Manchester City FC (İngiltere), Paris Saint-Germain (Fransa), Newcastle United (İngiltere), Aston Villa (İngiltere), Malaga CF (İspanya), New York City FC (ABD), Melbourne City FC (Avustralya), Girona FC (İspanya), Yokohama F. Marinos (Japonya), Montevideo City Torque (Uruguay), Mumbai City FC (Hindistan), Sichuan Jiuniu FC (Çin), Lommel SK (Belçika), ESTAC Troyes (Fransa), Palermo FC (İtalya), EC Bahia (Brezilya)… Bu liste böyle uzar gider… Bu futbol kulüplerinin ortak bir özelliği var son 15-20 yıl içerisinde Körfez sermayesi tarafından milyar dolarlar harcanarak satın alınan kulüpler. Artık bu takımların sahipleri Müslüman-Arap olarak tanımlanıyor. Kimsenin parasında gözümüz yok. Allah daha çok versin demeyeceğim, Allah, akıl verdiği Müslümanlara hesabı verilebilir para versin. Arabistan yarımadasından ve körfezden çıkan petrollerin gelirleri Avrupa eğlence ve bahis sektörüne akıyor maalesef…
Arap şeyhleri ve Körfez ülkelerinin yatırım fonları, özellikle Avrupa'daki futbol kulüplerini stratejik, finansal ve prestij amaçlı nedenlerle satın aldıklarını ifade ediyorlar. Ekonomik alanda ve mali açıdan düşünüldüğünde; petrol ve doğalgaz gelirlerine kişilerin veya şirketlerinin bağımlılığını azaltmak için futbol gibi küresel, yüksek gelir getiren ve popüler alanlara yatırım yaparak gelir kaynaklarını çeşitlendirdiklerini zannediyorlar. İkinci bir neden ise uluslararası alanda olumlu bir imaj çizmek, yumuşak güç (soft power) kullanmak ve isimlerini veya şirketlerinin isimlerini prestijli spor organizasyonlarıyla duyurmak (örneğin; PSG, Manchester City). Üçüncü bir sebep ise finansal getiri ya da kara para aklamak. Futbol kulüpleri, yayın hakları, reklamlar, sponsorluk anlaşmaları, transferler ve ürün satışları ile yüksek meblağlardaki paranın en çok döndüğü seküler anlamda karlı birer yatırım aracı haline getirilmiştir. Bizdeki bazı belediyeler gibi… Ve bazı petrol ve doğalgaz baronu ailelerin üyeleri yorulmadan, alın teri dökmeden ellerine geçen parayı harcayacak yer bulamıyor. Filistin’deki, Afrika ülkelerindeki, Myanmar’daki, Filipinler’deki yoksullaştırılmış, sömürülmüş açlığa mahkûm edilmiş Müslümanları da gör(e)medikleri için para ile macera arayıp, zenginlikleri ile tutku ve adrenalin peşinde koşuyorlar. Zenginliklerini reklam edebilecekleri alan ise yabancı ülkelerde “dünya yıldızlarının!” oynadığı takımları yönetmek, transfer yapmak gibi süreçler onlar için sıra dışı bir macera ve prestij kaynağı gibi kabul ediliyor. Futbol takımı yenilirse, batarsa hiç problem değil. Çünkü ellerindeki malı mülkü batmayacak bitmeyecek zannediyorlar.
Diğer taraftan birileri de aynı zaman dilimi içerisinde farklı ülkelerde küresel, ulusal medya, sosyal medya platformları, film şirketleri, TV şirketleri, gazeteleri satın alıyorlar. Kim bunlar Siyonist küreselci kişiler veya şirketler. Siyonistlerin medya sektöründeki varlığı ve bu alandaki yatırımları, ideolojik, emperyalist, kolonyalist, tarihsel, ekonomik ve kültürel faktörlerin bir bileşimi olarak değerlendirilebilir. Bu konu, komplo teorisi değildir. Çünkü bugün medya gücü siyasal, ekonomik ve kültürel savaşların en caydırıcı silahıdır. Kitle imha silahıdır bir nevi. Algı yönetimi ve manipülasyon medya aracılığı ile yapılmaktadır. Algıyı yöneten toplumu yönetir tezi medya yatırımlarının en belirleyici motivasyonudur. Siyonist lobinin medyayı elinde bulundurmasının ve çeşitlendirerek artırmasının en önemli sebebi kendileri için kutsal bir ideoloji olan Siyon Devletine giden yolda İsrail Terör Örgütünü koruma ve İsrail’i destekleyen dünya kamuoyu oluşturma çabasıdır. Son SUMUD filosunun bile küresel çaptaki pek çok medya da yer almaması bir tesadüf olamaz değil mi? Ya da küresel çapta yayın yapan bir TV kanalında “İslam ve terörizm” kelimeleri 20 binden fazla beraber kullanılması da bilinçli olamaz öyle değil mi? Siyonist kontrol altındaki medya kuruluşları, İsrail'in politikalarını desteklemek, kamuoyunu yönlendirmek ve olası eleştirileri azaltmak için bir avukat gibi çalışmaktadır. Dünya çapında büyük medya şirketlerinin (Warner Bros, Paramount, Disney vb.) üst düzey yöneticileri veya sahiplerinin Siyonistlerden oluşması, küresel eğlence, sinema ve haber ajanslarında, kültürel ve siyasi görüşlerin şekillendirilmesinde küresel etki ve algı yönetimini sağlamaktadır. Rambo filmleri ve Amerikan işgalleri, Ninja Kaplumbağalar ve Pizza sektörü, Sünger Bop ve Fastfood/Burger zincirleri arasındaki bağlantılar bu açıdan değerlendirilebilir. Siyonizm’e hizmet edenler kendi aralarında özellikle iş dünyasında, birbirine sadık kalma ve iş birlikleri geliştirme ve birbirlerini ekonomik ve reklam noktasında desteklemek için medyayı bir harç gibi kullanmaktadırlar. Kendileri dışında ki kişiler ve şirketler açısından da bir itibar suikastçısı gibi yine medyayı kullanmaktadırlar. Bu dayanışma, kendilerinden olanların yolunu açarken rakiplerini itibarsızlaştırmakta ve saf dışı bırakmaktadır. Oyunlar, eğlence sektörü (müzik, film, dizi, sanal kumar vb…) dünya nüfusunu oyalarken, malayani işler peşinde koştururken, zamanlarını, enerjilerini, dikkatlerini çalarlarken bazı Siyonist medya patronları veya yöneticileri kendilerini ve ailelerini koruma refleksiyle internet ve televizyonu, kişiliklerini çürüttüğü ve maneviyatlarına zarar verdiği gerekçesiyle reddetmekte, “koşer internet” ve “koşer telefon” gibi filtreli teknolojileri tercih etmektedirler. Siyonistlerin medya üzerindeki etkisini “dünyayı yönetme çabası” olarak görmek bir komplo teorisi değildir. Siyonistlerin ticari ve stratejik hedeflerini keşfetmektir.
Bu arada atlamayalım, zengin bir Arap-Müslümanın futbol takımı almakla itibar ve prestij kazanacağına inandırılması da tamamen bir medya manipülasyonudur. Anlayana…