Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Yarı zamanlı Müslümanlık anlayışı…

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Modern insan hiç olmadığı kadar bölünmüş, parçalanmış ve roller arasında sıkışmış durumda. Sabah plazada acımasız kapitalist kurallarla hayatta kalmaya çalışan, akşam ailesine vakit ayıran, hafta sonu ise seccadesinin başında iç huzuru arayan insan, modernitenin ruhuna dayattığı bu “bölünmüşlüğü” kanıksamış vaziyette. Oysa İslam, insanın hayatını “seküler” ve “kutsal” diye iki kompartımana ayırmasını reddeder. Bu bütünsel duruşun, tabiri caizse Müslümanca varoluşun en net ve sarsıcı manifestosu ise En’âm Suresi 162. ayetinde gizlidir: “De ki: Benim namazım, ibadetlerim (kurbanım), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

Peki, 21. yüzyılın karmaşasında bu kadim ilan bizim için ne anlama geliyor? Ayetin her bir kavramı, modern hayatın çıkmazlarına nasıl birer reçete sunuyor? Gelin, birlikte bakalım.

Modern dünya bize sürekli yeni kimlikler dayatıyor: Tüketici, çalışan, takipçi, kariyer basamaklarını tırmanan bir figür... İnsan, popüler kültürün akıntısında “Ben kimim?” sorusunun cevabını kaybetmek üzereyken ayet doğrudan bir emirle başlar: “De ki!” Bu emir, bir gizlenme veya çekingenlik psikolojisini kökten reddeder. Mümin için bu; sosyal medyada, iş yerinde, kampüste veya sokakta kimliğini gizlemeden, rüzgâra göre şekil almadan, duruşunu tüm dünyaya ve kendi nefsine karşı bir aidiyet beyanı olarak haykırmasıdır. “Ben buradayım ve kime ait olduğumu biliyorum” demenin ilk adımıdır.

Günümüz insanının en büyük şikâyetlerinden biri “zamansızlık”. Toplantılar, teslim tarihleri, bitmek bilmeyen bildirimler arasında gün akıp gidiyor. İşte bu keşmekeşte, namaz, hayatı kaostan kurtarıp kozmosa (düzene) sokan merkez üssüdür.  Hayatın merkezine namazı koymak; iş hayatını, sosyal aktiviteleri veya tatil planlarını namaz vakitlerine göre formatlamaktır. “Şu işim bitsin de namazı kılarım” mantığından, “namaz vakti yaklaşıyor, işimi ona göre ayarlayayım” bilincine geçmektir. Telefon ekranına bakarak güne başlamak yerine, sabah namazıyla güne “ben güne O’nun huzurunda başladım, bugün bana kimse zarar veremez” özgüveniyle adım atmaktır.

“Nüsük”  kelimesi, hem genel anlamda tüm ibadetleri hem de özel anlamda Allah için kan akıtmayı, yani kurbanı ifade eder. Çıkar, menfaat ve “kar-zarar” eksenine sıkışmış modern ilişkiler ağında bu kavram, saf adanmışlığı simgeler. Günümüzde her şey bir “karşılık” üzerine kuruludur; network kurmak, sponsor bulmak, beğeni toplamak... “Nüsük” ise tam tersine, hiçbir dünyevi alkış beklemeden sadece O’nun rızası için bir şeylerden vazgeçebilmektir. Maaşından yetime pay ayırırken (infak), uykundan bölüp seccadeye yürürken ya da kurban ibadetini eda ederken dünyaya şu mesajı verirsin: “Benim bu hayattaki tek motivasyonum dünyevi çıkarlar veya alkışlar değil, tüm fedakârlıklarım yalnızca O’nun rızası içindir.”

Ayetin modern insanı en çok sarsan, tabiri caizse konfor alanını en çok tehdit eden kelimesi belki de budur. Müslümanlık sadece cuma gününe, seccadeye ya da cami duvarları arasına sıkıştırılamaz.  “Hayatım Allah içindir” demek; ticaret yaparken “herkes faizle, hileyle büyüyor, ben de yapayım”  dememektir. Evlenirken, ev döşerken ya da bir düğün organize ederken sosyal medyanın “gösteriş ve lüks” trendlerine değil, İslam'ın sadelik ve helal sınırlarına göre hareket etmektir. İzlediğin dijital içerikten, attığın tweete; iş yerindeki dürüstlüğünden, trafikteki sabrına kadar hayatın her alanını ibadete dönüştürmektir. Din ile dünyayı ayırmadan, hayatı tek parça halinde yaşamaktır.

İnsanlık tarihinin en büyük korkusu ölüm ve yok oluştur. Sigorta şirketleri, yaşlanma karşıtı endüstriler hep bu korkudan beslenir. İrade dışı olan ölüm, nasıl Allah’a adanır? Bu bir teslimiyet sigortasıdır. “Allah’ım, yarın başıma ne geleceği korkusuyla, rızık endişesiyle yaşamıyorum. Canımı nerede, ne zaman ve nasıl alacaksan senin takdirine şimdiden razıyım” diyebilmektir. Ayrıca arkanda bırakacağın mirasın temiz olması, dijital ayak izlerinin günah kapısına dönüşmemesi ve son nefesi onurlu, imanlı bir şekilde teslim etme niyetidir. Ölümü unutturmaya çalışan bir dünyaya karşı, ölüme meydan okuyan bir teslimiyettir.

Tüm bu eylemlerin (namazın, hayatın, ölümün) tek bir adresi vardır: Makro ve mikro tüm âlemleri yaratan, yöneten, besleyen ve büyüten Allah.  İnsan patronuna, liderine, takipçilerine ya da el âlem ne der putuna köle olduğunda tükenir. Ayet bize der ki: Sen sıradan, fani ve senin gibi aciz varlıklara hesap vermek zorunda değilsin. Sen, galaksilerden atom altı parçacıklara kadar her şeyin mutlak hâkimi olan “Âlemlerin Rabbi”ne aitsin. Bu şuur, insanı kulun kula kul olmasından kurtaran en büyük özgürlük formülüdür.

Sonuç olarak, En’âm 162, bize “yarı zamanlı” bir Müslümanlık olamayacağını söyler. “Cumaları dindarım ama ticarette acımasızım”, “Namazımı kılarım ama yaşam tarzıma, eğlenme biçimime din karışamaz” diyen dünyevileşmiş din algısını kökten yıkar. Bu ayet; yalnızlık girdabında boğulan, hayatına bir anlam arayan ve kimlik krizi yaşayan modern insan için muazzam bir sığınak, sarsılmaz bir aidiyet limanı ve bütünüyle yaşanması gereken bir hayat manifestosudur. Hayatını bu ayete göre senkronize eden bir insan için artık kaygı, amaçsızlık ve yenilgi yoktur; çünkü o, bütünüyle sahibine dönmüştür.

Yazarın Diğer Yazıları