Osman Uzunkaya

Karabaş'ın vefası

Osman Uzunkaya

Hakan, geçici bir iş için gittiği şehirden evine dönmek üzere yola çıktı. Keyifle geçen yolculuk otomobilinin aniden önüne fırlayan köpek yüzünden kâbusa döndü. O anki refleksle köpeği ezmemek için direksiyonu aksi yöne kıran Hakan, otomobiliyle yolun yanı başındaki dere kenarına savruldu. Olaydan sonra yavaşça otomobilinden aşağı indi. Korkudan tir tir titreyen ellerini bir süre vücudunda gezdirdi. İçinden; iyi ki kemerimi takmışım diye geçirdi. Hala şoktaydı. Yere oturdu, derin derin nefes aldı.  Elini cebine attı, telefonunun şarjının bitmek üzere olduğunu görünce tedirginliği daha da arttı. Hemen polisi aramalı, yardım talep etmeliydi. Karşı tarafı aramaya başladı. Ancak birkaç defa çalan arama sesi daha sonra duyulmaz oldu.        

Bulunduğu yer, “Kuş uçmaz kervan geçmez” bir yere benziyordu. Etrafı kolaçan etti. Hiçbir varlığa rastlamadı. Bu durum canını daha da sıktı.  Otomobile binip geri geri manevra yapmayı düşündü. Sonra riskli olacağı düşüncesiyle bundan vaz geçti. Yol kenarına oturdu. İç sesi, ne olur Allah’ım bir araç geçsin diye yakarıyordu. Birkaç köyün ulaşımını sağlayan bu yol hiçte işlek değildi. Bir müddet bekledi. Sonra koşar adım güney istikametine doğru yürümeye başladı. Neredeyse beş altı yüz metre ilerledi. Ancak oralarda ne bir insan, ne de bir yapı vardı. Hemen geri döndü. İçinden, bu defa ters istikamete doğru yürümeliyim belki o tarafta bir şeyler görürüm diye geçirdi.

Aklına tepelerden birinin zirvesine çıkıp etrafa göz gezdirmek geldi. Öyle de yaptı. Ancak etrafta herhangi bir yerleşim merkezi görünmüyordu. Arazi göz alabildiğince çamlık ve fundalık alanlarla kaplıydı. Aşağı indi. Telaşla sağa sola bakmaya başladı. Civarda ne canlı bir belirti, ne de bir iz vardı. Geri döndü. Seri adımlarla geldiği istikamete doğru yöneldi. Havanın kararmasına az bir zaman vardı. Bu saatten sonra yapabileceği tek şey, otomobilinin içinde sabahlamak olacaktı.        

Dolap beygiri gibi bir o yöne, bir bu yöne adımlamaktan bitap düştü. Ağrımaya başlayan ayaklarına, ha gayret dinlendireceğim sizi diye söylendi. Yeniden otomobilinin bulunduğu dere kenarına doğru yürüdü. Birkaç yüz metre ilerlemişti ki, ilk kez duyduğu bir havlama sesiyle irkildi. Aklından bir an önce otomobile ulaşmalıyım diye geçirdi. Havlama sesi dere kenarından geliyordu. Adımlarını daha da sıklaştırdı. Hayretler içindeydi. Otomobilin yanında eli tüfekli bir adamla bir de köpek onu bekliyordu.  

Sevincinden dizlerinin bağı çözüldü. Ağzından, şükürler olsun! Allah’ım diye bir dua döküldü. Eli tüfekli adam Hakan’ı görünce, “ Benim Karabaş aralıksız havlayarak peşinden beni buraya kadar getirdi.” Dedi. Hakan eli tüfekli adamın yanındaki köpeği görür görmez tanıdı. Bu köpek, ona çarpmamak için ciddi bir kaza pahasına otomobiliyle dere kenarına savrulduğu köpekti.    

Sağlıcakla kalınız.

Yazarın Diğer Yazıları