Herkes ıslanır
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal
ABD ve israil’in İran’ın nükleer başlıklı silahlara sahip olmasını önlemek şeklinde nedenini dünyaya lanse ederek açıklayıp ve sonrasında başlattığı savaşın üzerinden üç hafta geçti. Tarafların açıklamalarına bakıldığında, herkes savaşın galibi ve hedefleri büyük oranda ortadan kaldırmış durumdalar. Taraflar birbirlerini yalan haber yaptıkları ve savaş kayıplarını olduğundan az, verdirdiği zayiatları da fazla gösterdikleri şeklinde suçlamaktalar. D. Trump, İran’ın artık savaşamayacak duruma geldiğini ve dünya kamuoyuna servis ettikleri görüntülerin yapay zekâ içerikleri olduğunu öne sürerken, İran’da binlerce yıllık devlet geleneğine sahip olduklarını, bu zamana kadar 50 ile 100 kilogram ağırlığında bombalar kullandıklarını, artık bir ton ağırlığındaki ağır bombaları yeni yeni kullanmaya başladıklarını, en az altı ay daha savaşa devam edebileceklerini ifade etmekteler. Şu an tam olarak hangi tarafın doğru söylediğini bilemediğimiz durumun gerçekte ne olduğu, hangi tarafın daha kazançlı çıktığı hatta daha doğru bir ifadeyle daha az zarar ettiği, zamanla tabi ki anlaşılacağından şüphe yok. Ancak şu an henüz 3. haftasına girilen savaşın bile, tüm ülkelerin ekonomisini ciddi düzeyde olumsuz etkilediği apaçık ortadadır.
Motto bir yaklaşım ancak, “savaşın kazananı olmaz” sözü, kısa dönemde olmasa bile uzun dönemde doğrudur. Kısa dönemde ABD sahip olduğu yüksek düzeye dayalı savaş teknolojisini, iletişim alanındaki tekel üstünlüğünü kullanarak dünya kamuoyunu kendi düşüncesine yakın görüşlere doğru yaklaştırabilir ve devamında Orta Doğu, Arap ve Körfez ülkelerine güvenliklerinin sağlanması adına trilyonlarca silah satarak, firmalarına ve ülke bütçesine ilave katkılar yapacağı açıktır. Konuya bu savaş özelinde uzun dönemde bakıldığında ise, kaybedenin tek başına İran değil tüm ülkeler olduğu anlaşılmaktadır. ABD, Orta doğuya binlerce kilometre uzaklıkta olduğundan ancak, Avrupa, Arap yarımadası ve Körfez ülkelerinde kurduğu üsleri kullanarak üstün savaş teknolojisine dayalı ağır ve balistik silahlarla İran’a saldırmaktadır. İran’ın ise bulunduğu coğrafi konum gereği kendisine saldıran ABD üslerine ve delinmez denilen “demir kubbe” hava sistemini kolayca geçerek israil’e füze atabilmesi ve en önemlisi İran halkının ABD’ye olan ölümüne duyduğu nefret duygusunun, hepsini ortak payda etrafında toplaması gibi avantajları; savaşın beklenenden uzun süreceğinin göstergesidir.
Günün sonunda, “savaşın kazananı olmaz” sözünü kısaca açalım. Aralık ayında 56 $ olan ham petrol şimdi 96 $, 60 $ olan Brent petrol ise 108 $ düzeyine yükseldi. Petrol fiyatının; 100 $ üzerinde seyretmesinin dünya ekonomisine maliyeti 500 milyar $, her 10 $ yükselmesi küresel enflasyonu % 0.2 - % 0.4, bizde ise % 1 artıracağı hesaplandı. Yükselen petrol fiyatlarının üretim maliyetlerini artırması ve bunun fiyatlara olumsuz yansımasının meydana getirdiği sonuçlar, klasik söylem haline gelen salt gelişmiş ve geri kalmış ülkelerin değil, artık gelişmiş ülkelerinde önemli sorunu haline gelmiş durumdadır. Petrol fiyatlarının artması tüm ülkelerde üretim maliyetlerini dolayısıyla mal ve hizmetlerin fiyatlarını (enflasyon) artırırken, bireylerin reel alım gücünü azaltmaktadır. Böyle bir gelişme teknik olarak ülkelerin tamamının stagflasyon (işsizlik ve enflasyon) ile yüzleşmelerine yol açacaktır. Diğer olumsuz etkiler olarak ise, ülkelerin doğrudan katlandıkları mühimmat (bomba, füze, cephane, savaş araç gereçlerinin yakıt vb.) ile mürettebatın yemek içmek gibi günlük ihtiyaçlarının maliyeti, psikolojik yıpranmaları, finansal piyasalarda menkul varlıkların fiyatlarının aşırı volatilitesi ve global ölçekte yayılan karamsarlığın girişimcilerin reel sektöre yatırım yapmaktan kaçınacak duruma gelmesi şeklinde sıralanabilir. Reel sektörün (üretim ekonomisi) ekonomideki payının azalması, sorunların kalıcı olmasının ilk ve en önemli nedenidir.