Musab Seyithan

Her şeye rağmen bayramınız, bayram ola

Musab Seyithan

Başta büyük şeytan Amerika’nın, sabah başka-akşam başka, akıl hastası Başkanının kana buladığı Ortadoğu ve alt-üst ettiği dünya piyasalarının kasıp kavrulduğu bir dünyada ve yine büyük şeytan ABD’nin besleyip kudurttuğu ve emperyalist Batının destekleyip şımarttığı siyonist İsrail’in soykırım uyguladığı ve harabeye döndürdüğü Gazze ve Lübnan gerçeği ortada iken, güle oynaya bir bayram kutlamamız mümkün değildir. İslam diyarında kanayan bir yara bizi tâ derinden etkiler/etkilemelidir. “Doğudaki bir Müslümanın ayağına batan dikenin acısını batıdaki bir Müslüman duymadıkça hakiki Mü’min olamaz” inancındaki bir Müslüman, bu bayramı buruk kutlayacaktır.

Rasûlullah döneminde de Müslümanlar sıkıntı çekti, müşriklerin cefasına maruz kaldı, mal ve can kaybına uğradı. Buna rağmen Ramazan ve Kurban bayramlarını kutlamayı ihmal etmedi. Buruk da olsa kutladı. O Rasûl’ün ümmeti olan bizler de O’nun yolunu izleyerek, kaynaşmamıza ve yakınlarımızı ziyaret etmeye vesile olacak bayramımızı sünnete uygun bir şekilde kutlamalıyız.

Bayram, sevincin paylaşılması anlamına gelir. Zaten bayramın bayram olabilmesi için sevincin, güzelliğin paylaşılması gerekir. Rasûlullah (s.a.v) bu sevinci en üst seviyede paylaşırdı.

Peygamber Efendimiz, bayram sabahı güzel elbiseler giyinip mescide giderdi. Bayram namazına kadınlar ve çocuklar da iştirak ederdi. Efendimiz, bayramı sevinç günleri ilan etmişti.

Meşru ölçüler çerçevesinde eğlenmenin bir ihtiyaç olduğuna inanan Efendimiz, Medine'ye hicret ettikten sonra Medinelilerin yılda iki bayram kutladıklarını görünce "Yüce Allah, size o iki bayram günlerine bedel olarak daha hayırlı iki bayram günleri ihsan buyurmuştur." (Ebu Davud, "Salât", 245; Nesâî, "İydeyn", 1) diye müjdelemiş, o günlerin Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı günleri olduğunu haber vermiştir.

Peygamberimiz, bayramları, Müslümanlar için yardımlaşma, dayanışma ve sevinç günleri ilan ederek, bugünlerde, insanların gülüp eğlenmelerine izin vermiştir. Hem dinî hem de sosyal yönü olan bu bayramlar, Müslümanların kaynaşmasına vesile olduğu gibi yoksulların ihtiyaçlarının giderilmesine de imkân sağlamaktadır.

Rasûlullah (s.a.v), her zaman arkadaşlarıyla görüştüğü gibi bayramlarda da onları evlerinde ziyarete gider, ikramlarını kabul ederdi. Kendisi de misafirlerine ikramda bulunurdu.

Ayrıca Kurban Bayramı günlerinde ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eden kurban, Allahu Teâlâ'nın lütfettiği varlığa bir teşekkürdür.

Kurban paylaşmaktır. Kurban ibadetinin icra edildiği bayram günlerinde paylaşma ahlakımız daha da pekişmekte; fakirler, yetimler ve kimsesizler hem kesilen kurbanla, hem de ziyaret gibi sosyal etkinliklerle ve diğer ekonomik yardımlarla sevindirilmektedir.

Paylaşma, toplum açısından çok önemlidir. Sosyal adalete hizmet için zengin olan Müslümanlar kurban keser, fakirler de bol bol et yeme fırsatına kavuşur. İnsanların ihtiyacı için her gün yeryüzünde yüz binlerce hayvan kesiliyor. Fakat bunlardan sadece hali vakti yerinde olanlar faydalanabiliyor. Kurban bayramında ise Allah rızası için bir kısım hayvanlar kesiliyor. Bunların etlerinden muhtaç insanlar istifade ediyor. Böylece kurban ekonomik bir mesele, dini ve ahlaki bir mahiyet kazanıyor. Şahsi menfaat yerine, kamunun menfaati hâkim oluyor.

Kurbanın, kurban kesilen ev halkı ve çocuklar üzerindeki psikolojik olumlu sonuçları da aşikârdır. Çocuklarımızda, “Uğruna kurban edeceğimiz, gerektiğinde kurban olacağımız Allah’a” bağlılık bilinci gelişir. Kesilen kurbanın paylaşılmasına şahit oldukları için onlarda da paylaşma ahlakı gelişmektedir. "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz." (3/Âl-i İmran:92) ayetinin mucibince veren elin, alan elden hayırlı olduğunu yaşayarak öğrenmektedirler.  Çünkü iman, sevdiğin şeyi kurban etmektir, gerektiğinde de kurban olabilmektir.

Kurban ibadetinin mahiyetini anlamayanlar, kalplerine henüz yerleşmeyen imanlarıyla kalkıp kurban kesmeyi bir “hayvan katliamı” olarak niteleyerek her yıl bayram öncesi aynı nakaratı tekrarlayıp dururlar. Her gün mezbahalarda binlerce kesilip kasaplara, marketlere, lokantalara dağıtılan oradan da insanlara servis edilen hayvanlardan hiç bahsetmezler. Kurban bayramı günlerinde kesilen hayvanlardan dolayı toplumda et ihtiyacı kısmen azaldığı için o günlerde mezbahalarda hayvan kesilmemektedir. Böylece rutin olarak kesilen hayvan sayısına ekstradan bir ilave olmamaktadır. Yani Kurban bayramı günlerine “Hayvan katliamı günleri” olarak bakmak, meseleyi çarpıtmak ve İslam karşıtı bir duruş sergilemektir. O kişinin durumunu Müslümanlıkla bağdaştırmak mümkün değildir. Kendi mutfağında protein ihtiyacını karşılamak için buzdolabında eti hiç eksik etmeyenler, yılda bir kez de olsa doya doya et yeme fırsatı bulan fakirlere bu hakkı çok görmek isteyenler; karnı tok, sırtı pek sosyete kodamanlarıdır. Bunların, kurban ibadetinin sosyal paylaşımdaki yerini anlamaları mümkün değildir. Bunlar, toplumun değer yargılarından kopuk olarak oluşturdukları çevrelerinde, -bir kurtçuk gibi- ördükleri kozanın içinde hayatlarını sürdürürler.

Hâlbuki Türkiye ile herhangi bir batı ülkesi karşılaştırıldığında, Batıda kişi başına Türkiye’dekinin neredeyse yirmi katı fazla et tüketilmektedir. Bu demektir ki, en iyimser tahminle Batıda Türkiye’dekinin yirmi katı fazla küçük veya büyükbaş hayvan kesimi yapılmaktadır. Üstelik bugün Hıristiyan Avrupa ülkeleri et ihracatının merkezi konumundayken, Batılı anlayışın hayvan kesimine karşı çıkmasını anlamak mümkün değildir. Bunu İslam karşıtlığından başka bir şeyle izah etmek imkânsızdır. Onlar istemese de Müslümanlar bilir işini, keser kurbanını. Allah kabul etsin. Bayramınız mübarek olsun. Rabbim, bu ümmete “öze dönme” bilinci lütfetsin.

Yazarın Diğer Yazıları