Musab Seyithan

Doktorlar da galiba 5816 Sayılı Kanun istiyorlar

Musab Seyithan

Konya’da müezzinlik yapan Yusuf Mete, 27 Ocak 2026’da muayene olmak için Selçuklu ilçesindeki Şehit Ufuk Başarı Aile Sağlığı Merkezi’ne gider. Kendi aile hekiminin izinli olması nedeniyle hekimlerden Ahmet Tolu’dan sıra alır. Fakat bir türlü ismi çıkmaz. Odasına girerek, epeydir beklediğini fakat isminin çıkmadığını söyler ve muayene olmak istediğini belirtir. Dr. Tolu ise kendi hastasın olduğunu, onlardan sonra sırası geldiğinde muayene edebileceğini söyleyerek Yusuf Mete’yi dışarı çıkarır. Yusuf Mete daha sonra tekrar içeri girer ve doktorun azarlamasına muhatap olur. “Buranın ağası da, paşası da benim. Bugün değil ya on gün sonra da gelsen ilacını yazmayacağım” deyince müezzin Mete; “Bu nasıl konuşma, adamlık mı bu?” şeklinde karşılık verince Doktor, “Sen adam mısın ki?” diyerek masasındaki porselen vazoyu hocaya fırlatmak ister. Üzerine yürür. Boyu uzun olduğu için Müezzin Yusuf Mete’nin ağzına, burnuna yumruklar savurur. Burnundan kanlar fışkırır. Yayınlanan videoda Müezzinin burnundan kanların aktığı görülmektedir. Yaşanan bu arbedede Yusuf Mete can havliyle doktorun boğazını tırnaklar ve parmağını ısırır.

Hakaretler yağdırarak olayı başlatan doktor olmasına rağmen, “Canı yanan eşek attan ileri gider” atasözünde de belirtildiği gibi, burnundan aldığı darbelerle kanlar içinde kalan Müezzinin karşı hareketini gündeme getiren Dr. Tolu şikâyette bulunur. Doktorunki tam bir yahudi taktiği. Yahudi bir Müslümanı dövmeye başlar, arkasından da kendi taraftarlarına; “Yetişin bir Müslüman beni dövüyor” diyerek de avazı çıktığı kadar bağırırmış. İşte doktorun bu çığırtkanlık yaparak geliştirdiği üste çıkma yahudi taktiği sonunda sağlık çalışanları ve polis devreye girerek Müezzin Yusuf Mete karakola, ordan da mahkemeye götürülür. İfadesi alındıktan sonra şartlı olarak salıverilir. Fakat doktorun özgül ağırlığı fazla olduğu için “Eşek arılarının delip geçtiği, bal arılarının takılıp kaldığı” hukuk türü işletilerek Başsavcılığın itirazı üzerine Yusuf Mete hoca tekrar tutuklanarak cezaevine konur. Bu sefer aklıselim devreye girer. Ortada bir kavga var ve kan revan içinde kalan Müezzin. Doktorda ise boğazında çizik ve can havliyle ısırılmış bir parmak var. “Buranın ağası da, paşası da benim” diyerek efelenip devletin hastanesini keyfi mülkü ilan ederek tahriki ve kavgayı başlatan ve hastayı kanlar içerisinde mağdur eden doktor dışarda, canı yandığı için çizik ve parmak ısırığı ile karşılık veren hasta ise içerde. “Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa” denilerek itiraz yapılmış olmalı ki, Yusuf Mete hoca tekrar tahliye edildi. Maalesef Türkiye’de hukuk böyle işliyor. Sosyal statüsü ve mesleğinin hatırına birileri imtiyaz sahibi oluyor. 

Bu olaydan sonra, doktorlara yapılan saldırılara verilen cezaların caydırıcı olmadığı ve yetersiz olduğu, ağır cezaların verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anlaşılan bazı doktorlar da 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunu gibi özel koruma kanunu istemekteler. TBMM en ağır ceza içeren kanun yapsın da bu millet 5816 sayılı kanundan yıllarca çektiği yetmiyormuş gibi, biraz da doktorları koruma kanunundan çeksin. Doktorlar da hastaneleri babalarının çiftliği gibi kullansın. Bolca “Buranın ağası da, paşası da benim” naraları atsın. Hastalar, hazır ol vaziyetinde muayenehanelere girsinler. O zaman Türkiye ne güzel(!) olur. “Türkiye, sağlık cenneti” sözümüzü değiştirip “Türkiye’yi sağlık cehennemine döndürdüler” deriz.

Cezaları artırmak suçları azaltsaydı, kadına şiddetin azalması gerekirdi. Cezalar artırıldıktan sonra kadın cinayetleri ve kadına şiddet tırmanışa geçmiştir. Önemli olan medenî, eğitilmiş, sorumluluğunu bilen, kalbinde Allah korkusu taşıyan ve empati yapabilen insan yetiştirmektir. Siz insanı düzeltirseniz, her şey düzelir.

Eğer hakareti ve doktora saldırıyı başlatan Müezzin olsaydı ona da, yaptığının çok aşağılık bir hareket olduğunu belirtir ve cezasını çekmesini söylerdik. Doktorlar, hasta ya da hasta yakınına ne kadar yanlış yaparlarsa yapsınlar bunun sonucu dayak asla olamaz. Doktoru, hasta hakları bağlamında ilgili bağlı kuruluşuna şikâyet edip onların gerekli işlemi yapması sağlanmalıdır. Medeniyet bunu gerektirir. Her yapılan yanlışın cezasını kişilerin kendileri verecek olurlarsa toplumda kargaşa çıkar, toplumsal terör olayları alır başını gider. Hiç kimse kendini devletin yerine koyamaz. 

Bu dünyada bütün kanalları kullandığı halde hakkını alamayanlar, Mahkeme-i Kübra’da haklarını tastamam alacaklardır. Hiç kimsenin yaptıkları yanına kâr olarak kalmaz. Son tahlilde Allah’ın zerre kadar şaşmayan adaleti ile herkes hakkını alacaktır. Onun için hasta yakınları da gerekli sebeplere başvurduktan, ilgililere müracaatını yaptıktan sonra tevekkül ehli olmalıdır. Kırıp dökme, doktor darp etme, dünyalarını da ahiretlerini de mahveder, haklı iken haksız duruma düşerler. Fakat burada mağdur olan doktor değil hasta olarak ona ilaç almaya gelen müezzindir. Doktorlar lâyüsel/dokunulmaz değildir. Suçlularsa onlar da cezasını çekmelidir. Güçlünün hukuku değil, hukukun gücü hâkim kılınmalıdır.

Olaya doktorların tutumu noktasından baktığımızda, bir doktor babası olarak diyorum ki, hastalar, doktorların veli nimetidir. Onlara kibar ve güler yüzle davranmalıdır. Şikâyetlerini sonuna kadar dinlemelidir. Laflarını tamamlamadan boğazlarına tıkamamalıdır. Onların ve hasta yakınlarının psikolojilerini anlayarak duruşunu ona göre ayarlamalı ve ilgisini esirgememelidir. 

İstisna olarak göreceğimiz ve az sayıda olduğunu sandığımız bu tür kötü örneklere bakıp da doktorlarımıza da haksızlık etmemeliyiz. Gerçekten hastasıyla ilgilenen, güler yüzlü, sevecen, cana yakın doktorlarımız çoğunluktadır. Kendini beğenmiş, kibirli, okuyup doktor olmuş ama adam olamamış, burnu bir karış havada, muayene esnasında hastasının yüzüne bile bakmayan, konuşma lütfunda bulunmayan ve ağzından lafı kerpetenle bile zor alabildiğiniz azınlıkta olduğunu düşündüğümüz doktorlara bakarak, adam gibi adam doktorlarımızı görmezden gelmemeliyiz. Allah onların sayısını çoğaltıp, kendini beğenip hastalarına üstenci kimlikle bakan ve adamına göre muamele yapan, insanlıktan nasibini almamışları da Allah ıslah etsin. 

Yazarın Diğer Yazıları