*TÜİK verilerine göre her 3 kişiden biri işsiz. Takipteki alacakların %35’i KOBİ kaynaklı. Haftanın bu iki verisi her şeyi özetliyor. Ekonomideki yavaşlama resmi işsizlik oranı %8 olsa da, iş aramayı bırakanlar yani gerçek işsizlik oranı %31'i aştı. Gerçek işsizlik oranı rekor seviyede. İşsiz kalan iş bulamam diye iş aramıyor eve kapanıyor. İş arayan 2,8 milyon, iş aramayan ama çalışabilecek durumda olan 8 milyon kişi var. Atıl iş gücü 11 milyon civarında. Atıl işgücü oranı son 4 yılda %22,4’ten %31,5’e çıktı. Böylece 2023’te her 5 kişiden 1’i işgücünün dışına itilirken rakam Mart 2026’de 5 kişiden 2’sinin iş aramayı bıraktı. SGK verilerine göre zorunlu sigortalı sayısı da bir ayda 324.000 kişi azaldı. Çalışabilir yaştaki nüfusun ne kadarı istihdam ediliyor %48,3. Önemli bir üretim girdisinin yarısını bile kullanamıyoruz.
*Ekonomide bakılacak ilk kıstas takipteki alacaklardır. 2026 öncesinde en çok tüketici kredilerinde ve bireysel kredi kartlarında öne çıkan takipteki alacak problemi bu yıl şirketlere de sıçradı. Son bir yılda TL cinsi taksitli ticari kredilerde takipteki alacak hacmi %122,06 arttı, KOBİ kredilerinde de takipteki alacak hacmi büyümesi %120'yi geçti. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikasında Orta Doğu’yu karıştıran savaş nedeniyle bir süre daha gevşeme beklemiyorum. Sıkı para politikasının getirdiği yüksek faizler ve finansmana erişimin zorlaşmasının yanı sıra enflasyon nedeniyle bozulan gelir dağılımı bankacılık sektöründe son yıllarda takipteki alacak sorununu yeniden ilk sıraya yükseltti. Sıkılaşmanın gevşememesi sorunun gündem de kalmasını devam ettirirken artık tüketicide değil şirketlerde sorun daha öne çıkmaya başladı. Anapara veya faizi 90 günden fazla aksatıldığında takipteki alacak oluyor. Takipteki alacak hacmi 683,8 milyar lira seviyesinde. Bu geçen yıl aynı zamana göre %84,61'lik bir yükseliş demek.
*2026 yılında faize ödenecek para da 2,7 trilyon lira kısaca 60 milyar dolar ediyor. Ülkemizde 1994, 2000 ve 2001 krizleri göz önüne alındığında, finansal piyasaların ne kadar kırılgan olduğu ve spekülatif sermaye hareketlerinin ülke ekonomisine ne kadar büyük zararlar verdiği açıktır. Arbitraj arayan ve kısa süreli kârla gelen kısa vadeli sermaye, sermaye hareketlerine açık, Türkiye ekonomisi temelde tasarruf yatırım dengesizliği, kronik kamu ve cari işlem açıkları nedeniyle artan dış borç stoku gibi yapısal nedenlerden kaynaklanan sorunlara sermaye hareketleri çözüm olmamıştır. Türkiye’nin bu olumsuz makroekonomik ve dış borç göstergelerindeki olumsuzluğu giderilmesi beklenirken, kısa vadeli sermaye hareketleri aksine göstergelerdeki bozuklukları artırarak ülkede kriz yaşanmasına neden oluyor. Kaynak yetersizliği çeken gelişmekte olan ülkelerin yabancı sermayeden beklentisi, tasarrufları artırarak büyümenin sağlanmasıdır. Yaşanan deneyimler gösteriyor ki makroekonomik göstergeleri bozduğu, borçlanma stokunun yükseldiği daha çok kısa vadeli sermaye girişlerinin, arttığı ve borçlanmada özel sektörün payının yükseldiğidir. Bu ülkelerde sermayenin girişi, döviz kurlarını artırarak, cari işlemler dengesi açıklarının oluşması ve büyümesine neden olur. Ülkeye giren kısa vadeli sermaye en ufak bir tedirginlik anında geri çıkmakta ve ülke ekonomisini krize sürükleyerek, istikrarsızlık yaratmaktadır. Dünya üzerindeki gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde yaşanan krizlerde bu etki vardır.
*Eskiden en çok siyaset konuşulurdu. Şimdi ekonomi konuşuluyor. Ekonomi mi siyaseti etkiliyor, siyaset mi ekonomiyi dersek her dönem değişiklik göstermiştir. Bakış açısına göre değil mantıklı analiz yapıldığında zamana göre değişir. Uzun vadede ekonominin siyaseti etkilediği kesindir. Genel kurala bakacak olursak, toplumsal yönetimde siyaset ön safta ortaya çıkarken, çoğu zaman ekonomi geri planda kalmıştır. Gerçekte ise siyaseti yaptıran, toplumu ayakta tutan ekonomidir. Ülkede sanayinin gelişip büyümesi, buna bağlı olarak ulusal gelirin büyüme oranı ve toplumda farklı kesimlere dağılımı ulusal barış ve toplumsal yaşamın vazgeçilemez ana temelidir. Konuya bu açıdan baktığımızda, çoğunlukla ülkelerde yaşanan yoğun siyasal olayların ekonomik olayları perdelediğini görebilmekteyiz. Ülkemizde devamlı ve tehlikeli biçimde yükselen cari açık, stajyerlerle örtülmeye çalışılan işsizlik, eğitim alanındaki zafiyet, toplumda orta tabakanın giderek erimesi ve halkın bir kesiminin ciddi olarak güveninin sarsıldığı adalet sistemi yaşadığımız sorunlardır. Hepsinin ötesinde, hemen her gün yaşanan tatsız kadın cinayetleri ve diğer toplumsal saldırganlıklar toplumu adeta bezdirme noktasına taşıdı.
*Türkiye’nin yaşanan sorunlara karşı uyguladığı ekonomik önlemler kronik bir hastalığın bazı ilaçlarla akut hale dönüşmesini engelleyici şekilde olmaktadır. Faiz silahını kullanarak, dış kaynak çekebilen Türkiye bir şekilde yoluna devam edebiliyor. Pansuman önlemlerle küresel yarışta yol almaya çalışmak hiçbir ülkeye yetmediği gibi, hele de gelişmekte olan bir ekonomi açısından çok yanıltıcıdır. Gelişmekte olan ekonomilerin ekonomik istatistiklerinin mutlak rakamlarla verilmesi fazla bir anlam ifade etmez. Örneğin, eğitim harcamalarına baktığımızda yıllar itibariyle rakamlarda artış görmekteyiz. Hizmet kalitesini bir an ihmal etsek dahi, bu bilgi kesinlikle yeterli değildir. Söz konusu istatistiksel bilgi ancak belirli dönemde hedeflenen sınırlara ulaşabilme derecesi ile yapılan karşılaştırma sonucunda bir değer ifade eder. Ülke istatistikleri de böyledir; salt büyüme rakamları fazla bir anlam ifade etmez, ancak mutlak büyüme değerlerinin potansiyel büyüme değerleri ile mukayesesi anlamlı sonuç verebilir. Benzer şekilde, ihracatın önemli bölümünün dış katkı ile gerçekleşmesi durumunda gayri safi ihracat değerleri de fazla önemli değildir. Sanırım, siyasetçinin halka saygısının bir göstergesi de istatistiksel değerlerin doğruluk ve samimiyeti ile ilgilidir.
*Sonuç olarak, ertelemeyle yürütülen ekonomi er ya da geç gerçek yüzünü gösterir. Her olay, olumlu ya da olumsuz görüntüsü ile topluma yansır. Pahalı ürüne veya ucuz olan ürüne, sürekli artan ürün fiyatlarına bakmadan önce bakacağımız yer dolandırıcılıktır. Kolay paradır. Kara paradır. Ekonomi elbet düzelecek bunu sadece akıllı çalışarak elde edebiliriz. Çalarak değil. Mayıs ayı dünya çapında işçi ve emekçilerin haklarını, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadelesini simgeleyen uluslararası günü bazen de haftayı kapsar.