Dr. Dursun Gizli

Osmanlı, Hürmüz Boğazı için Hint Okyanusunda mücadele etmişti

Dr. Dursun Gizli

Dünya haritasına bakarken çoğu insanın fark etmediği bir yer var: Hürmüz. Oysa bugün küresel ekonominin nabzı, yalnızca birkaç kilometrelik bu dar geçitte atıyor. İsrail–İran gerilimiyle yeniden alevlenen kriz, aslında yüzyıllardır değişmeyen bir gerçeği hatırlatıyor: Dünyayı bazen en dar boğazlar yönetir. 

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla yeniden dünyanın gündemine oturan Hürmüz Boğazı, aslında sadece bugünün değil, yüzyılların meselesidir. Çünkü Hürmüz, haritada küçük; etkisi ise küresel ölçekte büyük bir düğümdür. Bugün petrol tankerlerinin geçtiği bu dar su yolu, dün baharat gemilerinin kaderini belirliyordu. Değişen sadece yükler oldu; kavga hep aynı kaldı.

Osmanlı, Hürmüz Boğazı için Hint Okyanusunda mücadele etmişti
16. yüzyıla kadar “Hürmüz” denildiğinde akla bir boğaz değil, Minab Nehri’nin denize döküldüğü liman gelirdi. Moğol istilasının ardından halkın Cerun Adası’na taşınmasıyla birlikte bugünkü Hürmüz ortaya çıktı. Ve o günden sonra burası, sadece bir ada değil; küresel ticaretin kilidi hâline geldi. 

Portekizliler bunu çok erken fark etti.

1494’te yapılan paylaşım anlaşmalarıyla dünyayı kendi aralarında bölen Avrupa güçleri için Doğu’nun zenginliği vazgeçilmezdi. Vasco da Gama’nın Hindistan’a ulaşmasıyla birlikte okyanuslar artık sadece su değil, servet taşıyordu. Ve bu servetin yolu Hürmüz’den geçiyordu.

Portekizliler, Basra Körfezi’nin kapısını tutmadan bu ticareti kontrol edemeyeceklerini biliyordu. Bu yüzden Hürmüz’e yöneldiler. İlk denemeleri başarısız oldu ama vazgeçmediler. 16. yüzyılın başlarında adayı ele geçirip güçlü bir kale inşa ettiler.

Artık sadece bir limanı değil, ticaretin nabzını tutuyorlardı.

Bu durum en çok Osmanlı’yı rahatsız etti.

Çünkü mesele sadece ticaret değildi; güç, prestij ve hâkimiyet meselesiydi. Osmanlı, “Portakal melunu” dediği Portekizlilere karşı Hint Okyanusu’nda büyük bir mücadeleye girişti. Selman Reis’ten Piri Reis’e, Seydi Ali Reis’ten Hadım Süleyman Paşa’ya kadar birçok önemli isim bu sahnede yer aldı.

Zaman zaman başarılar elde edildi. Aden alındı, Yemen kontrol altına alındı, Portekiz donanmalarına ağır darbeler vuruldu. Piri Reis Maskat’ı ele geçirdi, Hürmüz’ü kuşattı.

Ama sonuç değişmedi.

Çünkü Hürmüz, sadece askerî güçle alınabilecek bir yer değildi. O, aynı zamanda lojistik, süreklilik ve küresel strateji meselesiydi. Osmanlı, Avrupa’daki cephelerle uğraşırken Hint Okyanusu’nda kalıcı bir üstünlük kuramadı.

Ve tarih bir kez daha aynı şeyi gösterdi:

Bir yerde güç boşluğu varsa, mutlaka başka bir güç gelip doldurur.

Bu kez sahneye İngiltere çıktı. 

19. yüzyılda Basra Körfezi’nde nüfuz mücadelesi Osmanlı ile İngiltere arasında yaşandı. Ancak Osmanlı’nın zayıflayan donanması ve iç sorunları, bölgedeki hâkimiyetini sürdürememesine neden oldu. İngilizler, aşiretleri destekleyerek ve ticareti kontrol ederek bölgede üstünlüğü ele geçirdi. 

Yani bayraklar değişti, ama mücadele hiç değişmedi.

Bugün de değişmiş değil.

Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün önemli bir kısmının geçtiği kritik bir hat. Burada yaşanacak en küçük kriz, sadece bölgeyi değil, tüm küresel ekonomiyi sarsacak güce sahip.

Dün Portekizliler, sonra İngilizler… bugün ise farklı aktörler aynı oyunun içinde.

Ama gerçek değişmiyor:

Hürmüz, sadece bir coğrafya değil; güç mücadelesinin en dar, en kritik ve en kırılgan noktasıdır.

Ve tarih bize şunu söylüyor:

Dünyanın kaderi bazen bir okyanusta değil, birkaç kilometrelik bir boğazda yazılır.

Osmanlı, Hürmüz Boğazı için Hint Okyanusunda mücadele etmişti

 

Yazarın Diğer Yazıları