Ben Karamanlıyım…
Bu cümle, benim için sadece bir nüfus kaydı değildir.
Bu cümle, bir kökün, bir geçmişin, bir medeniyet yürüyüşünün ifadesidir.
Karaman…
Sadece haritada bir şehir değil…
Bir iddianın, bir direnişin, bir kimlik arayışının adıdır.
Karamanoğlu Mehmet Bey’in asırlar önce söylediği o söz hâlâ kulaklarımızda:
“Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”
Bu söz, bir dilin korunması değil;
bir milletin kendine dönüş iradesiydi.
Ama bugün…
Aynı Karaman’da…
Mehmet Akif Ersoy’un anıldığı bir programda,
İstiklal Marşı Arapça okununca kopan fırtına…
İşte orada durdum.
Ve uzun uzun düşündüm.
Ben Bu Tartışmanın Neresindeyim?
Ben Karamanlıyım.
Bu meselenin dışından konuşmam.
Bu tartışmayı ekranlardan izleyen biri değilim.
Bu tartışma benim içimde yaşandı.
Çünkü bir yanım dedi ki:
“Bu marş Türk milletinin marşıdır, elbette Türkçe okunmalıdır.”
Ama diğer yanım da sordu:
“Peki bu öfke… bu sertlik… bu tahammülsüzlük nereden geliyor?”
İşte asıl mesele burada başladı.
Eğer İngilizce Olsaydı…
Samimi olalım.
Eğer aynı marş İngilizce okunsaydı…
Fransızca okunsaydı…
Bu kadar tepki olur muydu?
Yoksa sosyal medyada:
“Ne kadar güzel, evrensel bir çalışma olmuş”
diye övülür müydü?
Bu sorunun cevabı hepimizin içinde.
Demek ki mesele dil değil.
Mesele: Dilin Taşıdığı Hafıza
Arapça…
Bu kelime bugün bazı zihinlerde neden bu kadar ağır?
Çünkü Arapça sadece bir dil değil bu topraklarda.
• Ezanın dili
• Kur’an’ın dili
• Asırlarca ilmin dili
• Medeniyetimizin taşıyıcı dili
Ama bugün…
Ne hazin ki…
Arapça duyulunca bazı zihinlerde
“medeniyet” değil,
“mesafe” oluşuyor.
Bu bir dil problemi değil.
Bu bir hafıza kırılmasıdır.
Karaman’ın Ruhu Bize Ne Söyler?
Ben Karamanlıyım.
Ve şunu çok iyi biliyorum:
Karaman, sadece Türkçeyi savunan bir şehir değildir.
Karaman, bu milletin kimliğini koruyarak medeniyetle yürüyen şehridir.
Türkçe bizim sesimizdir.
Arapça bizim ruhumuzdur.
Birini diğerine düşman etmek…
Bu toprakların ruhuna ihanettir.
Mehmet Akif’i Gerçekten Anlıyor muyuz?
Mehmet Akif Ersoy…
Onu sadece “İstiklal Marşı şairi” olarak görmek, onu eksik anlamaktır.
Akif’in dünyası…
• Kur’an’la yoğrulmuştu
• Arapça ile beslenmişti
• İslam medeniyetinin kelimeleriyle şekillenmişti
Bugün biz…
Onun marşını Arapça okuyan bir çocuğa kızarken…
Acaba Akif’in dünyasına ne kadar yakınız Asıl Korku Nereden Geliyor?
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu tepki, bir “hassasiyet” değildir.
Bu tepki, bir “özgüven problemi”dir.
Kendine güvenen millet:
• Dilinden korkmaz
• Kökünden utanmaz
• Geçmişiyle kavga etmez
Ama kendine yabancılaşan toplum…
Kendi değerlerinden ürker.
Bugün yaşadığımız tam olarak budur.
Arapça Düşmanlığı mı, Kendine Mesafe mi?
Bu meseleye “Arapça düşmanlığı” demek kolay.
Ama aslında daha derin:
Bu, kendine mesafe koyma hâlidir.
Bir çocuk çıkıp marşı Arapça okudu diye
bu kadar büyüyen bir tartışma…
Aslında şunu gösteriyor:
Biz hâlâ kendi medeniyetimizle barışamamışız.
Ben Karamanlıyım ve Şunu Söylüyorum
Karaman…Dar bir milliyetçiliğin değil, derin bir medeniyet bilincinin şehridir. Bu şehir:
• Türkçeyi korur
• Ama Arapçayı da inkâr etmez
• Kökünü sahiplenir
• Ama dünyaya da kapalı değildir
• Biz ya/ya da değiliz.
Biz hem/hem’iz.
Asıl Soru Şu
Neden Batı dilleri bize “modern” geliyor…
Ama kendi medeniyetimizin dili “tehdit” gibi algılanıyor?
Neden İngilizceye hayranlık,
Arapçaya mesafe?
Bu sorunun cevabı dilde değil…
Zihniyette.
Son Söz: Bir Millet Kendinden Korkmamalı
Ben Karamanlıyım…
Ve bu meselede tarafım:
• Ne kör bir savunma
• Ne de sert bir reddiye
Benim tarafım:
Kendi köküyle barışık bir duruştur.
İstiklal Marşı…
Hangi dilde okunursa okunsun
onun ruhu değişmez.
Ama… Biz o ruha yabancılaşırsak…
İşte asıl tehlike oradadır.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz ne zaman kendi dilimizden değil…
kendi hafızamızdan uzaklaştık?