Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

İtikâf ve modern çağda manevi inkişaf

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Günümüz dünyası, insanı kendi özünden uzaklaştıran, zihnini bitmek bilmeyen bir gürültü hapsine alan ve ruhunu sığ kıyılarda yoran devasa bir çark gibidir. Hızın kutsandığı, hazzın merkeze alındığı bu çağda, mümin için en büyük sığınak ve ruhsal rehabilitasyon merkezi kuşkusuz Mübarek Ramazan ayıdır. Ramazan, başlı başına bir arınma mevsimidir; ancak bu arınma eyleminin zirve noktası, modern insanın en çok ihtiyaç duyduğu fakat çoğu zaman ihmal ettiği o kutlu durak olan "itikâf" ibadetidir.

Sözlükte "alıkoymak, bir yere yerleşmek ve dış dünyadan el çekmek" anlamına gelen itikâf, terim olarak bir müminin, Ramazan’ın son on gününde Rabbiyle baş başa kalmak niyetiyle mescitte inzivaya çekilmesidir. Bu, Peygamber Efendimiz’in (a.s) ömrü boyunca hiç terk etmediği bir sevdadır. O, Medine’nin o mütevazı mescidinde bir "Türk çadırı" kurdurarak dış dünyayla bağını keser, tüm benliğiyle sonsuzluğun sahibine yönelirdi. Bu yöneliş, aslında ruhun kendi kozasına çekilmesidir. Modern psikolojinin bugün "dijital detoks" ya da "zihin boşaltma" dediği şey, İslam medeniyetinde bin dört yüz yıldır "itikâf" adıyla ruhun şifası olarak uygulanmaktadır. Ancak itikâf, sadece zihni boşaltmak değil, boşalan yerleri ilahi nurla, zikirle ve tefekkürle doldurmaktır. Bakara Suresi’nde zikredilen "Mescitlerde itikâfa çekilmişken..." (Bakara 187) hitabı, bu eylemin ilahi bir sınır ve koruma kalkanı olduğunu bizlere hatırlatır.

İtikâf, hayatı yavaşlatarak mümin insanın Yüce Allah’a bütün benliğiyle teslim olmasıdır. Bir Müslüman, nefsani ve şehevi arzularına "dur" diyerek vaktini sadece Yaratan’a ayırdığında, ruhunda muazzam bir inkişaf (gelişim) meydana gelir. Bu süreçte kişi, kendi iç dünyasına tuttuğu bir projeksiyonla hatalarıyla yüzleşir, günahlarının ağırlığından istiğfarla kurtulur ve sarsılan manevi dengesini yeniden kurar. Psikolojik açıdan itikâf, bir "öz-denetim" ve "farkındalık" zirvesidir. İnsan, sosyal maskelerinden, unvanlarından ve dünyevi rollerinden sıyrılır; sadece "kul" olarak kalır. Bu yalınlık, kişiye sarsılmaz bir iç huzur ve özgüven kazandırır. Buradan elde edilecek manevi hâsıla, cami çıkışında son bulmaz; aksine bir alışkanlık (itiyat) haline dönüşerek kişinin ahlakını güzelleştirir, sabrını artırır ve hayata bakışını daha hikmetli kılar.

İtikâfın Ramazan’ın son on gününe hasredilmesinin en büyük hikmeti, "bin aydan daha hayırlı" olan Kadir Gecesi’ni ihya etmektir. Hz. Ayşe (r.a.) validemizin rivayetiyle biliyoruz ki Efendimiz, bu günlerde ibadet hususunda görülmemiş bir gayret gösterir, gecesini ihya eder ve ailesini de bu manevi şölene uyandırırdı. İtikâfa giren kişi, bu on günlük sürede adeta bir "zaman genişlemesi" yaşar. Her anı ibadet sayılan bu zaman diliminde gönül gözü açılır, ruhun üzerindeki tozlar temizlenir ve hayatına kuşatıcı bir rahmet saçılır. Günümüzde reiki, yoga veya meditasyon gibi Uzak Doğu kökenli ritüellerde huzur arayan seküler zihinler, aslında insanın fıtratındaki o "mutlak sükûn" arayışının bir yansımasıdır. Ancak bu ritüeller genellikle sadece yüzeysel bir rahatlama vaat ederken; huşu ile kılınan bir namaz, caminin huzurlu atmosferinde yapılan derin bir tefekkür ve itikâfta geçen vakitler, ruhu kökten dönüştüren muhteşem bir tezkiye (temizlenme) ameliyesidir. Gerisi, kalıcı bir şifa sunmayan geçici, beyhude uğraşlardır.

İtikâf; kendimizi, Rabbimizi ve yaşam amacımızı yeniden keşfettiğimiz bir mirastır. Bu sünneti ihya etmek, modern çağın kuşatması altındaki kalplerimize vurulmuş en güçlü mühürdür. Kadınların evlerinin sessiz bir köşesinde, erkeklerin ise beş vakit namaz kılınan mescitlerde gerçekleştirebileceği bu ibadet, toplumun manevi bağlarını kuvvetlendiren gizli bir dayanaktır. İtikâfa giren bir mümin; Kur’an okuyarak vahiyle yıkanır, dua ederek arzu ve isteklerini denetim altına alır, zikirle kalbini cilalar ve dünya işlerinden ilgisini keserek kendi iç muhasebesini yapar. Bu süreç sonunda camiden çıkan kişi, sadece dinlenmiş bir bedenle değil; arınmış, tazelenmiş ve istikametini bulmuş bir ruhla hayata döner.

Ne mutlu, ihyası unutulan bir çağda itikâf sünnetini gönlünde ve hayatında ihya edenlere! Ne mutlu, o mukaddes yalnızlıkta Gerçek Dost’u bulanlara…

Yazarın Diğer Yazıları