Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Kurban: Bir hayat tasavvuru

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Modern dünyanın mekanik çarkları arasında kaybolan insan için zaman, sadece tükettiğimiz bir takvim yaprağından ibarettir. Oysa İslam inancında zaman; doğrusal bir akışın ötesinde, ilahi lütufların yeryüzüne tecelli ettiği, kulun Rabbiyle olan bağını tazelediği mukaddes duraklarla bezelidir. Kâinatı hikmet ve rahmetiyle düzenleyen Yüce Allah, bazı zaman dilimlerini diğerlerine üstün kılmış ve onları adeta birer “manevi yükseliş” vesilesi yapmıştır. İşte Kurban Bayramı, bu mübarek zaman dilimlerinin en ihtişamlı zirvesidir. Âlemlere Rahmet Efendimizin (s.a.v.) “Allah katında en büyük gün Kurban Bayramı günüdür” beyanıyla tescillenen bu vakit; haccın evrenselliği, kurbanın sadakati ve tekbirlerin coşkusuyla örülmüş “en büyük hac günü”dür.

Kurban Bayramı, kökleri insanlık tarihinin en şerefli sayfalarına uzanan kadim bir sürekliliğin sembolüdür. Bu ibadet, günümüz insanını geçmişin salihleri ve peygamberlerin adanmış ruhlarıyla buluşturan manevi bir köprüdür. Kur’an-ı Kerim’in “Onların yol göstericiliğine uyun” (En’âm, 6/90) emri uyarınca, her kurban bayramında Hz. İbrahim’in sarsılmaz sadakatini ve Hz. İsmail’in eşsiz teslimiyetini kalbimizde yeniden yaşarız. Bu tarihsel bağ, modern çağın yalnızlığa ittiği bireye “kozmik bir boşlukta olmadığını”, aksine yüce ve kadim bir geleneğin kıymetli bir parçası olduğunu telkin eder.

Kurban Bayramı, İslam’ın “şeair” denilen o azametli sembollerinin en gür nida ile yeryüzüne ilan edildiği müstesna bir zamandır. Getirilen teşrik tekbirleri, kesilen kurbanlar ve Arafat'tan Müzdelife'ye uzanan o muazzam hac yolculuğu, ilahi iradeye duyulan teslimiyetin fiziki ve mali birer nişanesidir. Ayet-i kerimede buyurulduğu üzere: “Kim Allah'ın şiarlarına saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalbin takvasındandır” (Hac, 22/32). Bu ritüeller, sadece bireysel bir arınma değil, aynı zamanda Müslüman topluluğun ayırt edici kimliğini oluşturan kolektif bir bilinç inşasıdır. Bu ortak değerler etrafında kenetlenmek, ümmetin manevi yapısını bir arada tutan en güçlü harçtır.

İnsan fıtraten “kaygılı ve sabırsız”  yaratılmıştır. Hayatın getirdiği ekonomik belirsizlikler, hastalıklar ve dünyevi hırslar, Allah ile bağı zayıflayan bireyde derin bir varoluşsal huzursuzluk ve anksiyete yaratır. İşte bu noktada bayram ve kurban ibadeti, ruhsal bir bağışıklık sistemi gibi devreye girer. Hicr Suresi 97-98. âyetlerinde

Efendimize hitaben buyurulan “Ve biz biliyoruz ki, onların söylediklerinden dolayı yüreğin sıkıntı çekiyor, öyleyse Rabbinin övgüsünü yücelt ve secde edenlerden ol” ayeti, psikolojik daralmaların yegane şifasını zikir ve ibadette gösterir.

Kurban kesen mümin, en sevdiği dünya malından vazgeçebileceğini bizzat eylemiyle ispat ederek kalbindeki dünyevi prangaları kesip atar. “Rızkı veren Allah’tır” inancıyla geleceğe dair duyduğu o kaygılı titreyiş yerini vakar ve metanete bırakır. Teslimiyet, sorumluluktan kaçmak değil, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Mutlak Güç’e bırakmanın verdiği omuz hafifliğidir. İşte o muazzam sarsılmazlık halinin adı kalbin itmi'nana (dinginliğe) kavuşmasıdır.

Modern insan, sonsuz seçenekler arasında “en doğruyu” seçme yükü altında ezilmekte, sürekli bir “karar verme felci” yaşamaktadır. Oysa Tâhâ Suresi 123. ayetteki "Kim benim hidayetimi takip ederse ne sapar ne de azap çeker" müjdesi, mümin için psikolojik bir güvenlik zırhıdır. Hidayet, hayatı ilahi bir amaçla doldurarak insanı anlamsızlık azabından kurtarır. Ayağını insanların değişken fikirleri gibi kaygan zeminlerden çekip, “kaya gibi sağlam bir hakikate” basan mümin, krizler ve sosyal dışlanmalar karşısında asla savrulmaz. Sapsa bile, kalbindeki pusula onu hemen ilahi merkeze geri çeker.

Kurban Bayramı'nın sosyolojik çıktısı ise aile ve akrabalık bağlarının (sıla-i rahim) yeniden ihyasında saklıdır. İslam’ın aileyi toplumun kalesi olarak görmesi, bayram ziyaretlerini sadece bir gelenek değil, dini bir sorumluluk haline getirir. Bir hadis-i kutsi’de: “Ben Allah'ım, Ben Rahmân'ım. Rahmi (akrabalığı) Ben yarattım ve ona Kendi ismimden türettiğim bir isim verdim. Kim onun bağlarını korur ve gözetirse (sıla-i rahim yaparsa), Ben de onunla bağımı korur ve onu gözetirim. Kim de onun bağlarını koparırsa, Ben de onunla bağımı koparırım."  (Ebû Davud “Zekat” 45) buyuran Cenab-ı Hak, toplumsal barışın sigortasını bu bağlara yüklemiştir.

Bununla birlikte kurban, kelimenin tam anlamıyla bencil dünyamıza meydan okuyan bir “paylaşım ekonomisi” modelidir. “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır” ilkesi gereği; aç bir karnın doyurulması, mahzun bir kalbe neşe verilmesi ve bir tebessümün sadaka sayılması, toplumu her bir parçasının birbirini desteklediği muhkem bir bina haline getirir.

Nihayetinde Kurban Bayramı, bizzat bir hayat tasavvurudur. Tarihsel derinliğiyle bize kimlik kazandıran, ibadetleriyle ruhumuzu teskin eden ve sosyal emirleriyle toplumu kenetleyen bu mübarek zaman dilimi, insanı “yeryüzünde halife” olma onuruna yaraşır bir olgunluğa eriştirir. Bu bayramda da rehberimiz şu evrensel ilahi ilke olmalıdır: "İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın." (Maide 2). Bu pusulayı hayatımızın merkezine koyabildiğimiz ölçüde, geçirdiğimiz her gün bayram, attığımız her adım Allah’ın rızasına bir mukaddes yürüyüş olacaktır.

Kurban Bayramımız mübarek, kalplerimiz mutmain olsun!..

Yazarın Diğer Yazıları