Salih Küçükiba

Milli rezalet

Salih Küçükiba

24 Yıllık Hasretin Sonu: 0 Gol, 0 Puan, Koca Bir Utanç! Dile kolay 24 yıl…

Milyonlarca insan bu günü bekledi.

Yıllarca “Bir gün yine Dünya Kupası’nda olacağız.” dedik.
Olduk…

Peki ne yaptık?
İki maç… Sıfır puan…Sıfır gol…Son maçın da bi önemi kalmadı artık !

Ve tarihe geçecek büyüklükte bir hayal kırıklığı…

Üstelik karşımızda dünya futbolunun devleri yoktu.

Avustralya ve Paraguay…
Kadro değerine baktığınızda Türkiye’nin gerisinde kalan iki takım…

Ama sahaya çıktığınızda forma değil karakter konuşur.

Bizim milyon euroluk yıldızlarımız ise ne karakter koyabildi ne de sorumluluk alabildi.

Top çevirdiler…

Yan pas yaptılar…

Alkış beklediler…

Ama kaleye şut atmayı unuttular. Attıkları şutlar da dağa taşa. Hakan Çalhanoğlu ve Arda Güler topa iyi vurur dedik onlar da fiyasko çıktı. Ne sorumluluk aldılar, ne de takımı ateşlediler.

Kadro değerimize bakıyorsun; Avustralya’yı da Paraguay’ı da cebinden çıkarır. Ama sahaya bakıyorsun; ruhsuz, sorumluluk almaktan kaçan, "ben oldum" havasında bir oyuncu grubu. İşin ciddiyetini o kadar kavramamışlar ki, akılları sahada değil podcast yayınlarında, Instagram beğenilerinde, Twitter trendlerinde! Milli takım kampı mıdır, YouTube stüdyosu mudur belli değil.

Dünya Kupası’nda iki maç oynayıp gol atamayan bir Türkiye !

Bunun açıklaması olamaz..

Bugün herkes dönüp aynaya bakmalı.

Özellikle de bazı futbolcular…

Saha içinde görünmeyip saha dışında ise podcastlerle, sosyal medya paylaşımlarıyla, Instagram videolarıyla ve X paylaşımlarıyla gündem olmayı tercih edenler…

Milli forma, içerik üretme forması değildir.

Taraftar sizden mikrofon başında sohbet etmenizi değil, sahada mücadele etmenizi bekliyor.

Kamuoyunda kamp döneminde transfer gündemlerinin konuşulması ve saha dışındaki işlerin ön plana çıkması da ister istemez “Acaba odak tamamen Dünya Kupası mıydı?” sorusunu akıllara getirdi.

Sahada gösterilmeyen ciddiyet, ekranlarda gösterilen rahatlıkla birleşince ortaya bu utanç tablosu çıktı.

Milyonlar kazanan bazı oyuncular belli ki “Ben oldum.” zannetmiş.

Oysa milli takımda kimsenin kredisi yoktur.

Forma geçmiş başarılarla değil, o günkü mücadeleyle taşınır.

Sahada yürüyen yıldız deği, koşan asker gerekliydi

Türkiye bunu göremedi.

Gelelim teknik direktör Montella’ya…

Avustralya maçında Kerem Aktürkoğlu’nu doğal mevkisinin dışında forvette oynattı.

Olmadı.

Herkes gördü.

Ama sadece Montella göremedi.

Aynı yanlışı Paraguay maçında da sürdürdü.

İnat, teknik adamların en büyük düşmanıdır.

Bir hata yapılabilir.

Ama aynı hata ikinci kez yapılıyorsa bunun adı artık tercih değil, sorumluluktur.

İki maç boyunca yüzlerce pas…

Sonuç?

Sıfır gol.

İstatistikler topa sahip olduğunuzu yazabilir.

Skor tabelası ise sadece beceriyi yazar.

Ve o tabelada Türkiye adına koca bir sıfır vardı.

Paraguay 10 kişi kaldı.

Herkes “Şimdi baskı kuracağız.” dedi.

Ama bırakın galibiyeti…

Bir gol bile atılamadı.

On kişi kalan rakibe karşı üretkenlik gösteremeyen bir takımın Dünya Kupası’nda işi zaten yoktur.

En acısı da ne biliyor musunuz? Rakip Paraguay sahada 10 kişi kalmış. Dakikalar geçiyor, baskı kurup gol atman gerekirken sahada ne yaptığını bilmeyen bir kör dövüşü izliyoruz. 10 kişi kalmış rakibe karşı bir gol bile bulamamak, Türk futbol tarihinin en büyük utanç sayfalarından biridir.

Deniz Gül ve Can Uzun Olayı;

Aylarca tartışıldı.

Hak ettikleri halde yeterince düşünülmedikleri eleştirileri yapıldı.

İşler tamamen çıkmaza girdikten sonra ise ikisi birden oyuna alındı.

Hem de artık iş işten geçmişken…

Bu değişiklikler çözüm üretmek için değil, çaresizliğin itirafı gibiydi.

Turnuvadan önce "Deniz Gül ve Can Uzun’a gerek yok" diyen dahi (!) teknik direktörümüz, Paraguay karşısında duvara toslayınca, iş işten geçtikten sonra panikle ikisini birden oyuna aldı. Geç kalmış, planlanmamış, acizlik kokan bu hamle Montella’nın taktiksel iflasının en net belgesidir.

Bir başka büyük hayal kırıklığı ise Uğurcan Çakır oldu. Kulübünde zaman zaman tek başına maç kazandıran refleksleri gösteren kaleci, Dünya Kupası sahnesinde bambaşka bir görüntü verdi. Avustralya’nın ve Paraguay’ın benzer mesafelerden bulduğu goller karşısındaki çaresiz görüntüsü, milli takım adına gecenin en acı fotoğraflarından biriydi. Kulübünde kahraman olan bir kalecinin milli formayla aynı güveni verememesi sorgulanmalıdır.


Bir başka tartışma ise ‘Kadro Tercihleri’

Dünya Kupası öncesinde formuyla öne çıkan Aral Şimşir kadroya alınmadı.

Konyaspor’da başarılı bir sezon geçiren Adil Demirbağ da tercih edilmedi.

Elbette teknik direktör seçim yapar.

Ancak böylesine ağır bir başarısızlıktan sonra alınmayan her oyuncu yeniden tartışılır.

Çünkü sonuçlar bütün tercihleri sorgulatır. Samet Akaydın’ın seçildiği bir ülkede kendisini inanılmaz geliştirmiş ve formda olan bir Adil Demirbağ’ın Milli Takıma seçilmemesi aslında olayın sadece Milli olmadığını, Gs,Fb veya Beşiktaşta forma giymeyen futbolcunun cezalandırılması sistemenine dayandığını açık seçik gösteriyor. Örneğin; Abdülkerim Bardakçı Konyaspor’da yakaladığı prime döneminde bile Milli Takıma seçilmemiş Galatasaray’a transfer olduğu sezon seçilmişti.

Türkiye Futbol Federasyonu da bu tablonun dışında değildir.

Milli takım kampındaki ciddiyetin korunması, saha dışı gündemlerin yönetilmesi ve oluşan tartışmalara zamanında müdahale edilmesi de yönetimin sorumluluğudur.

Ortaya çıkan tablo yalnızca teknik heyetin değil, futbolun yönetim anlayışının da sorgulanmasına neden olmuştur.

Ve Hakan Çalhanoğlu…

Sahada beklenen liderliği gösteremeyen kaptanın maç sonrasında kameraların karşısına geçip “İyi mücadele ettik.” açıklaması yapması, milyonlarca futbolseverin tepkisini daha da büyüttü.

Bazen futbol sadece skor değildir.

Bazen taraftar samimiyet ister.

“Başaramadık.”

“Üzgünüz.”

“Bu performans bize yakışmadı.”

Bu cümleleri duymak ister.

Çünkü iki maçta sıfır gol atan bir takımın performansını “iyi mücadele” diye tanımlamak, hayal kırıklığını yaşayan taraftarın duygusuyla örtüşmüyor.

ABD’nin iki gol attığı Avustralya’ya, 10 kişi kalan Paraguay’a Türkiye’nin tek bir gol bile atamaması sadece istatistik değildir.
Bu, futbol aklının iflasıdır.

24 yıl bekleyen milyonlarca insanın umutlarının boşa çıkmasıdır.

Artık kimse bahane üretmesin.

Ne topa sahip olma oranı…

Ne pas yüzdesi…

Ne bireysel kalite…

Hiçbiri tabelayı değiştirmedi.

Tarih sadece şunu yazacak:

Türkiye… Dünya Kupası… 2 maç… 0 puan… 0 gol… Haiti ile birlikte elenen takım !

Bundan daha ağır bir özet olabilir mi?

Bu başarısızlığın bedeli olmalıdır.

Türk futbolu yeni bir başlangıç yapmak istiyorsa önce sorumluluk alınmalıdır.

Montella görevini bırakmalıdır.

Türkiye Futbol Federasyonu yönetimi de bu tablo karşısında hesap vermeli ve gereken sorumluluğu üstlenmelidir.

Çünkü bu yalnızca bir turnuva vedası değil…

Milyonlarca insanın hayallerinin, umutlarının ve 24 yıllık özleminin enkaza dönüşmesidir.

Ve bunun adı tarihe tek cümleyle geçecektir:

Milli Rezalet !

Yazarın Diğer Yazıları