Teknoloji ve bilim alanında baş döndürücü ilerlemelerin kaydedildiği günümüz dünyasında ferdî ve içtimai erdemler ve ahlâkî değerler açısından aynı şeyi söylemek maalesef mümkün gözükmemektedir. Son yıllarda yapılan istatistiklere ve anketlere bakıldığında fert ve toplum düzeyinde ahlâkî bir yozlaşmanın, genel bir dejenerasyonun yaşandığı aşikardır. Yolsuzluk, sahtecilik, rüşvet, irtikap, dolandırıcılık, hırsızlık, fuhuş, alkol ve uyuşturucu, gasp, cinayet, çocuk ve kadın istismarı, şiddet gibi suçlardaki artışlar, içtimai değerlerinin inşa edildiği ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı, aile kurumunun zayıflaması, artan aile içi şiddet ve boşanmaların da etkisiyle geleneksel aile yapısının bozulması istikbalimiz adına ciddi bir milli güvenlik sorunudur. Sadece nüfusun azalması ve doğum oranlarının düşmesi olarak anlamamak lazım. Yetişen nesillerin milli ve manevi değerlerden uzak yetişmesi Anadolu irfanında aranan bir meziyet olarak ifade edilen “Aile Terbiyesi” almış fertlerin azalması sosyal anlamda bir ahlâk sorununun yaşandığına işaret etmektedir.
Bu durum son 100-150 yıllık süreçteki seküler, laisist hayat anlayışının, kendi öz tarihi ve geleneksel kültürü ile çatışmacı, manadan uzak ruhsuz bir eğitim anlayışının etkisi, modernleşme/dünyevileşme, batılılaşma öykünmelerinin toplumda getirdiği illüzyonun yanı sıra son 25 yıllık süreçte ahlâkı geri plana iten bir dindarlık anlayışının yaygınlaşması ve bunun ortaya çıkardığı paradoksal yaşam algısının bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. En dindar ailelerin bile günümüzde seküler hayat tercihlerinde bulunması veya seküler ailelerin ruhi itmi’nân için, İslam dışı bütün dinlerin ritüellerine yönelmeleri ve batılılaşma ya da medenileşme yanılgısı içerisinde körü körüne, yobaz, tutucu bir anakronik bir hayat anlayışını tercih etmeyi beraberinde getirmiştir. En aydın, en çağdaş, en medeni geçinenler esasen en anakronik kişiler ve bu kişilerin oluşturduğu ailelerdir.
Anakronik (anachronique), en basit tanımıyla çağ dışı, çağına uymayan, zamanlar arası uyumsuzluk veya kronolojik hata anlamına gelir. Bir hadise, kişi, nesne veya düşüncenin, ait olduğu zaman diliminden koparılarak yanlış bir zaman dilimine yerleştirilmesi durumunu ifade eder. Teknolojinin, bilimin, iletişimin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüzde, kendisini modern gören veya modern gördüğü toplumlara öykünerek yaşamayı tercih eden kişilerin ortaya çıkardığı bu tezat görünümler ve paradoksal toplum yapısı ciddi bir istiklal ve istikbal problemidir. Aile, insanlık tarihi ile var olan insan nesli ve kültürünün sonraki kuşaklara aktarıldığı toplumun en temel yapı taşıdır.
Neslin ve kültürün devamını sağlayacak çocuk öznesinin yerine bir hayvan konulması veya tercih edilmesi hem geleceğe bir ihanet hem de kişinin kendi varlığını inkardır. Alman menşeli elektronik ev aletleri üreten bir firmanın Anneler Günü!!! Vesilesi ile yayınlanan reklamı ve yine Alman menşeli bir otomobil üreticisinin 7 koltuklu geniş aileler için ürettiği modelinin reklamındaki çocuk yerine köpeklerin tercihi son zamanlarda bilinçli olarak zayıflatılan aile kurumuna ciddi bir saldırı olarak okundu ki bu doğru bir okumadır. Çünkü söz konusu iki firmanın aynı ürünleri için Alman TV’lerinde yayınlanan reklamlarında köpekler değil çocuklar var. Aklı selim insanlar bu iki reklama haklı ve bilinçli bir tepki koyarken; mama lobisinin propagandalarına kanarak veya inanarak itperest olmuş bazı kişiler köpek merkezli bir hayat yaşamayı çağdaşlık, modernlik olarak görüyorlar. İtperestllik ile hayvanseverlik kavramlarını da karıştırmamak gerekiyor. İtperestlik, sokak köpeklerine olan aşırı düşkünlük ve bu uğurda insan güvenliğini yok sayma durumu için kullanılan eleştirel bir kavramdır. Bu tutum/inanış, köpekleri insan hayatından üstün tutmaktadır. Diğer hayvanların (civcivlerin, kuzuların, ehli ve diğer otçulların) köpekler için mama olarak kullanılabileceğini ve telef edilebileceğini savunmaktadırlar. Köpekleri kutsallaştırıp, diğer canlıların veya insanların güvenliğini hiçe sayan bir yaklaşım sergilemektedirler. Köpeklerin sokaklarda tehlike arz etmesine rağmen, bu duruma müdahale edilmesine veya hayvanların kontrol altına alınmasına tepki göstermektedirler. Modern dünyada itperestlikte anakronik bir durumdur.
Nüfus planlaması, nüfus kontrolü, nüfusun azaltılması, (Corona virüs, hanta virüs…vb.) küresel projeler sürekli olarak belirli lobiler tarafından fonlanıp, gündemde tutulurken “Bir ömür kalbinde taşıdığında da anne olursun!” spot cümlesi ile altın vuruşunu! yapan reklam, bilinç altına şu mesajı gönderiyor. “Anne olmak için 9 ay karnında taşımana, doğurmana, sütün ile beslemene, merhametinle büyütmene gerek yok.” Neden anne ve aile hedefte? Çünkü anne olmayınca aile olmaz, aile olmayınca nüfus olmaz, nüfus olmayınca toplum olmaz, kültür olmaz, medeniyet olmaz… Dolayısıyla anne çözülünce toplum çözülür ve bölüp parçalayıp yok etmek ve sömürmek daha basit olur. Babasız toplum, ailesiz toplum, cinsiyetsiz toplum, kimliksiz toplum, kültürsüz toplum, devletsiz toplum ve dinsiz toplum… Proje adım adım işliyor. Uyanın ey anneler ve aileler...! Mama lobisi ile reklamları çekenler aynı merkezden fonlanıyor. Yani derenin taşı ile derenin kuşunu vuruyorlar. Köpek mamasından kazandıkları ile aileyi ve toplumu yok ediyorlar…