Dr. Dursun Gizli

Osmanlı'da bir bayram krizi: 1592'de halk kurbanı neden bir gün sonra kesti?

Dr. Dursun Gizli

Tarih bazen büyük savaşları, fetihleri ve antlaşmaları anlatır. Bazen de bir bayram sabahında halkın yaşadığı tereddüdü… 1592 Kurban Bayramı ihtilafı ise Osmanlı tarihinin insan yönünü gösteren en dikkat çekici hadiselerden biri olarak hafızalarda yaşamaya devam etmektedir.

Osmanlı Devleti’nde bayramlar yalnızca dinî bir vecibenin yerine getirildiği günler değil; aynı zamanda devlet otoritesinin, ilmî hiyerarşinin ve toplumsal düzenin en görünür şekilde hissedildiği zamanlardı. Özellikle Ramazan ve Kurban bayramlarının başlangıcı, hicrî takvime bağlı olduğundan dolayı doğrudan hilalin görülmesine dayanıyordu. Bu sebeple yeni ayın tespiti yalnızca ilmî bir mesele değil; devletin resmî düzenini ilgilendiren ciddi bir konu olarak kabul edilmekteydi.

Ancak Osmanlı tarihinde bazı dönemlerde hilalin görülmesi konusunda ihtilaflar yaşanmış, bu durum halk arasında ciddi tereddütlere yol açmıştır. 1592 yılında yaşanan Kurban Bayramı tartışması ise Osmanlı tarihindeki en dikkat çekici örneklerden biri olarak kaynaklara geçmiştir.

Bayramların İslâm dünyasında resmî olarak kutlanması, Müslümanların Medine’ye hicretinden sonra başlamıştır. Hicrî 2. yıldan itibaren Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı Müslüman toplumların ortak dinî günleri hâline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nde ise Ramazan Bayramı “Iyd-ı Saîd-i Fıtr”, Kurban Bayramı ise “Iyd-ı Saîd-i Adhâ” adıyla anılmaktaydı. Özellikle klasik Osmanlı döneminde bayramların belirlenmesi tamamen kamerî takvim esasına göre yapılırdı.

Osmanlı'da bir bayram krizi: 1592'de halk kurbanı neden bir gün sonra kesti?

Osmanlı ilmî geleneğinde ayların başlangıcı için hilalin gözlenmesi temel ölçü kabul edilirdi. Ramazan ayının sona ermesi için Şevval hilalinin görülmesi, Kurban Bayramı için ise Zilhicce ayının başlangıcının doğru tespit edilmesi gerekiyordu. Eğer ayın 29. gecesinde hilal görülemezse mevcut ay otuz güne tamamlanırdı. Osmanlı kaynaklarında bu uygulama “tekmîl-i selâsîn” olarak isimlendirilmiştir. Bu uygulama yalnızca bir takvim düzenlemesi değil, aynı zamanda İslâm hukukunun uygulanış biçimlerinden biri olarak değerlendirilirdi.

Osmanlı Devleti’nde Ramazan’ın başlangıcını, Kadir Gecesi’ni, Ramazan Bayramı’nı ve Kurban Bayramı’nı resmî olarak belirleme görevi İstanbul Kadılığı’na verilmişti. İstanbul Kadısı’nın yaptığı tespitler saraya arz edilir, ardından devlet tarafından halka ilan edilirdi. Bayramın başladığı genellikle top atışlarıyla duyurulurdu. Hatta saraya bayram gününü bildiren İstanbul Kadısı’nın yüklü miktarda bahşiş aldığı bilinmektedir. Bu durum, meselenin devlet nazarındaki önemini açıkça göstermektedir.

Fakat bütün bu resmî düzene rağmen zaman zaman farklı kadılar, müneccimler veya şahitler arasında görüş ayrılıkları yaşanabiliyordu. Özellikle hava şartlarının kötü olduğu dönemlerde hilalin görülüp görülmediği meselesi ciddi tartışmalara sebep olabiliyordu.

1592 yılında yaşanan olay da tam olarak böyle bir ihtilaftan doğmuştur.

Osmanlı tarih yazıcılığının en önemli isimlerinden biri olan Mustafa Selanikî, meşhur eseri Tarih-i Selanikî’nde bu hadiseyi ayrıntılarıyla aktarmaktadır. Selanikî’nin verdiği bilgilere göre İstanbul Kadısı, Zilhicce ayının başlangıcını 8 Eylül 1592 Salı günü olarak tespit etmiş ve buna bağlı olarak Kurban Bayramı’nın 17 Eylül Perşembe günü başlayacağını ilan etmişti.

Ancak mesele burada kapanmadı.

Üsküdar Kadısı Mevlânâ Abdürrahim Efendi, İstanbul Kadısı’nın kararına itiraz etti. Abdürrahim Efendi’ye göre hilal bir gün önce görülmüş ve Zilhicce ayı Pazartesi günü başlamıştı. Hatta kendi ifadesine göre hilali bizzat kendisi müşahede etmişti. Bu nedenle Kurban Bayramı’nın 16 Eylül Çarşamba günü başlaması gerektiğini savunuyordu.

Kadılar arasındaki bu ihtilaf kısa sürede büyüdü ve mesele doğrudan saraya taşındı. Dönemin Osmanlı padişahı III. Murad, devlet içerisindeki karışıklığın daha fazla büyümemesi adına bayramın Çarşamba günü başlamasına hükmetti. Ancak devlet erkânı arasındaki bu görüş ayrılığı halkın zihnindeki şüpheyi ortadan kaldırmaya yetmedi.

Osmanlı toplumunda bayram sabahları yalnızca dinî bir günün başlangıcı değil; aynı zamanda sosyal hayatın en canlı anlarından biriydi. İnsanlar sabah namazının ardından kabristanları ziyaret eder, yakınlarının mezarları başında dua eder, ardından bayramlaşmalar başlardı. Kurban ibadeti ise toplumun en önemli dinî vecibelerinden biri kabul edilirdi.

Fakat 1592 yılındaki bu ihtilaf sebebiyle halk arasında ciddi bir kararsızlık oluştu. Özellikle kurbanın hangi gün kesileceği konusunda büyük bir tereddüt yaşandı. Çünkü kurbanın yanlış günde kesilmesi hâlinde ibadetin geçersiz olabileceği düşünülüyordu. Bu sebeple birçok kişi ihtiyatlı davranmayı tercih etti.

Kaynakların aktardığına göre halkın önemli bir kısmı, ilan edilen ilk bayram gününde kurban kesmek yerine bir gün bekledi. İnsanlar “işi garantiye almak” düşüncesiyle kurbanlarını ertesi gün kestiler. Hatta halk arasında “Gerçek bayram günü hacıların dönüşüyle anlaşılır” şeklinde sözler dolaşmaya başladı. Bu ifade, Osmanlı toplumunda hac ibadetinin ve Mekke’den gelen haberlerin ne derece belirleyici görüldüğünü de göstermektedir.

Bu hadise yalnızca bir takvim tartışması değildir. Aynı zamanda Osmanlı toplumunda ilmî otorite, dinî meşruiyet ve devlet düzeni arasındaki ilişkinin dikkat çekici bir örneğidir. Bir hilalin görülüp görülmemesi meselesi, devletin en üst makamına kadar ulaşmış; halkın ibadet hayatını doğrudan etkilemiştir.

Bugün modern astronomi hesaplamaları ve resmî takvim sistemleri sayesinde benzer ihtilaflar büyük ölçüde sona ermiş görünmektedir. Ancak 1592’de yaşanan bu olay, Osmanlı toplumunda zamanın yalnızca saatlerle değil; dinî gözlem, şahitlik ve ilmî otoriteyle belirlendiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Tarih bazen yalnızca savaşları, antlaşmaları ve hükümdarları değil; bir bayram sabahında halkın yaşadığı tereddüdü de kaydeder. 1592 Kurban Bayramı ihtilafı ise bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Yazarın Diğer Yazıları