Necmettin Şimşek

Savaş üstüne savaş

Necmettin Şimşek

* Oscar alacak bir film. 13 Dalda savaşacak. 15 Martta göreceğiz kaç tane alacak. 15 Gün sonra ramazan başlıyor. Pahalılık başlıyor. Filimle aynı zamanlarda göreceğiz durumumuzu. Pahalılık, sadece marketlerin suçu. Bir sorunu çözmek istemeyen yöneticiler, o sorunu sürekli tarif ederler. Türkiye İstatistik Kurumu 2026 yılı ocak enflasyon verisine göre enflasyon aylık %4,84 arttı, yıllık ise %30,65 arttı. TÜİK 2025 son verileri ise Kasım %0,87, Aralık %0,89 enflasyon arttı. 5,5 Kat artış olmuş bence %550 demek gerekiyor. Ben inandım. Savaş üstüne savaş veriyoruz. Hem enflasyonla hem de beynimizle. Ramazan boyunca bazı fiyatlar sabit kalacak, bakanlıktan izinsiz habersiz artış yapılamayacak.

*Bu hafta dünya gündeminde, ABD Adalet Bakanlığı 3,5 milyondan fazla belgeyi Epstein dosyalarını şeffaflık yasası kapsamında tüm dünya kamuoyuna açıkladı. Ülkelerin adları adaya gidenler sayesinde ortaya çıktı. Dertsiz gibi gözüken ülkelere dert oldu. Ciddi ülkelerde istifalar yaşandı. Çünkü ülkelerin itibarları, insanların itibarlarından önemlidir. Bizim ülkede ise bahis skandalı, uyuşturucu operasyonları, emekli maaşları, enflasyon gibi ekstra dertlerimiz var.

* Kurallara uymayan toplumlarda, yasa sayısı rekor kırar. Adalet sarayları boy gösterir, avukat sayısı patlar ancak Türkiye yargı devleti değil, hukuk devletidir diyemezsiniz. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün hukuk fakülteleri raporu çarpıcı, Türkiye’de hukuk fakülteleri sayısının son 25 yılda hızlı artış gösterdiğine dikkat çekilmiş, hukuk eğitiminde nicelik artışının kalite ve istihdam sorunlarını beraberinde getirdiği vurgulanmış. Nicelik tam nitelik yok. Her 430 kişiye 1 avukat düşüyor. Hukuk fakültesi sayımız 100’e yaklaşmış. Aktif olan 89’unun 67’si, son 25 yılda kurulmuş. Fakültelerin 50’si devlet, 39’u da vakıf üniversiteleri bünyesinde faaliyette… 2013–2014 döneminde 55.000 olan öğrenci sayısı, 2019’da 82.000’i aşarken, şu anda 75.000 düzeyine düşürülmüş. Türkiye’de 1998 yılında 36.000 olan avukat sayısı, 2024 itibarıyla 199.000’i aştı. Böylece avukat sayısı 26 yılda 5 kat arttı. Avukat başına düşen nüfus ise son 15 yılda 1095 kişiden 430’a gerileyerek Avrupa ortalamasının altına indi. Her sözüne Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir diye başlayan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç dünyanın en büyük adalet sarayı Ankara'mızda inşa ediliyor. Adaletin ölçüsünü, adliye binasının beton hacminden tanımlayan bir bakan... Adalet binalardan, betondan değil, adil yargıdan gelir.

* Sayısız filme konu olan çürüme şimdi aklımıza bile getiremeyeceğimiz, filmlerde bile o kadarıyla karşılaşmadığımız, konu edilse gerçeklik ihtimalini sarsarak filmin kaderini etkileyecek uç örneklerle bu dosyada aynı hikâyenin, korku filmi estetiğine bile ihtiyaç duymayan gerçeği önümüzde duruyor. İnsan eti yendiği, kan içildiği gibi iddialar ortalarda. Epstein dosyaları, sinema anlatılarının fantezi değil, sınıfsal bir gerçeğin yansıması olduğunu gösteriyor. Bu küresel ahlaksızlık düzeni, yalnızca ABD gibi güç merkezi ülkelerde karşımıza çıkmıyor. Dünyanın farklı coğrafyalarında benzer bir desenle karşılaşıyoruz. Kurumlar, kendi itibarlarını korumak için mağdurları sessizliğe mahkûm ediyor. Suç bireysel olmaktan çıkıyor, kurumsal olarak yönetiliyor. Hukuk, güçlüler için bir kalkan, güçsüzler için bir tehdit haline geliyor. Konuşmak mümkün oldu ama adalet yerini bulmadığında, yük yine mağdurların omuzlarında kalıyor. Kimi durumlarda adalet terse işledi. İfşa kimi zaman ardına aldığı meşru rüzgârla asılsız ithamlar için güçlü bir silaha dönüştü. Devletin hukuku, koruması gerekenleri korumadığında, üstünler hukuku devreye girdiğinde; sokak kendini adaletin öznesi gibi hissetmeye başlıyor. Kendi adaletini tahsis etmeye girişiyor. Bu, haklı bir öfkenin meşruiyetini kaybetme riski taşıdığı çok tehlikeli bir eşik. Hukukun işlemediği yerde yalnızca suç değil, şiddet de çoğalıyor. Bu küresel ahlaksızlık düzeninin en sağlam zırhı ise savaş. Çocukların, kadınların, sivillerin bedeni savaş bölgelerinde neredeyse hukuksuz bir alana terk ediliyor. Uluslararası raporlar yazılıyor, dosyalar hazırlanıyor, ama failler çoğu zaman stratejik ortak, ideolojik müttefik, din kardeşi ya da istikrar unsuru olarak korunuyor. Kim ne zaman savaşçı, ne zaman kahraman veya terörist? Öylesine flu ve üst dilin sorgusuz kabulüne esir olmuş işlevsel ve güç tahakkümü için kullanışlı alanlar. Sahipsiz, bilinçsiz ve kontrolsüz öfke. Ahlâk, jeopolitiğin önünde sessizce geri çekiliyor. Bu yüzden Epstein dosyaları yalnızca bir suç ağına değil, dünyanın hangi suçları görmezden gelmeyi seçtiğine dair de çok şey söylüyor. Ülkemize uzanan iddialar boyutuysa gerçekten kan dondurucu. Büyük felaketlerin ardından sorulması gereken sorular cevapsız. Deprem sonrasında kaybolduğu söylenen kız çocuklarına dair iddiaların bile sağlıklı biçimde araştırılamaması, meselenin söylentilerden ibaret olmasından değil; hesap sorulamayan düzenden kaynaklanıyor.

* Sonuç olarak, yaşam savaşına ilave savaşlarla da uğraşıyoruz. Suçların işlenmesinde değil, cezasızlığın yönetilmesinde problem var. Gerçek ve spekülasyon birbirine karışıyor. Doğru ya da yanlış olmasından bağımsız olasılık halinin inandırıcılığı kendi başına ne çok şey söylüyor. Suçun bir süre konuşulmasına izin veriliyor, sonra gürültü azaltılıyor, ardından yeni bir gündemle her şey buharlaşıyor. Böylece ne gerçek bir yüzleşme yaşanıyor ne de adalet duygusu onarılıyor. Sistem yeni ve daha karanlık suçlara yüzünü dönüyor, yoluna devam ediyor. Çağın virüsü küresel ahlâksızlık. Hukuk işlemediğinde, hakikat de korunmuyor. Bu noktada ahlâksızlık bireysel bir sapma olmaktan çıkıyor, kültürel ve sınıfsal bir dokunulmazlık rejimine dönüşüyor. Hukuku güçlülerin ayrıcalığı olmaktan çıkarıp, gerçekten kamusal bir adalet talep edip etmemek önümüzdeki en önemli gündem ve seçenek olmalı.

Yazarın Diğer Yazıları