Musab Seyithan

Kur'an'la aldatan sahtekârlar

Musab Seyithan

Aslında, geçmiş müktesebâtı reddedip “Kur’an’ın kendilerine yeni nâzil olduğunu” söyleyip “Kur’an bize yeter” diyen “Televizyon cazgırları”nı reklam ederek meşhur etmeyip, onları ademe/yokluğa mahkum etmek gerekir. Çünkü reklamın iyisi-kötüsü olmaz. Kötü yönünü anlatsak da yine reklam etmiş oluyoruz. Fakat bu cazgırları, essahtan bir şey söylüyormuş zanneden bazı temiz niyetlileri uyarma bakımından zaman zaman onların “Kur’an’ı kullanarak” yapmış oldukları ayartmalara dikkatleri çekmek zorunda kalıyoruz.

Gerçekte bunların “Kur’an bize yeter” sözleri de yalandır. Onunla yetinmezler. Kendi tasavvurlarına uymayan ayetleri buharlaştırırlar. Şeytanın bile aklına gelmeyen tevillerle, ayetleri işlevsiz hale getirirler. “Akledin, aklınızı kullanın” derler. Fakat o ayetin anlamı hakkında oluşan “ortak akla” meydan okurlar. “Onlar hep aynı şeyi söylüyorlar” diye asırlar boyu tekrar edilen doğrulara isyan ederler. Elbette doğrular tekrar edilmelidir. Kur’an’ın her asırda ifade edilmesi gereken doğruları vardır ve kıyamete kadar da tekrar edilecektir. İşte bunlar, İslamî altyapısı olmayan saf zihinleri Kur’an’la aldatan “Kur’an tinercileri”dir, yerli oryantalistlerdir.

Bunlardan, “Okuyan” ama tahrif ederek okuyan biri, yaptığı televizyon programında şöyle bir itirafta bulunuyordu: “Efendim, ben sabaha kadar Kur’an üzerinde çalışırım. Sabah namazımı kılar yatarım. Elektronik postama gelen sorulardan çoğunu cevaplandırırım. Bir ateist bana “Kur’an’da kabir hayatı var mı?” diye sordu. Ben de önceki bilgilerime dayanarak “Vardır” dedim. “Delilin nedir?” dedi. Ben de “ Firavun ailesi sabah akşam, ateşe arz olunur. Kıyamet koptuğu gün de şöyle denir: "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!" (40/Mümin:46) ayetini söyledim. Ateist bana ve benim gibi kabir azabına inananlara, aşağılayıcı bir söz söyleyerek; “Firavun’un cesedi Londra’da British Musium’de mumyalı bir şekilde duruyor, siz ‘sabah akşam ateşe arz olunuyor’ diyorsunuz, hiç aklınız yok mu sizin?” dedi. Sabah namazından sonra yatınca bu soru kafamı kemirdi. Uyuyamadım kalktım. Bu ateistin sözü üzerinde düşündüm. Sonunda “Yarabbi! Senin kitabını anlamadan bir fikir ortaya koymayacağım” dedim ve Kabir hayatı ile ilgili yazdıklarımı bilgisayarın çöpüne attım, bir daha müracaat etmeyim diye çöpten de sildim. Yeniden konuya odaklandım ve üretmeye başladım. Sonunda kabir hayatı ile ilgili hacimli kitabımı yazdım. Vardığım sonuç; kabir hayatının olmadığıdır.”

İşte bu “Kur’an tinercileri”nin aşağılık kompleksidir. Bunların ilham kaynağı, ateistler, deistler veya başka bir inançsız gruptur. Onların memnuniyeti için ne sütunlar devirmiyorlar ki!!? Bir zamanlar Turan Dursun diye birisi vardı. Medrese kökenli, Arapçası ve İslamî ilimlere vukûfiyeti iyi idi. Yıllarca Sivas’ta müftülük yaptı. Cami kürsülerinden insanları Allah’a ve O’nun dinine çağırdı. Sonunda emekli oldu. Fransız komünist partisi üyesi, felsefeci George Pulitzer’in “Felsefenin Başlangıç İlkeleri” ve “Felsefenin Temel ilkeleri” adlı iki eserini okuduktan sonra, -bizim sözüm ona “Kur’an Müslümanı”(!) Tefsir profesörümüzün, ateist birisinin uyarısından sonra kabir hayatını inkâr ettiği gibi-  Turan Dursun da geçmiş bütün müktesebatını inkâr ederek, her şeyin bir tesadüf eseri olduğunu söyledi. Doksanlı yıllarda bir faili meçhulle kim vurduya gitti. “Din Bu” adlı eseri, İslam karşıtı cumhuriyetin tosuncuklarının kutsal referans kaynağı olmuştur.

Hâlbuki metafizik konular, fiziksel ve kimyasal olaylarla izah edilmezler. Kabir ve ahiret hayatı, fizik ötesi bir hayattır, ğaybtır. Ğayb ile ilgili bilgiler, sâdık haberle bilinir. Bu sâdık haber de, Kur’an ve Sahih Sünnetle ortaya konur. Yukarıda mealini yazdığımız Mümin Suresi 46. ayette Yüce Allah Firavunla ilgili iki ceza türünden bahsediyor. Biri kıyamet kopmadan önce ateşe arzı, diğeri de kıyamet koptuktan sonra daha şiddetli bir azaba atılacağı. Bu ayet üzerinde odaklanan âlimlerin ortak aklı da, kıyamet öncesi ateşe arzın, kabirde gerçekleşeceğini söylemiştir. Eğer Allah, “ateşe arz olunuyor” diyorsa, arz olunuyordur. Cesedinin British Musium’de olması (ki bunun Firavuna ait olmadığı da ortaya çıkmıştır), Firavunu ateşten kurtarmaz, bizim bilmediğimiz bir mahiyette ruhla beraber bedene veya sadece ruha kabir hayatının yaşatılacağı imkân dâhilinde değil mi? Kabir âlemi fizik ötesi olduğuna göre, oradaki ahvâli, dünya aklıyla ve mantalitesiyle ölçmeye çalışırsanız, bu terazi bu sıkleti çekmez. Biz mahiyetini Allah’a havale eder, Kur’an ve Sünnet lafzının ifade ettiği manaya teslim oluruz. Allah, kabir azabını ruhla beraber cesede mi? Yoksa sadece ruha mı tattıracak, -bu konuda ayrıntılı bilgi verilmediği için- mahiyetini Allah’a havale eder, kabir azabının hak olduğuna inanırız. Zaten “Kabir azabını ruhla beraber ceset çekecek” diyenler ve “Sadece ruh çekecek” diyenler olmak üzere Ehl-i Sünnet âlimlerimiz de ikiye ayrılmıştır. Fakat kabir azabını inkâr etmemişlerdir. Sen de “Bedeni British Musium’de ama ruhu kabirde azaba tabidir” deseydin kabul ederdik. Hem de British Musium’deki o cesedin Firavuna ait olmadığı da söz konusudur. Sen, zan üzere nasıl yakîn bina edersin?

Ğayb âlemi ile ilgili olanlara iman etmek zorundayız. Ateistlerin hatırına onları inkâr yoluna gidemeyiz. Rasûlullah (sav), otuzdan fazla duasında “Kabir azabından sana sığınırım Yarabbi!” demiştir. Efendimiz, olmayan bir şeyden mi Rabbine sığınmıştır? Bu abestir, Rasûlullah da abesle iştigalden münezzehtir.

Fakat “Kur’aniyyûn” denen ve kendi akıllarından başka akılları akıl saymayanların yanında, bu ve benzeri hadislerin, bir ateistin sözü kadar değeri olsaydı, kabir azabının olmadığına dair bir karış kalınlığında kitap yazacağına, bunları anlamak için kafasını çatlatırdı. Reddi miras edip; “Ben geçmişi tekrar etmiyor, üretiyorum” deyip fizik ötesi âlemi, fizikî âlemin gözüyle değerlendirip cüruf bilgi üreterek fantezi yapmazdı. Allah’ın muttaki kulları “Ğayba inanırlar” (2/Bakara:3), ahkâm kesmezler.

Rasûlullah’ı susturup onun yerine geçerek ahkâm kesenlerin varacağı sapma işte böyle oluyor. “Kafalarındaki Kur’an’la” sizi aldatmaya çalışıyorlar. “Biz akledip üretiyoruz, geçmişi tekrar etmiyoruz” diye de yalan söylüyorlar. “İslam rasyonalistleri” diye bilinen ve aklı naklin önüne geçiren Mutezile mezhebinden bir grup da, kabir hayatının olmadığını söylerler. Bizim “Kur’an tinercileri” de onların dediklerini pazarlayarak “Kur’an’dan ürettim” diyerek bilmeyenlere yutturmaya çalışıyorlar. Yersen…

Bunun yanında ayrıca; cehenneme giren, oradan bir daha çıkmayacaktır, kadınlar âdet dönemlerinde oruç da tutarlar, namaz da kılarlar, Hz. Meryem bitkiler gibi iç döllenme ile hamile kalmıştır, Miraç mucizesi yoktur, kıyamet alametleri ve şefaat yoktur, sırat köprüsü yoktur diyerek sapıklıklarına yeni sapmalar da ilave ederler.

Dinde olmayanı dine sokan zamcı ilkel hurafecilerin ve dinde oldukları sahih hadislerle sabit olanları yok sayıp inkâr ederek dinden iskonto yapan bu modern/çağdaş hurafecilerin şerrinden Allah bu ümmeti korusun. Bu gürûha son sözümüz: Siz uydurduğunuz inkârlar üzerinde tepinin. “لكم دينكم ولى دين”/Sizin dininiz size, bizim dinimiz bizedir.” Gerisi lâf u güzâf/Boş lakırtı.

Yazarın Diğer Yazıları