Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Hücredeki çığlık: 'Soykırımın görünmeyen yüzü'

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Filistin, sadece harita üzerinde bir coğrafya değil, bugün insanlık onurunun ve Müslüman izzetinin devasa bir zindanda sınandığı kutsal bir cephedir. Siyonist akıl, on yıllardır süren işgal, sürgün ve katliam projesini artık yeni ve daha karanlık bir safhaya taşıyor. Gazze’nin toprağı kanla sulanmaya devam ederken, İslam’ın ilk kıblesi Mescid-i Aksa, mahzun ve tehdit altında, bir ümmetin uyanışını bekliyor. Bölgeyi ateşe vermekten çekinmeyen bu yayılmacı zihniyet, bir yandan Batı Şeria’yı adım adım ilhak ederken, diğer yandan bu zulmü “hukuk” kılıfı altına gizleyerek Müslümanları idama mahkûm eden yasaları tek tek yürürlüğe koyuyor.

Uluslararası örgütlerin Knesset’in kabul ettiği idam yasasını “ayrımcı” ya da “apartheid sisteminin bir parçası” olarak tanımlaması, gerçeğin sadece kıyısında dolaşmaktır. Bu nazik akademik terimler, sahadaki vahşeti tarif etmekte aciz kalıyor. Zira bu yasa, bir adalet arayışı değil, Filistinli tutsakları uluslararası denetimin uzağında, yargısal külfetlerden kurtularak daha hızlı ve sistemli bir şekilde katletme ayinidir. Aslında İsrail için hukuk, sadece bir halkla ilişkiler malzemesidir. 7 Ekim’den bu yana işkence tezgâhlarında son nefesini veren yüzlerce mahkûm, bu sistemin “yasa” denilen kağıt parçalarından çok daha önce kanla işlediğini dünyaya haykırmaktadır. 1967’den beri bir milyona yakın insanın zindanlardan geçmesi, bir halkın topyekûn esaret altına alınma girişimidir. Bu, modern dünyanın gördüğü en sistematik “insansızlaştırma” projesidir.

Filistin bugün, şehirlerarası bariyerler ve bitmek bilmeyen yasaklarla adeta Hz. Âdem (a.s.)’dan bu yana yeryüzünün gördüğü en büyük açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür. Ancak düşmanın derdi sadece bu insanları dört duvar arasına hapsetmek değil, ruhlarını ve iradelerini de öldürmektir. İşgalci rejimin bakanlarının, mahkûmların sabah ekmeğini “lüks” görüp kaldırmaya yemin etmesi, bir halkın sadece karnını değil, haysiyetini hedef alan bir nefretin dışavurumudur. Eski bir bakanın Filistinliler için kullandığı “insan hayvanlar” nitelemesi, bu devlet aklının Müslümanı sadece bir rakip değil, yaşam hakkı olmayan bir varlık olarak gördüğünün en açık delilidir.
Hapishane duvarlarının ötesinden gelen feryatlar, Gazze’deki yıkımın bir yansımasıdır. Mervan Barguti gibi sembol isimlerin hücrelerinde darp edilmesi, kaburgalarının kırılması ve en temel haklarından mahrum bırakılması, işgalcinin korkusunun bir nişanesidir. Sadece siyasi liderler değil, Dr. Hüsam Ebu Safiye gibi şifacılar da “yasa dışı savaşçı” yaftasıyla karanlık hücrelerde sağlığını yitirmekte, bir halkın hafızası ve birikimi yok edilmek istenmektedir. Bugün on bin mahkûmun her nefesi, bu idam yasasının gölgesinde bir bekleyişe dönüşmüştür.

Bu meseleyi sadece “ayrımcı bir yasa” olarak görmek, büyük resmi ıskalamaktır. Yaşananlar, Gazze’de zirveye ulaşan soykırımın, demir parmaklıklar ardına sızmış, kravatlı ve mühürlü halidir. Bu noktada Müslümanlar için siyasi bilinç, sadece bir mağduriyete üzülmek değil, bu “kurumsallaşmış vahşeti” tanımak ve ona karşı tek yürek olmaktır. Filistinli mahkûmların kırılan her kemiği, aslında ümmetin sessizliğinin bir sonucudur. Unutulmamalıdır ki, hukuk maskesi takmış bu cinayet şebekesine karşı en büyük silah, hakkın ve adaletin tavizsiz savunuculuğunu yaparak bu küresel hapishanenin duvarlarını bilinçle yıkmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları