Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Hükümetin söyledikleri halkın yaşadıkları

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Günümüzde iletişim araçları o kadar gelişti ve tüm ülkeleri öyle bir sardı ki, ölüm gibi, hayat gibi, hava gibi, su gibi; bu gerçekliklerden kaçma, kurtulma, görmeme ve etkilenme ihtimali bulunmamaktadır. Her ama her konuda dünyanın farklı bir yerinde meydana gelen bir olaydan, adeta ışık hızıyla herkesin haberi olmaktadır. Hem küresel hem de yerel ölçekte üzerinde durulması gereken asıl nokta, söz konusu haberlerin ne kadarının gerçekleri yansıttığı ne kadarının algı amaçlı servis edildiğidir. Algı mı ya da olgu mu daha ne olduğu bile anlaşılmayan haberleri; başta ekonomi, siyaset ve savaş olmak üzere, eğitim, sağlık, spor ve tüm toplumsal alanlarda görmek mümkündür. Örnek vermek gerekirse hükümetlerin yaptıkları olumlu faaliyetler ile, muhalefet partilerin olumsuzlukları nasıl abartarak anlattıklarını hepimiz yaşayarak görmekteyiz. Trump’ın israilin kışkırtmasıyla, İran’a başlattığı üçüncü ayının son haftasına girilen ve halen devam eden savaşın galibinin kim olduğunu net olarak söyleyecek bir kişi var mı? sorusunun cevabı, çok büyük bir olasılıkla hayırdır. Çünkü şu an için dünya, en büyük ekonomi ve askeri gücüne sahip olan ABD’nin tekelinde olan neredeyse tüm iletişim sisteminin (yazılı, görsel ve tüm sosyal platformlar - facebook  X, WhatsApp, Instagram, You Tube, Telegram, TikTok, Linkedln, Reddit, Quara vb.) verdiği haberleri, bilgileri, verileri, meydana gelen olayları ve gelişmeleri takip edebilmekte ve görebilmektedir. Böyle olunca da dünya kamuoyu ezici bir çoğunlukla ABD’nin zafer kazandığına inanırken, Trump’ın, İran’ın ekonomisini, savunma sistemlerini, petrol ve doğal gaz kaynaklarını perişan ettik, ortadan kaldırdık gibi açıklamalarına rağmen, neden hâla İran ile anlaşma görüşmelerinin devam ettiğini sorgulanmaması, akıllara gelmemesi, getirilmemesi veya sorgulanamaması başlı başına trajedidir.

Gelelim aynı temel konuda her ekonomi için olduğu gibi Türkiye için de orta ve uzun dönemde en önemli istikrar göstergesi olan enflasyon (TÜFE, Manşet Enflasyonu) konusuna. Ülkemizin resmi istatistik kurumu olan TÜİK’in her ayın 3’ünde açıkladığı enflasyon verilerinden sonra çıkan tartışmaların büyüklüğü ve devamlılığı hepimizce bilinmektedir. Yaygın olan kanı TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarının hükümetin isteklerine göre adeta ısmarlama olarak açıklandığı ve gerçekleri yansıtmadığıdır. Hükümet sahip olduğu iletişim kaynaklarını kullanarak enflasyon rakamlarının doğruluğunu kabul ettirmek amacıyla ağır bir propagandaya başvurmakta, gerçeğin bu olduğuna dair halkı buna inandırmaya çalışmakta ve halkın buna inanmasını istemektedir. Siyasi bakımdan karşıt görüşler bir yana, bilimsel kaynaklara dayalı açıklamaların önemli bir kısmı haber olarak yayınlanamamaktadır. Örneğin vatandaşların harcama bütçelerinde yaklaşık %70 yer kaplayan temel ihtiyaçların (gıda, giyim, kira, ulaşım vb.), TÜİK’in hesaplama sisteminde neden yaklaşık % 35 oranında yer aldığının sorgulanamadığı gibi. Türkiye’de bilimsel kriterlere uyularak doğru, gerçek ve dışarıdan herhangi bir müdahaleye kapalı olması koşuluyla, TÜİK’in güvenilir bir kurum olup olmadığına dair şu an bir anket yapılsa, sonucun ne çıkacağını takdirlerinize bırakıyorum.

Gerçekleri gizlemek, yok saymak ve ötelemenin sorunları çözmek anlamına gelmediğini, üstelik belli bir zaman sonra daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıktığını, ülkemiz özelinde yaşayarak görmedik mi? 4+4+4 zorunlu eğitim sisteminin ara eleman ihtiyacının önünü kapatacağının bilinmesine rağmen devam edilip ancak 14 yıl sonra yanlışlığının yavaş yavaş dillendirilmeye başlanması, üniversitelerin ön lisans programları ve lisans bölümlerine işsizliği ötelemek amaçlı hesap edilmeden öğrenci alınıp bunlar mezun olup çok büyük kısmı iş bulamayınca üniversiteler iş bulma yeri değildir türünden açıklamalar yapılarak işin içinden sıyrılmaya çalışılması gibi.

Yazarın Diğer Yazıları