* Güney Amerika’da popüler olan edgar saç kesimi ülkemizde basitçe tas kafa kesim oldu. İple kafadan ekvator misali bağlanıp tek tip tek kesim yapılıyor. Her 10 gençten 5’i böyle mi olmalıydı. Tehlikeliyim mesajı bu şekilde veriliyor artık. Kolay yoldan para kazanmak ve sınıf atlamak hayalleriyle yola çıkan racon kesen, suç dünyasına giren gençlerin durumu ne olacak. Daltonlar, Şirinler, Redkitler, Gündoğmuşlar, Anucurlar bunlar rant kavgasından doğan yeni nesil çeteler. Çetelerin sınırları kısa sürede ülke sınırlarını aştı, başta Yunanistan ve İtalya olmak üzere diğer ülkelerin de gündemleri oldu. Z kuşağı mafyası oldular. Örgütlenmeler, klasik mafyadan farklı biçimde örgütsel hiyerarşiden çok, esnek ağlar üzerine kurulu, lidere değil, markaya bağlı gruplar oluştu. Yani Daltonlar, Redkitler ya da Şirinler birer isimden çok gençler arasında bir kimlik simgesi haline geldi. 15-25 yaş arası gençleri dönüştürüyor, silah taşımanın bir statü, çatışmanın bir aidiyet göstergesi olduğu yeni bir alt kültür oldu.
*Sosyal medya internete erişebilen hemen herkese açık, devasa büyüklükte veri ve bilginin yer aldığı sınırları belirsiz bir alandır. Sosyal medyanın en önemli özelliği, burada yer alan içerikleri okuyan, izleyen veya dinleyen kişilerin aynı zamanda burada içerik üreten kişilerle etkileşime girebilmeleri, kendi düşünce, beğeni ve eleştirilerini kolayca ortaya koyabilmeleri ve etkileşimdeki kişilerle eş zamanlı olarak iletişim kurabilmeleridir. Bugün dünya genelinde 5 milyara yakın insan sosyal medya kullanıcısıdır. Geçmişte mafyalarının en büyük sorunlarından biri, düşüncelerini kamuoyuna rahatça duyuramamaktı. Duruşmalarda dile getirdikleri atarlı cümleler basının izin verdiği ölçüde gazetelere yansıyordu. Şimdi ise sosyal medya, onlara kendilerini diledikleri gibi ifade edebilecekleri denetimsiz bir ortam sunuyor. Şimdikiler namını sosyal medya üzerinden yürütüyor, buradan racon kesiyorlar. Yüz binlerce kişi tarafından takip ediliyor ve likelanıyor, büyüksün reis tezahüratıyla karşılanıyorlar.
* Çağ değişti. Bu çağda kazananlar kimler olacak. Çoğumuz hala eski dünyanın cevaplarını arıyoruz. Daha çok çalışırsam, daha çok bilgi toplarsam, daha hızlı hareket edersem, kazanırım diye düşünüyoruz. Sadece hızlı olmak yetmiyor. Hız sıradanlaştı. Bilgi de sıradanlaştı. Birkaç saniye içinde dünyanın bilgisine ulaşabiliyoruz. Asıl mesele bilgiye ulaşmak değil. Bilgi içinde hedefini yönünü kaybetmemek önemli. Bana göre önümüzdeki yıllarda farkı yaratanlar en zeki insanlar olmayacak. En çok çalışanlar da olmayacak. Değişime uyum sağlayabilenler olacak. Neyi öğrenmesi gerektiğini, neyi görmezden gelmesi gerektiğini bilenler. Her fırsatın peşinden koşmak yerine doğru fırsatı bekleyebilenler kazanacak. Değişimin yönünü okuyabilenler kazanacak. İçinde bulunduğumuz çağ bana göre ne sadece yapay zekâ çağı, ne bilgi çağı, ne de dijital çağ, belirsizlik çağındayız. Bu çağda en büyük avantaj daha fazla para değil. Daha fazla bilgi de değil. Uyum sağlayabilme yeteneğidir. Önümüzdeki yıllarda bizi ileri taşıyacak olan şey, her şeyi bilmek değildir. Her şey değişirken kendimizi kaybetmemek olacak. Her çağ kendi kazananlarını oluşturur. Kurallar biz oynarken değişiyor. Çoğumuzun kafası karışık. Aslında bunun çok basit bir nedeni var. Çünkü zihnimiz belirsizliği sevmiyor. Önümüzü görmek, kuralları bilmek istiyoruz. Uzun zamandır ilk kez, kuralların biz oynarken değiştiği bir dönemin içindeyiz. Yüzyılın kuralları artık çalışmıyor. En basit anlatımıyla, çalış, biriktir, ev al, emekli ol. Uzun yıllar boyunca bize anlatılan denklem buydu. Bugün ise bu denklem her geçen gün daha fazla sorgulanıyor. Maaşlarla varlık fiyatları arasındaki makas açılıyor. Evet, çalışıyor, üretiyor, çabalıyoruz. Bazen hedefe yaklaştığımızı değil, hedefin bizden uzaklaştığını hissediyoruz. Bu yüzden sürekli aynı soruların etrafında dönüp duruyoruz. Doğru yatırım ne? Doğru meslek ne? Doğru sektör ne? Doğru gelecek planı ne? Belki de ilk kez bu kadar çok seçeneğimiz var. Belki de ilk kez bu kadar çok belirsizliğimiz var. Bu yüzden yaşadığımız şey sadece ekonomik bir değişim değil. Bir çağ kapanıyor. Yenisi henüz tam olarak kurulmuş değil. Biz tam ortasında duruyoruz. Belki de sorun yetersiz olmamız değil. Belki de ilk kez, kuralların biz oynarken değiştiği bir çağda yaşıyoruz. Kalbimiz taş gibi olmadan empati yaparak değişime ayak uydurmalıyız.
* Sonuç olarak, internetin fişini çeksek çözüm mü, değil. Sorunun kaynağı dijital dünya değil, daha çok sosyal nedenler. Kırılganlık ve travmalı geçmişi olan gençler, aile içi sorunlar ve düşük benlik algısı çocuklarda etkili oluyor. Sosyal dışlanma, okulda başarısızlık ve akran zorbalığı da radikalleşmedeki diğer önemli faktörler. Silahlanma ve eylem yani suç örgütüne fiilen katılım ise aslında en son aşama. Bu süreçte sosyal medya kritik rol oynuyor. Grooming (birini gelecekteki role hazırlamak, yetiştirmek veya bir yapı içine katmak için hediye verme, ilgi gösterme) olarak tanımlanan yöntemle gençler önce dijital ortamda etki altına alınıyor, ardından da fiziksel temasla örgüte çekiliyor. Gençleri şiddete ve çetelere iten başlıca faktörler arasında ekonomik yoksulluk ve toplumsal adaletsizlik yer alıyor. Genç işsizliğinin artması durumunda çetelerin eleman kazanma imkânları artıyor. Türkiye’de aktif nüfusun %38,4’ü hayatı boyunca hiç kazanç karşılığı çalışmadı. Bu grubun %75-80’ini kadınlar oluşturdu. Ülkede çalışanların yarıdan fazlası 28.075TL maaş alıyor. %21’i 42.900TL maaş alıyor.%12’si 57.200TL maaş alıyor. %7’si 85.800TL maaş alıyor. %5 ise 100.000TL üzeri maaş alıyor. Gelir adaletsizliği ve işsizlik durumu daha kötü hale getiriyor.