Meclise sevk edilen yeni torba yasası içerisinde 163’üncü maddeyi yeniden hortlatma sinsiliği, kurnazlığı ve şaşırmışlığı var. Vesayeti kaldıran, daha önce olmayan fikir özgürlüklerini de getiren AK Parti iktidarında, öğrendik ki, parti içindeki AKP’liler vasıtasıyla 163’üncü maddenin muadili, torba yasaya sokuşturulmuş. İşin garibi de, Ak Parti içine sızmış ve partiyi ele geçirmeye soyunmuş laik-kemalist gürûhu oluşturan AKP’lilerin bu sinsi ve hain palanlarına imza atan Ak Partili duyarlı milletvekilleri de; “Biz metni okumadan imzaladık” demeleridir. Halk irfanında buna “Özrün kabahatinden büyük” derler. Yahu arkadaş, bu vatandaşlar size orada aklınızı, iradenizi, inanç değerlerinizi ve sağduyunuzu devreye sokmadan önünüze getirilen metne “bunu nasıl olsa bizim milletvekili arkadaşlarımız getirdi, vardır bir hikmeti” diyerek okumadan, emme-basma tulumbası gibi hareket ederek mi attınız imzayı? Ne kadar acınası bir durum!!! Bu kadar maaşı, iradenizi kullanmadan “parmak kaldır ve indir” için mi alıyorsunuz? Eğer okusaydınız, geçmişte 163’üncü Maddeden dolayı Müslümanların gördükleri zulüm gözünüzün önünden geçer, elleriniz ve vicdanınız titrer de o imzayı atmazdınız.
Son torba yasası ile ilgili sorulan soru üzerine parti sözcüsü Ömer Çelik: “Vatandaşlarımızın, aydınlarımızın, düşünürlerimizin, kanaat önderlerimizin hepsinin sesini duyduk, görüşlerinin farkındayız. Kuşkusuz bize iletilen ifade hürriyetiyle ilgili konuları hassasiyetle ele alacağız. Orada yanlış görülen hususları tabii ki düzelteceğiz.” diyor. Pişkinliğe bakar mısınız? Bedel ödeyerek gelmiş, 163 ve 5816 sayılı kanunlardan çekmediği kalmamış bir camianın iktidara getirdiği Ak Parti, böyle bir kanun teklifini torba yasaya koymanın utancını yaşayacağına ve o yasa teklifini torbaya sinsice sıkıştıranlara ateş püskürmesi gerekirken pişkin pişkin “kanaat önderlerimizin sesini duyduk, yanlış görülen hususları düzelteceğiz” demekte. Yazıklar olsun!!!
Demek Yusuf Kaplan ve diğer duyarlı Müslümanlar sosyal medyada paylaşmasaydı, kamuoyunun haberi olmasaydı sessiz sakin meclisten geçirip bize giydirecektiniz, öyle mi? Reis’ten dönerdi dönmesine de, sizin bu yaptığınız en yumuşak ifade ile davaya ihanettir. Siz var ya, şeytana; “Benden daha sinsi ayartıcılar varmış” dedirterek hayrete düşürürsünüz.
Siz AKP’lilere rağmen Reis yine destek görüyor, siz de onun rüzgârından geçiniyorsunuz. Şunu bir tarafa yazın ki, Reis aranızdan çekildiğinde sonunuz ANAP’ın sonu gibi olacaktır. Çünkü aynı sebepler, aynı sonuca götürür. Şu anda seçim olsa Reis %48.6 oy alırken Ak Partinin %32’lerde kalması size bir şeyler hatırlatmıyor mu?
Konumuzla ilgili taslak metinde şöyle denmekte: MADDE 8- 195 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir… dendikten sonra “Gazete, dergi ve internet haber siteleri basın yayın ilkelerine riayet etmekle yükümlüdür. Bu ilkelere aykırılık, ilgililerin şikâyeti üzerine veya Yönetim kurulunca resen incelenir. Basın yayın ilkeleri şunlardır: a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayım yapılamaz.”
Cümleye dikkat eder misiniz? “Milletin bölünmez bütünlüğü” gibi kimsenin itiraz edemeyeceği seçkin bir cümlenin arkasına hemen “Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı yayın yapılamaz” cümlesi sinsice ve şeytanca yerleştirilmiş. Zehri, altın kâse ile sunarlar misali… Şunu da kafanıza iyice çakın ki, “Milletin bölünmez bütünlüğü”nün tutkalı İslam’dır, Atatürkçülük değildir… Anadolu topraklarında Kürdiyle, Türküyle, Çerkeziyle ve bütün etnik gruplarıyla bin yıl huzur içinde yaşamışsa, bunu Atatürkçülüğe değil İslam’a borçludur. Ne zaman ki, kemalistler yönetimi ele geçirdi, işte etnik ayrışma o zaman başladı.
Bu teklifi Ak Parti değil de sanki dinleri imanları Atatürkçülük ve kemalizm olan CHP veriyormuş gibi… Adamın çıldırası geliyor. Bu kadar akıl tutulmasına ve basiretsizliğe pes doğrusu. Yetmiş yıldır Anadolu insanı “Atatürk ilke ve inkılâplarına muhalefet” dayağı yiyerek bu günlere geldi. Hâlâ bu dayağı attırmaktan usanmadınız mı? Siz kendine işkence edilmesinden zevk alan mazoşist misiniz, yoksa başkalarına eziyet çektirmekten zevk alan sadist mi? Kendi topuğunuza sıktığınızın farkında mısınız? Bu yasalaşırsa laikliği eleştiremezsiniz, ilke ve inkılâplara aykırı yayın yapamazsınız. Burası muz cumhuriyeti mi? Demokratik bir cumhuriyette fânilerin kıyamete kadar geçerli ilkesi mi olur? Kişilerin fikrinin de bir geçerlilik süresi vardır. Yaşadığı dönemde söyledikleri, o gün için bir çözüm olabilir ama bugün gelinen sosyal ve ekonomik seviye onun dediklerini çoktan aşmış olabilir. Kişiler ve görüşleri tabulaştırılamaz. Milli kahramanlar da ancak faşist, diktatör ülkelerde kanunla korunur. Hür dünyada milli kahramanlar, halkın bağrında yaşar. Bir zamanlar askerî vesayatin gölgesinde çıkarılmış 163 ve 5816 sayılı diktatör yasalarıyla bir kişiyi, kalplere yerleştiremezsiniz. Nitekim yerleştiremediniz de… Aziz Nesin, o ateist kafasıyla doğru tespitte bulunmuş ama siz hâlâ 1940’larda dolaşıyorsunuz. Bakın Aziz Nesin ne diyor: “Hiçbir Müslüman Atatürk’ü sevmez. Niye sevsin ki, yaptığı hiçbir şey İslam’ın lehine değildir. Eğer bir Müslüman hem Atatürk’ü seviyor hem de Müslümansa ya ahmaktır ya sahtekâr ya da cahildir.” Doğru söze ne denir?
Özgürlüklerin önünü açmanız gerekirken, ilkel ve ancak diktatör idarelere yakışan bir kanun olan ve Müslümanları inim inim inleten 5816 sayılı kanunu kaldırmanızı beklerken yeniden 163’üncü maddeyi hortlatmayı hangi akla hizmet için yapıyorsunuz? Bu ancak; “Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesi” ve ayrıca “Din düşmanlığının kalıcı ve kurumsal hali” olan CHP aklına hizmet eder. Eğer bu taslak yasalaşırsa Ak Partinin intiharı demektir. Kendinize gelin!!! Ümmeti çıldırtmayın!!!
Demokrat Parti, 1950’de iktidara geldiğinde seçim öncesi millete verdiği sözü yerine getirerek, 18 yıl Türkçe okunan ezanı Arapça aslına döndürdü. Ama bir buçuk sene sonra da 5816 sayılı kanunu çıkararak millete öyle bir kazık attı ki, yaklaşık 75 yıldır bu kazığı çıkarmaya kimsenin gücü yetmiyor. Sizin anlayacağınız bir deli kuyuya bir taş attı, kırk akıllı çıkaramıyor ve 75 yıldır bunun yüzünden masum insanlar hapislere atılıyor. Bu yönümüzle Kim Yong’un Kuzey Kore’sine çok benziyoruz ve bu yüzden bazı insanların ölüsü, dirisinden daha çok baş belası oluyor. Sakın siz de bir delilik yaparak 163’üncü maddenin muadilini getirerek millete yeni bir dost kazığı atmayın.
Sözün burasında Şems-i Tebrizi’ye ait olduğu söylenen şu dörtlüğü yazmadan edemeyeceğim:
Yüzü dost, özü düşmandan usandım.
Dili Mü’min, kalbi şeytandan usandım.
Dostum; herkesin kahrı çekilir amma,
Ben davasız Müslümandan usandım!
Şunu da kafanıza yazın ki, “Buna CHP ne der?” korkusuna kapılmadan, hayatınızın merkezine, “Allah ne der”i yerleştirmedikçe Allah’ın yardımını alamazsınız. Dolayısıyla sosyal hayatta “El âlem ne der?”, siyasi hayatta da “CHP ne der?” putunu kırıp, her alanda “Allah ne der?” inancını hâkim kılmadıkça Müslümanca bir tavır ortaya koyamazsınız.
Ebû Müslim Horasanî’nin Emeviler’in yıkılış sebebini açıklarken dile getirdiği şu tarihi sözü de asla unutmayın: "Onlar, zarar gelmeyeceğinden emin oldukları için dostlarını uzak tuttular; kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman asla dost olmadı; ama uzaklaştırılan dost gücendi ve en nihayetinde düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de yıkılmaları mukadder oldu." Gerisi boş lakırtı.