Necmettin Şimşek

Alışmayacağım

Necmettin Şimşek

* Alışamayacağım değil bilerek isteyerek alışmayacağım. Birincisi ekonomi ve hayat pahalılığı buna alışmayacağım. Yüksek enflasyon ve artan hayat pahalılığı en önemli sorunumuz. Bunun devamı olarak ise gelir eşsizliği ve işsizlik gelmekte. Genç işsizlik en büyük problemlerin başında geliyor. Hukuk ve adalet ise bu iki sorunun temeli, yargı bağımsızlığı ve hukuk üstünlüğü toplumu bozdu. Bunların sonuncusu ise Türkiye'nin bir deprem ülkesi olması ve özellikle büyük şehirlerdeki kentsel dönüşümün ya da yapısal hazırlıkların yeterince hızlı ilerleyememesi önemli bir güvenlik endişesi oldu.

* Türkiye’nin en büyük sorunu %57,5 ile ekonomi ve hayat pahalılığı olmaya devam ediyor. Ekonomi yönetimine duyulan güven %35,0’i güvenmiyor, %33,5’i hiç güvenmiyor, güvenenlerin oranı %12 iken, çok güveniyorum diyenler sadece %4. Yeni yargı paketinde ortaya çıktı ki iban mağduru diye bir grup varmış. 3-10 Yıl yatar olacakmış. Ekonomik olarak durumu anlamamız için bakılacak bir durum olan gelen paradan komisyon alanların durumu ekonomi ve yargı için çok kötü. Enflasyon ile mücadele yalnızca para politikası ya da vergi politikası değildir. Açıklanan orta vadeli hedeflerin toplum tarafından ciddiye alınması gerekir. Bunun ön koşulu ise güvendir. Güven yalnızca faizle inşa edilmez. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, demokratik kurumların sağlıklı işlemesi, kamuda liyakat, kaliteli eğitim ve sosyal adalet; tüm bunlar ekonomik istikrarın vazgeçilmez parçalarıdır.

*Türkiye’deki işsizlik, eğitim ile istihdam dengesizliğinden ve emek talebinin ihtiyaç duyduğu nitelikteki işgücünü piyasada bulamamasından kaynaklı yapısal özellikler taşıyor. Bu yapısal işsizliği önlemek için uygulamaya konan politikalar ise, sorunları halletme noktasında başarısızdır. Türkiye’deki işgücü piyasası, temel göstergeler itibariyle incelendiğinde ortaya çıkan tabloda nüfus artışı, tarım sektöründeki çözülme, yetersiz ve adaletsiz gelir dağılımı, kadın istihdamın düşüklüğü, genç işsizliği ve işgücünün eğitim düzeyinin düşük oldu. Özellikle genç nüfus açısından bakıldığında; işgücü piyasasında iş bulamayan genç işsizlerin ya kayıt dışı istihdama yöneldikleri ya eğitim süreçlerini uzatarak işsizliğin sosyolojik ve psikolojik sorunlarını bertaraf etmeye çalıştıkları ya da ne eğitimde ne de işgücü piyasasında yer almadıkları görülmektedir. Türkiye’de gençler arasında tam ve sürekli istihdam beklentisi olmadan ve sosyal güvenliksiz çalışma oldukça yaygındır. Neo-liberal küreselleşme politikaları, yeni teknolojik gelişmelerle birleştiğinde gençlerin önüne ağırlıklı seçenek olarak, kısa süreli ve geçici işlerde çalışma çıkmaktadır. Türkiye’de genç işsizlik uzun yıllardır yetişkin işsizliğin yaklaşık 2 katı oldu. Genç işgücüne ilişkin göstergeler, Türkiye’de eğitimin tek başına gençlerin işsizlik sorununu çözmekte yeterli olamadığını ortaya koymaktadır.

* Dünya hukukun üstünlüğü endeksi verilerine göre Türkiye, 143 ülke arasında 118. sıradadır. Türkiye aynı zamanda temel haklar kategorisinde de 143 ülke arasında 134. sırada yer aldı. Bu ayrımcılığın önlenmesi, yaşam ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, mahremiyetin korunması, toplanma özgürlüğü ve temel işçi haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor. Türkiye, 10 yılda 38 sıra geriledi. Bir ülkenin hukuk sistemi bazen sadece adalet dağıtmaz kuru, faizi yükseltir, bütçeyi bozar. Türkiye’de son dönemde yaşananlar da tam olarak bunu doğruluyor: Yargı kararları artık yalnızca siyasetin seyrini değil, kamu maliyesinin görünmeyen kırılganlıklarını da belirliyor. Bir ülkede yargı bağımsız değilse, orada hukuk devleti yoktur. Türkiye’de yargı, eskiden beri yürütmenin gölgesinden kurtulamamış, aksine onun bir parçası gibi hareket etmeye zorlanmıştır. Günümüzde yargı bağımsızlığı hiç olmadığı kadar zayıflatılmıştır. Bu durumun ana aktörlerinden başı HSK’dır. Yargıtay ve Danıştay üyeleri dışında kalan 25.000 civarındaki hâkim ve savcının yalnızca %3’ü coğrafi teminata sahipken, geri kalan %97’si iktidarın hoşuna gitmeyen kararlar verdiğinde tayin tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Hâkimlerin ve savcıların, mesleki kariyerlerini güvence altına almak için iktidara yakın durma baskısı hissetmesi, hukukun üstünlüğünü temelden sarsmaktadır. HSK kararlarına itiraz yolunun olmaması ve kurulun Adalet Bakanlığı ile olan organik bağları, yargı bağımsızlığını imkânsız kılmaktadır. Bu yapının en temel sonucu, hâkimlerin kanuna ve vicdana göre değil, siyasi iradenin bilinen veya varsayılan beklentilerine göre karar vermek zorunda kalmasıdır. Savcılar ise delilden ziyade, siyasi konjonktüre göre hareket ederek karar almaları yaygındır. Bugün bizim adalet kelimesini duyduğunda hakkın teslimini değil, gücü olanın işini görmesini anlıyoruz. Yargıdaki bu çürüme, toplumun adalet duygusunu kökten sarstı. Türkiye’de yargı sisteminin tarafsız ve bağımsız çalıştığına inanıyor musunuz sorusuna %75,8’i hayır cevabını veriyor.

*Sonuç olarak, alışmamız için 90 aydır krizle mücadele veriyoruz. Bir gün don bir gün savaş bahane edilerek geldik bu noktalara. Liyakat hak getire. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, 304.956 kişilik kapasiteye sahip cezaevlerinde 421.583 kişi bulunuyor. Verilen sayılara göre cezaevlerindeki doluluk oranı yaklaşık %138’e çıktı. Cezaevlerinde bulunanların 356.878’i hükümlü, 64.705’i tutuklu. Türkiye’de 4.673 çocuk cezaevinde. 20 Yılda 52.000’den 425.000’e çıkmasına alışmayacağım. Adalet mülkün temelidir. Temeli sarsılan bir mülkün, üzerine inşa edilen ihtişamlı binalar tarafından ayakta tutulamayacağı açıktır. Türkiye’nin geleceği için ihtiyaç duyduğumuz şey, yeni binalar değil, adaletin bizzat kendisidir. Bu sorumluluk, yalnızca hukukçuların değil, toplumun tüm kesimlerinindir. Zira adaleti hiçe sayan bir düzen, kimseye güvenlik ve istikrar vaat edemez.

Yazarın Diğer Yazıları