Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

ABD balta İran sert kaya

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

ABD’nin İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla, sözde nükleer enerjiye sahip olmaması gerektiğini bahane ederek İran’a yönelik 28 Şubatta başlattığı savaş; ABD başkanı Trump bir yandan savaşın istedikleri gibi seyrettiğini, İran’ın tüm stratejik noktalarının vurularak ortadan kaldırılarak büyük bir hezimete uğradığını ve savaşın yakında sona ereceğini açıklarken diğer yandan savaşın sona ermesi konusunda İran ile görüşebileceğini de söylemektedir. Hemen ilk akla haklı olarak, madem ABD, İran’ın tüm stratejik hedeflerini vurduysa neden İran ile görüşmek istesin? sorusu gelmektedir. İran ise, geri adım atmak bir yana adeta el yükselterek en az altı ay sürecek savaş kapasiteleri olduğunu, bu güne kadar kullandıkları küçük çaplı bombalar yerine artık bir ton ve üzeri ağırlıkta olanları düşman hedeflerine atacakları gibi, tarafların birbirine yönelik zıt ve çelişkili açıklamalar eşliğinde hızıyla devam etmektedir. Batının global ölçekte iletişimdeki tekel gücüne rağmen, farklı kaynaklardan gelen haberi video ve paylaşımlar dikkate alındığında, savaşın ifade edildiği gibi tam olarak ABD’nin kontrolünde ve istediği gibi gitmediğidir. Aslında savaşın nedeni olarak ABD’nin, dünyaya dayatmaya ve kabul ettirmeye çalıştığı İran’ın bir tehdit unsuru olarak nükleer başlığa sahip olmaması gerektiği bahanesi, tam bir illüzyondur. Çünkü ABD ve tüm batılı ülkeler, Orta Doğu başta olmak üzere dünya barışı için en büyük tehdit kaynağının ABD’nin ve maşasının İsrail olduğunu bilmektedir. Artı dünya üzerindeki yaklaşık son yarım yüzyıldaki çıkartılan savaşların asıl nedeni İran’ın nükleer başlıklı silahlara sahip olmasını önlemek değil,  ABD’nin Çin, Japonya, G. Kore, Hindistan, Tayvan gibi ülkelerin teknolojik gelişim hızlarına aynı şekilde cevap veremeyip geride kalmasıdır. Çünkü başta Orta Doğu olmak üzere dünyanın huzura kavuşmasının önündeki en büyük engel, tanrıyı kıyamete zorlamak adına sembolleştirilebilecek inandıkları sapkın dini görüşün belirlediği sonuçlara ulaşabilmenin önünde tehlikeli gördükleri her şeye, bir kılıf bularak ve dünyaya da inandırmayı bir şekilde başararak saldıran İsrail’dir.

ABD başkanı Trump’ın İran’ı adeta ciddiye almayıp birkaç günde sonuç alacağına dair yaptığı açıklamalarının boşa gittiği ve bir algı oluşturma operasyonu olduğu fikri, küresel ölçekte gittikçe güçlenmektedir. Çünkü İran’ın tıpkı bizim gibi bin yıllık devlet geleneği ve çok büyük oranda ABD düşmanlığı konusunda ortak paydada birleşen halkına dayalı uzun zamandan beri ABD’nin uyguladığı ve uygulattığı yaptırımlara karşı mücadele tecrübesi vardır. Ayrıca 93 milyon nüfusa, 1648195 km2 gibi dünyanın en büyük 18. coğrafi yüzölçümüne, 2026 yılı itibariyle 208 milyar varille dünyanın en büyük 3. petrol rezervine, 34 trilyon metreküp ile Rusya’dan sonra yine dünyanın en büyük 2. kanıtlanmış doğal gaz rezervine ve ciddi düzeyde gelişmiş savaş teknolojisine sahip, üstelik kapalı kapılar ardında Çin ve Rusya tarafından desteklenen İran’ın kolayca geri atacağını sanmak, Trump’ın düştüğü en büyük yanlış olmuştur ki, sahadan gelen haberler savaşın gidişatının ABD’nin istediği yönde gitmediğini göstermektedir. İran başta İsrail olmak üzere ABD üslerinin bulunduğu körfez ülkelerindeki hedefleri vurması ve Hürmüz Boğazını kapatması, petrol fiyatlarının artmasına bağlı olarak küresel bazda tüm sektörlerde ortalama üretim birim maliyetlerini artırarak ABD başta olmak üzere tüm ekonomilerin krize girmesine yol açacaktır. Buna ek olarak daha iki haftadır süren savaşın ABD ekonomisine maliyetinden dolayı Trump eleştirilerin hedefi haline gelmiştir. Bundan dolayı savaşın uzaması İran’dan fazla ABD’nin aleyhine sonuçlar doğuracaktır. Ümit ederim ki Trump bunu kısa sürede anlar, dünya nefes alır.

Yazarın Diğer Yazıları