Küresel ekonomide rekabette öne geçmenin şifreleri (III)
Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal
Ülkelerin gelişmesinin temelinin eğitim, bilim, insan, inovasyon ve ileri teknoloji odaklı imalat sanayine dayalı sürekli yatırım yapmaktan geçtiği, batılı gelişmiş ülkelerin sürekli tekrarlayarak dünyaya empoze ettiği, adeta slogan halinde getirdiği bir mottodur. Ancak söylemde kalan, uygulamada ise tam tersi durumun yaşandığı net olarak ortadadır. 1971 yılında altın karşılığı para basımı bağlantısını kaldıran ABD bu vakitten sonra, soğuk savaş ortamını, tek rezerv para halindeki doların gücünü de kendi lehine; ekonomi, askeri, bilim ve teknolojide atılım yaparak dünya lideri oldu. XX. yüzyılın son yarısından itibaren Çin, Japonya, G. Kore, Endonezya, Singapur, Tayvan ve Malezya gibi bazı uzak doğu ülkelerinin; avantajlı durumdaki ucuz emek başta olmak üzere enerji kaynaklı gelişimini AR-GE harcamalarıyla desteklemesi sonucu, ABD ve AB ülkeleri ile, gelişmekte yolundaki ülkeler arasındaki makas daralmakla kalmayıp, batılı ülkeler aleyhine gerçekleşti. Rezerv para olarak dünyada herkes tarafından kullanılan dolar üzerinden senyoraj geliri elde ederek ekonomisini çevirmeye çalışmasının başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdı. Nitekim öyle de oldu. (Çin, Meksika, AB ülkeleriyle yaptığı ticarette ABD’nin büyük açıklar vermesi) Bu vakitten sonra devamlı savundukları serbest piyasa, bilim ve inovasyon yoluyla kalkınma ve rekabet kavramlarından, özellikle Trump ikinci defa başkan olduktan sonra tamamen uzaklaşıldı. Şimdi geçerli realite “haklı olanın güçlü değil, güçlü olanın haklı” olduğu durumdur, hem de bizzat demokrasinin beşiği kabul edilen ABD ve ortaya çıkacak parsadan pay kapma peşindeki yancılarının (Almanya, İngiltere, Fransa, S. Arabistan, Birleşmiş Arap Emirlikleri, israil gibi) başını çektiği ülkelerin evrensel hukuk ve insan haklarını rafa kaldırılması pahasına.
Hemen tüm ülkeler için demokrasi, özgürlük, vatan – toprak - bayrak, insan hakları, can - mal güvenliği gibi kavramların her daim koşulsuz bir şekilde tartışmaya kapalı olmasına rağmen; günümüzde küresel ekonomide rekabette öne geçmenin şifreleri bizzat demokrasi ve özgürlük havarisi geçinen Trump’lı ABD’nin başını çektiği batılılar tarafından, dünyanın gözüne adeta sokulurcasına; Uzakdoğu ülkeleri karşısında gelişim yarışında kaybeden Trump’ın ABD’nin iktisadi, askeri ve iletişim (yazılı ve görsel basın, sosyal platform) alanındaki tekelleşmiş gücünü arkasına alarak bölge, uzaklık, yakınlık, gelişmiş, gelişme yolunda ve geri kalmış olmasına bakılmaksızın; enerji, petrol, doğal gaz, nadir elementler bakımından zengin ülkelerin (Venezüella, Ukrayna, Grönland, Sudan, Suriye, Irak) varlıklarına yeniden çökmesi şeklinde yeniden dizayn edildi. Artık hiçbir ülkenin, istediği ülkeye uydurma bahanelerle saldırmayı normal gören ABD ve gelişmiş batılı destekçileri karşısında, hiçbir ülke kendisini güven içinde saymamalıdır. Diğer ülkelerin batılı ülkeler karşısında müdahale uğramamasının yolu; halkıyla bütünleşip ne pahasına olursa olsun sahip oldukları emtialarını askeri savunma sistemlerini caydırıcı olarak güçlendirip korumaktan geçmektedir. Bunun başka yolu da yoktur. ABD ve batılı ülkelerin özgürlük, evrensel hukuk ve insan hakları gibi janjanlı açıklamalarına inanan ülkelerinin, her an müdahale ile karşı karşıya kalmaları sürpriz olmayacaktır, hem de demokrasi adına.