Necmettin Şimşek

Ya Ela Nur, Ya da Bela Dur

Necmettin Şimşek

*Gündem neden oluşturulmaya çalışılırsa çalışılsın gündem uzun zamandır aynı. Bütün meselem, insanların daha iyi koşullarda yaşamaları ve çalışmalarıdır. Buna ancak tüm seçeneklerin özgürce araştırıldığı ve tartışıldığı bir ortamda ulaşabiliriz. Çözüm önerileri özgürce tartışılamıyor, farklı fikirler yasaklanıyorsa, düşünce ortamı çoraklaşır. Bunun sonu çözümsüzlük ve atalettir. Demokrasi ve sosyal sorumluluk ilkelerini temel alan bir yazarın ilk görevi, hayatın her alanında mümkün olduğu kadar çok düşüncenin duyurmasıdır. Toplumda düşünce zenginliği ve ifade özgürlüğü ne kadar fazlaysa, sorunlara çözüm bulma ihtimali artar. Keza, ekonomik işleyişin zeminini oluşturan güven de aynı şekilde olur. Özgürlük ve güven, daha çok işe, yatırıma, refaha ulaşmanın yoludur.

*Enflasyon 2026’da çözemezse kamunun bu müsrif tutumu yüzünden üç hanelere ulaşabilir. İsraf sahip olduğumuz bir şeyi yok etmek, zayi etmektir. Faydaya dönüştürmeden harcamak baş sorun. İsrafın çeşitleri ise gerektiğinden fazla kullanmak, kullanmadığını çöpe atmak örneklerdir. Harcama anlamındaki sarf, abartıldığında israfa dönüşür ve israf her kültürde istenmeyendir. Gereksiz ve ölçüsüz harcadığında, kusur işlemiş olursun. Kaynağı ziyan etmiş, üretileni; ayarında kullanmamışsındır. Ekmeği abartarak alırsın, artanı çöpe atarsın; israftır. Enerjiyi üretirsin, kullanmadığını harcarsın; israftır. Suyu boşuna akıtırsın; israftır. Ekonomiyi oyalarsın, israftır. Zaman israfının en sinsi olanı, yapılacak bir işi ertelemektir. Aslında ertelediğiniz anda o iş kıyamete kalmıştır. Bugünün işini yarına bırakma öğüdü herkesin dilindedir. Fakat pratikte hayat şöyle işler; bugünün işini bugünden yapmadıysan yarına değil, kıyamete kalacaktır. Nitekim ertelenen iş ölür. Zaman planlaması bu yüzden hayati değer taşır. Acil ve öncelikli ise derhal yapmalısın. Acil fakat önemli değilse zamanlamasını yeniden tanımlarsın. Acil değil fakat öncelikli ise bir başkasına delege edersin. Hem acil değil hem de önemli değilse gönül rahatlığıyla unutabilirsin. Gündemden çıkarırsın.

*2026 sorunlarına bakmalıyız. Asgari ücretle çalışanların çokluğu sorun. Türkiye’de konuşulması gereken bir konu, bir sorun olmamalı. Türkiye’de asgari ücret denildiği zaman, aslında özel sektörde çalışan işçilerin yarısının alacağı ücretten söz edilmiş oluyor. Türkiye’de özel sektör işçilerinin %47’si asgari ücret ve daha az ücret alıyor. Asgari ücretin %5, %10 ve %20 fazlasına kadar olan ücretler asgari ücret komşusu ücretler olarak tanımlanır. Asgari ücretin %5 fazlasına kadar ve altında ücret alanların oranı %50. Asgari ücretin %5 fazlası 2026 için 29.400 lira. Yani özel sektör işçilerinin yarısı 2026 yılında 29.400 lira ve altında ücret alacak. Kayıt dışı çalışanlarda asgari ücretin yaklaşık yarısı ve altında ücret alanların oranı 2024 itibarıyla %40’tı. Kayıt dışı çalışanlarda asgari ücretin %5 fazlası ve altında ücret alanların oranı %85, asgari ücretin %20 fazlası ve altında ücret alanların oranı %92. Kadın işçilerin büyük bölümü asgari ücret ve altında ücret alanların oranı %60’ı buluyor. Kayıt dışı çalışan kadınların ise %90’ının asgari ücret ve altında bir ücrete çalışıyor. 2005’te kadınların aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin 2 katı düzeyindeydi. 2023’te ise kadınların ortalama ücret ve maaş gelirleri asgari ücretin 1,5 katına geriledi. 2005’te erkeklerin aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin 2,2 katı iken, 2023’te asgari ücretin 1,9 katı düzeyinde. Bu durum asgari ücret açısından toplumsal cinsiyet eşitsizliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

*Sonuç olarak, 2026 yılında 2,742 trilyon faiz ödeyeceğiz. Yaklaşık 65 milyar dolar. Her 100 çocuktan 77’si meyve sebze yiyemiyor. 72’sinin 2. Ayakkabısı yok. 71’i yeni kıyafet giyemiyor. 63’ü et yiyemiyor. Türkiye’de son dönemde derinleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon, özellikle çocukları olumsuz etkiliyor. Ülke, çocuk yoksulluğu oranlarında OECD verilerine göre Kosta Rika’nın ardından ikinci sıraya yerleşti. Türkiye’deki 21 milyon 817 bin 61 çocuğun yaklaşık 7 milyon 34 bini yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Artan hayat pahalılığı, yükselen işsizlik ve alım gücündeki düşüş, Türk ailelerini zorlu bir geçim mücadelesine iterken, yoksulluk çocukların hayatının her alanına yayılıyor. Resmi verilere göre hanelerin %51,8’i yoksul veya çok yoksul kategorisinde bulunuyor. Hanelerin önemli bir kısmı günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. TÜİK verilerine göre, fertlerin %43,9’u kiralık konutlarda veya lojmanlarda yaşıyor, %31,3’ü sızdıran çatı veya nemli duvarlar gibi ciddi konut sorunlarıyla karşılaşıyor. Öte yandan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı raporları, aile ve yakınları yanında desteklenen çocuk sayısının son 13 yılda yaklaşık 5 kat arttığını gösteriyor; bu sayı 34 bin 982’den 170 bin 317’ye yükselmiş durumda. Bu artış, yoksulluk nedeniyle devlet desteğine ihtiyaç duyan çocuklu ailelerin sayısındaki dramatik yükselişi ortaya koyuyor. Gündem ela değil geçim belası.

Yazarın Diğer Yazıları