zaman daha yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü kapasite daha sınırlıdır.
Özellikle:
- İlçe belediyeleri
- Kırsal alanlar
- Dağlık bölgeler
- Ulaşımı zor yerleşimler
özel afet planlamasına ihtiyaç duymaktadır. Ermenek, Bozkır, Hadim, Taşkent gibi coğrafi açıdan zor bölgelerde afet müdahalesinin ne kadar kritik olduğu defalarca görülmüştür.
Belediyelere ve Şehirlere Katkıları Neler Olur?
Olumlu Yönleri
- Kurumsal afet hafızası oluşur
- Şehirler daha dirençli hâle gelir
- Kurumlar arası koordinasyon artar
- İtfaiye üzerindeki yük azalır
- Gönüllülük sistemi gelişir
- Afet farkındalığı yükselir
- Şehir planlaması daha güvenli olur
- Afet sonrası kaos azalır
- Üniversite–belediye iş birlikleri güçlenir
- Uluslararası fon ve projelerden yararlanma kapasitesi artar
Özellikle üniversitelerle yapılacak iş birlikleri sayesinde şehirler bilimsel afet yönetimine geçebilir.
Olumsuz Yönleri ve Riskler
Elbette her kurumsal yapı doğru yönetilmezse yeni sorunlar da doğurabilir.
Olası Riskler:
- Yetki karmaşası
- İtfaiye ile görev çakışmaları
- Bürokratik hantallık
- Siyasi kadrolaşma risk
- Masa başı yönetim anlayışı
- Gerçek saha kapasitesinin oluşmaması
- Sadece tabelada kalan müdürlükler
En büyük tehlike ise “afet yönetimini sadece evrak üretimine dönüştürmek” olacaktır. Afet yönetimi sahadan koparsa başarısız olur.
Bu nedenle kurulacak yapıların:
- Liyakat esaslı
- Teknik uzman ağırlıklı
- Sürekli eğitim yapan,
- Tatbikat kültürü gelişmiş
- Akademik iş birliklerine açık kurumlar olması gerekmektedir.
Sonuç: Geleceğin Belediyeciliği Dirençli Şehirlerdir. Bugün artık belediyecilik yalnızca asfalt dökmek, park yapmak ya da bina inşa etmek değildir. Asıl mesele insan hayatını koruyabilmektir. Bir şehrin gerçek gücü; yollarının genişliğiyle değil, kriz anındaki dayanıklılığıyla ölçülür.
Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de belediyeler ikiye ayrılacaktır:
Afete hazırlananlar ve afeti bekleyenler…
Bu nedenle büyükşehirlerde Afet İşleri Daire Başkanlıklarının, diğer illerde ise Afet İşleri Müdürlüklerinin kurulması; Türkiye’nin afet yönetim vizyonu açısından tarihi bir adım olacaktır. Çünkü afet geldiğinde artık şunu söylemek için çok geç oluyor:
“Keşke önceden hazırlansaydık…”
